Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 79-83, 2002
Alman çoban köpeğinde articulatio temporomandibularis ve çiğneme kaslarının anatomisi*
Mustafa Kemal Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Hatay
Özet: Alman çoban köpeğinde articulatio
temporomandibularis’in morfolojik yapısının belirlenmesinin yanısıra, çiğneme
unsurları ile ilgili kapsamlı bir incelemenin bulunmayışı, çalışmanın amacını
oluşturdu. Araştırma 8 adet ergin Alman çoban köpeği başında yapıldı. Eklem ve
discus articularis’in histolojik olarak incelenmesi için 4 adet baş kullanıldı.
Diğer başlarda çiğneme kasları ve eklemin makroskobik bulguları incelendi.
Eklemin kemiksel yapısını oluşturan caput mandibulae ve fossa mandibularis’in
latero-medial yönde olduğu görüldü. Temporomandibular eklemi bağımsız iki
boşluğa ayıran discus articularis’in eklem kapsülüne ve fissura
petrotympanica’ya (Glaser yarığı) bağlandığı tespit edildi. Fibröz yapıda olan
discus articularis’te elastik lifler de saptandı. Discus articularis’in kan
damarı içerdiği belirlendi. Çiğneme kaslarından musculus masseter’in üç, m.
temporalis’in iki parçalı, m. pterygoideus lateralis ve m. pterygoideus
medialis’in ise bütün bir kas olduğu gözlendi. Sonuç olarak, yapılan çalışmayla
Alman çoban köpeğinin articulatio temporomandibularis ve çiğneme kaslarının
morfolojik detayları ortaya konmuştur.
Anahtar kelimeler:
Articulatio temporomandibularis, çiğneme kasları, discus articularis, mandibula
The anatomy of the articulatio temporomandibularis and masticatory muscles of the German shepherd dog
Summary: The objective of the study was to establish the
morphologic structure of temporomandibular joint in German shepherd dog due to
the fact that there was no detailed research on the masticatory elements. In the study, 8 German shepherd dogs were
used. Four heads were used to examine the joint and discus articularis
histologically. The other heads were used for macroscopic examination of the
masticatory muscles and the joints. It was seen that the orientations caput
mandibulae and fossa mandibularis, which form the bone structure of the joint
were in latero-medial direction. It was established that the joint divided in
two comparments by discus articularis, which was connected to the capsula
articularis and petrotympanic fissure. Discus articularis was fibrous structure
and elastic fibres were seen rarely in disc.
Discus articularis included blood vessels. The masticatory muscles were
found to include four muscles. Musculus masseter was divided into three parts,
m. temporalis was divided into two parts, whereas, m. pterygoideus lateralis
and m. pterygoideus medialis were single parts. Consequently, morphologic
details of temporomandibular joint and masticatory muscles in the German
shepherd dog were utilized by the present study.
Key words: Articulatio
temporomandibularis, discus articularis, mandibula, masticatory muscles
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 85-88, 2002
Kedi ve köpek korpus siliyaresinde bağ doku mast hücreleri ve farklı boyanma özellikleri
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Histoloji-Embriyoloji Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu çalışma kedi ve köpeğin korpus siliyaresinde bağ
doku mast hücrelerinin varlığını ve granül yapılarını ortaya koymak amacıyla
yapıldı. Bu amaçla nötür formolde tespit edilen gözlerden alınan kesitlerin bir
bölümü bağ doku mast hücrelerinin varlığını ortaya koymak amacıyla metakromazi
için toluidin blue ile boyandı. Diğer kesitler ise bağ doku mast hücre
granüllerinin farkını ortaya koymak amacıyla methylgreen-pyronin yöntemiyle
boyandılar. Toluidin blue ile boyamada her iki hayvan grubunda korpus
siliyarede çok seyrek bağ doku mast hücrelerine rastlandı. Methylgreen–pyronin
ile boyama sonucunda kedi korpus siliyaresinde bağ doku mast hücre granülleri
kırmızı renge, çekirdekleri de soluk maviye boyandı. Bunlar mast hücresine özgü
tipik yapıları ile farkedildiler. Köpek korpus siliyaresinde ise bağ doku mast
hücreleri methylgreen–pyronin ile boyanmadılar. Sonuçta, köpek ve kedi korpus
siliyaresinde çok seyrek bağ doku mast hücreleri varlığı ortaya kondu ve kedi
bağ doku mast hücrelerinde granüllerin methylgreen–pyronin ile kırmızıya
boyandığı köpeklerinkinin ise boyanmadığı görüldü. Bu nedenle iki hayvan
grubunda korpus siliyare bağ doku mast hücre granül içeriklerinin farklı
olabileceği ortaya kondu.
Anahtar kelimeler: Bağ doku
mast hücresi, kedi, korpus siliyare, köpek
Presence and different staining properties of connective tissue mast cells in corpus ciliare of cat and dog
Summary: This study was carried out to investigate the
presence and granule structure of connective tissue mast cells in the corpus
ciliare of cat and dog. In order to demonstrate the presence of connective
tissue mast cells, some of the tissue sections in neutral formalin were stained
metachromatically with toluidine blue. Other tissue sections were also stained
with methylgreen-pyronin method to demonstrate the different mast cell
granules. During staining with toluidine blue, very rare connective tissue mast
cells were found in the corpus ciliare of both animal groups. After staining
with methylgreen-pyronin, the connective tissue mast cell granules were stained
in red and mast cell nucleus in pale blue in the cat corpus ciliare. These were
noticed by the typical structure to mast cells. In the dog corpus ciliare,
connective tissue mast cells were not stained with methylgreen-pyronin. As a
result, presence of very rare connective tissue mast cells in the corpus
ciliare of cat and dog were demonstrated. Also, it was observed that the
granules in the cat connective tissue mast cells were stained in red by
methylgreen-pyronin, in contrast, the granules in the dog connective tissue
mast cells were not stained. These results indicated that the granule structure
of connective tissue mast cells in the corpus ciliare of these two animal
groups could be different.
Key words: Cat, connective
tissue mast cell, corpus ciliare, dog
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 89-94, 2002
Subklinik mastitisli süt ineklerinde meme içi levamizol uygulanmasında süt ve kanda glutasyon peroksidaz, süperoksit dismutaz, alkalen fosfataz ve immunoglobulin G Düzeyleri*
1 Kırıkkale Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Kırıkkale; 2 Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu çalışma subklinik mastitisli ineklere,
immunomodulatör etkisi olduğu bilinen levamizolün meme içi uygulanmasının, kan
ve sütte glutatyon peroksidaz (GSH-Px), süperoksit dismutaz (SOD) aktiviteleri
ve alkalen fosfataz (ALP) ve immunoglobulin G (IgG) düzeyleri üzerindeki
etkisinin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmanın materyalini, 4-5 yaşlı
40 Holstein ırkı inek oluşturmuştur. Deneme ve kontrol grubunun belirlenmesi,
sütte Kaliforniya mastitis test (California mastitis test-CMT) ve somatik hücre
sayımı (somatic cell count-SCC) sonuçlarına göre yapılmıştır. CMT (-) ve SCC
< 300.000 olan 20 inek kontrol grubunu, CMT (+) ve SCC > 300.000 olan 20
inek ise deneme grubunu oluşturmuştur. İneklerden levamizol uygulaması öncesi
kan örnekleri vena jugularis’ten 10 ml, süt örnekleri ise her bir ineğin iki
meme lobundan 20 ml alınmıştır. Kanlar 3000 rpm’de 10 dakika santrifüj edilmiş
ve serumları ayrılmıştır. Sütlere 1ml %0,3’lük peynir mayası eklenip,
37∞C’lik su banyosunda 20 dakika bekletilerek pıhtı oluşumu sağlanmış ve
80 dakika sonra pıhtı çizilerek süt serumları ayrılmıştır. Kan ve süt serumlarında
GSH-Px aktivitesi fotometrik SOD ile ALP aktivitesi spektrofotometrik, IgG
düzeyi radial immunodiffüzyon yöntemiyle ölçülmüştür. İneklere 6 gün boyunca,
sabah sağımdan sonra
meme içi 20 ml %4’lük levamizol
uygulanmıştır. Uygulama periyodu sonunda kan ve süt örnekleri toplanarak,
uygulama öncesi yapılan analizler tekrarlanmıştır. Levamizol uygulaması
öncesinde, subklinik mastitisli ineklerin kanında GSH-Px, SOD, ALP aktiviteleri
ile IgG düzeyleri sırası ile 0,67 nmol/NADPH+H+/dak/mg-prot, 4,85 U/g-prot,
124,1U/L ve 27g/L olarak tespit edilmiştir. Uygulamadan sonra ise sırası ile
0,60 nmol/NADPH+H+/dak/mg-prot, 3,87 U/g-prot, 124,4 U/L ve 27g/L olarak
bulunmuştur. Süt serumunda ise bu parametrelere ait değerlerin, uygulama
öncesinde sırasıyla 0,78 nmol/NADPH+H+/dak/mg-prot, 21,5 U/g-prot, 591 U/L,
0,38 g/L, uygulama periyodu sonrasında ise sırası ile 0,22
nmol/NADPH+H+/dak/mg-prot, 10,4 U/g-prot, 596 U/L, 0,45g/L olduğu
belirlenmiştir. Subklinik mastitisli ineklerde meme içi levamizol uygulamasının
süt serumunda GSH-Px, bunun yanında kan ve süt serumunda SOD aktivitesini
düşürdüğü (GSH-Px için p£0.01; SOD için p£0.001) anlaşılmıştır. ALP aktivitesi
ve IgG düzeyleri mastitisli grupta kontrolden yüksek bulunmuştur ve levamizol
uygulaması, her iki parametrenin değer artışına neden olmuştur.
Anahtar kelimeler: Alkalen
fosfataz, glutatyon peroksidaz, immunoglobulin G, levamizol, subklinik mastitis, süperoksid
dismutaz
Glutathione peroxidase, superoxide dismutase,
alkaline phosphatase and immunoglobuline G levels of blood and milk in cows
administered intramammary levamisole with subclinical mastitis
Summary: This study was carried out in order to determine
the activity of glutathione peroxidase (GSH-Px), superoxide dismutase (SOD),
alkaline phosphatase and immunoglobuline G in blood and milk after
administration of intramammary levamisole known as immunomodulatory substance.
Forty Holstein cows, 4-5 years of constituted the material of study. Control
and trial group were formed according to the results of California mastitis
test (CMT) and somatic cell count (SCC). Twenty cows with CMT (-) and SCC <
300.000 defined as control group, CMT (+) and SCC > 300.000 were trial
group. Ten ml of blood samples were collected from vena jugularis and 20 ml of
milk samples from two mammary lobes were collected just before administration
of levamisole. Blood samples were centrifuged at 3000 rpm for 10 minutes and
serum were separated. One ml 0.3% were added, curt was formed by incubating in
water bath for 20 minutes and after 80 minutes by scratching the curt milk
serum was obtained. Analysis of GSH-Px activity is done by photometric, SOD
activity, ALP levels by spectrophotometric and IgG levels radial
immunodiffusion method in blood and
milk. Twenty ml 4% levamisole were administered to cows for 6 days on the
mornings just after milking. After administration period same analysis were
made to recollected blood and milk samples. Before levamisole administration,
the activity of GSH-Px and SOD, alkaline phosphatase activities and
immunoglobuline G levels of blood in cows with subclinical mastitis were 0,83
nmol/NADPH+H+/min/mg-prot, 4,85 U/g-prot, 124,1U/L ve 27 g/L, respectively.
After administration period is as follows 0,60 nmol/NADPH+H+/min/mg-prot, 3,87
U/g-prot, 124,4U/L ve 27g/L. Values of these parameters in milk serum were 0,78
nmol/NADPH+H+/min/mg-prot, 21,5 U/g-prot, 591 U/L, 0,38 g/L respectively before
levamisole administration, 0,22 nmol/ NADPH +H+/min/mg-prot, 10,4 U/g-prot, 596
Ug/L, 0,45 g/L, respectively after administration period. Intramammarial
administration of levamisole decreases the GSH-Px activity of milk serum also
SOD activity of blood and milk serum (p values for GSH-Px and SOD p£0.01 and
p£0.001, respectively). In trial group ALP activity and IgG levels in blood and
milk serum was higher than control group as p£0.01 and increased after
levamisole administration.
Key words: Alkaline
phosphatase, glutathione peroxidase, immunoglobuine G, levamisole, subclinical
mastitis, superoxide dismutase
Ankara
Üniv Vet Fak Derg, 49, 95-99, 2002
Kedilerde kronik böbrek yetmezliğinde kan nitrik oksit düzeyinin belirlenmesi
Meltem ŞİRELİ1,
Aziz BÜLBÜL2, Murat GÜZEL3
1Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, Ankara; 2Afyon
Kocatepe Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, Afyon; 3Ankara
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu araştırma, kedilerde süregen (kronik) böbrek
yetmezliği durumunda kan nitrik oksit düzeyindeki değişimlerin belirlenmesi
amacıyla yapılmıştır. Araştırmada 8-12 yaşlarında, 10’u sağlıklı (kontrol),
diğer 10’u ise kronik böbrek yetmezliği olan toplam 20 erkek kedi kullanıldı.
Süregen böbrek yetmezliğinin belirlenmesi amacıyla, bu hayvanlardan alınan
kanda alyuvar sayımı, serumda üre ve kreatinin, idrarda ise özgül ağırlık ve
toplam protein miktarı tespit edildi. Elde edilen sonuçlar sağlıklı hayvanların
verileriyle karşılaştırıldığında serum üre ve kreatinin değerleri yüksek
olanlar ile alyuvar sayısı ve idrarının özgül ağırlığı düşük bulunanlar kronik
böbrek yetmezliği olan hayvanlar olarak kabul edildi. Her iki gruba ait
serumlarda toplam nitrik oksit miktarları diazotizasyon (Griess reaksiyon)
yöntemi kullanılarak belirlendi. Kronik
böbrek yetmezlikli gruba ait toplam nitrik oksit düzeyi, kontrol grubuna göre
düşük bulundu (p<0.001).
Anahtar kelimeler: Kedi,
kronik böbrek yetmezliği, nitrik oksit
Summary: The present study aims to determine the differences
in the blood nitric oxide levels of cats in case of chronic renal failure. In
the research, the number of male cats aging 8-12 years were made up 20 as ten
of them the normal, healthy animals (control group) and the other ten those
were unhealthy due to chronic renal failure. In order to define the cats with
chronic renal failure, their blood and urine examinations were made to see any
abnormalities in the number of erythrocytes in the amounts of serum urea,
creatinine and urine total protein and also urine specific gravity. According
to these measurements, the animals were accepted as unhealthy with chronic
renal failure, which had higher amounts of serum urea and creatinine and lower
values in the urine specific gravity and blood erythrocytes when compared to
reference values of normal healthy cats. The total nitric oxide levels in the
serum taken from two groups were measured by using diazotization method (Griess
reaction). It is found that the mean of the total nitric oxide levels of cats
with chronic renal failure were significantly decreased compared to that of the
control group (p<0.001).
Key words: Cat, chronic renal
failure, nitric oxide
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 101-106, 2002
Sakız x Karayaka melezi G1 koyunlarının kan parametreleri üzerine cinsiyet ve yaşın etkisi
1Kırıkkale Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, Kırıkkale; 2Kırıkkale
Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Kırıkkale; 3Ankara
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Zootekni Anabilim Dalı, Ankara; 4Hayvancılık
Merkez Araştırma Enstitüsü, Lalahan, Ankara
Özet: Bu araştırma Sakız x Karayaka melezi G1
koyunlara ait bazı hematolojik ve biyokimyasal kan parametrelerinin fizyolojik
değişim sınırları ile yaş ve cinsiyetin bu değerler üzerine olan etkilerini
saptamak amacı ile yapılmıştır. Araştırmada, 17’si toklu (1 yaşında) ve 22’si
ergin (2-3 yaşında) olmak üzere toplam 39 sağlıklı koyundan alınan kan
örneklerinde organik, inorganik maddeler ve enzimleri içeren biyokimyasal
parametreler ile alyuvar (RBC) ve akyuvar (WBC) sayısı, hemoglobin (Hb)
miktarı, hematokrit değer (Htc), alyuvarların sedimentasyon hızı tespit edilmiştir.
Ayrıca nötrofil, lenfosit, monosit, eozinofil ve bazofil yüzde oranları
belirlenmiştir. Elde edilen kan parametrelerinden bazılarının yaş ve
cinsiyetten etkilendiği görülmüştür. Toklularda erginlere göre eritrosit,
hemoglobin (Hb), hematokrit, glikoz, üre, kreatinin, albumin, albumin/globulin,
trigliserit, kalsiyum, doymamış demir bağlama kapasitesi, aspartat amino
transferaz (AST), laktat dehidrojenaz (LDH), alkalin fosfataz (ALP), kreatin
kinaz (CK) değerlerinin daha yüksek, globulin ve demir (Fe) miktarlarının ise
daha düşük olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca kreatinin, indirekt bilirubin,
kalsiyum, LDH, albumin (ALB), doymamış demir bağlama kapasitesi, AST ve CK
değerlerinin de cinsiyete bağımlı olarak farklılık gösterdiği tespit
edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular, Sakız x Karayaka melezi G1
koyunlarına ait kan tablosunun fizyolojik değişim sınırlarını ortaya koymanın
yanında, bazı kan parametrelerinin yaş ve cinsiyetten etkilendiğini de
göstermiştir.
Anahtar kelimeler: Kan
değerleri, koyun, melez
Summary: This study was carried out to investigate normal
physiological values of some haematological and biochemical blood parameters
including age and sex related effect in sheep, crossbred of Sakız ram and
Karayaka ewes. In the study, 39 healthy sheep, 17 young and 22 adult, were
used. In the course of biochemical analysis, some organic compounds, inorganic
compounds and enzymes were measured. However, in the haematological examination
erythrocytes (RBC) and leukocyte (WBC) numbers, haemoglobin concentration (Hb),
hematocrit ratio (PCV), sedimentation, and percentages of neutrophils,
lymphocytes, monocytes, eosinophils, and basophils were analysed. Some of blood
parameters measured were effected by age or sex of animals. Younger sheep
showed significantly higher erythrocytes, haemoglobin, haematocrit, glucose,
urea, creatinine, albumin, albumin/globulin, trigliserid, calcium (Ca),
unsaturated iron binding capacity, aspartat amino transferase (AST), lactate
dehydrogenase (LDH), alkaline phosphatase (ALP), creatine kinase (CK) and lower
globulin and iron levels than older sheep. However, sex related significant
effect were observed in the following blood parameters; creatinine, indirect
bilirubin, calcium, LDH, albumin, unsaturated iron binding capacity, AST and
CK. As a result, in order to establishing normal physiological values of some
blood parameters for Sakız x Karayaka B1 crossbred sheep, present results also indicate
that age and sex related factors may effect some of blood parameters.
Key words: Blood parameters,
crossbred, sheep
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 107-112, 2002
Köpeklerde östrus ve uygun tohumlama zamanının saptanmasında vaginal sekresyon glukoz içeriğinin kriter olarak değerlendirilmesi
1Pegasus Veteriner Kliniği,
İzmir; 2 Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Dölerme ve Sun'i
Tohumlama Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu çalışmada, köpeklerde en uygun tohumlama
zamanının belirlenmesinde vaginal akıntıda glukoz varlığının pratikte bir
kriter olarak değerlendirilebilmesi için diğer parametrelerle karşılaştırılması
amaçlanmıştır. Sun'i tohumlama isteği ile kliniğe getirilen 15 sağlıklı dişi
köpek, proöstrus kanaması, erkeğin ilgisi, dişinin erkeği kabulü, vaginal smear
bulguları ve vaginal akıntıda glukoz varlığı açısından değerlendirilmiş ve aynı
ırk erkek köpekten masaj yoluyla alınan spermalarla iki kez tohumlanmıştır.
Negatif glukoz test sonucu gösteren 10 köpekten 7 gebelik elde edilmiştir.
Pozitif glukoz test sonucu alınan 5 köpekten ise 3'ü gebe kalmış ve %60 gebelik
elde edilmiştir. Vaginal akıntıda glukoz içeriğinin saptanmasının en uygun
tohumlama zamanının tespiti açısından, ancak diğer kriterlerle birlikte, bir
indikatör olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
Anahtar kelimeler: Glukoz,
köpek, tohumlama zamanı, vaginal akıntı, vaginal smear
Determination of glucose in vaginal secretion for estrus and optimum time for insemination in dogs
Summary: The aim of this study is to compare the glucose
found in the vaginal discharge with the other parameters, to value it as a
practicable criterion in determining the most suitable period for the
inseminaton of dogs. Fifteen healthy dogs which request artificial insemination
were valued according to the vaginal bleeding, the interest of the male,
acceptance of the female, vaginal smear and glucose found in vaginal discharge;
and they were inseminated two times with sperms of a male same breed, which was
taken by massage. It was pregnant 7 of 10 dogs with negative glucose test
results. The detection of glucose in the vaginal discharge can be valuable
indicator of the time for breeding using other clinical, behavioral and vaginal
smear evidence.
Key words: Dog, glucose, time
of insemination, vaginal smear, vaginal secretion
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 113-118, 2002
1 Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Farmakoloji-Toksikoloji Anabilim Dalı, Ankara; 2 Erciyes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Farmakoloji-Toksikoloji Anabilim Dalı, Kayseri; 3 Kafkas Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Farmakoloji-Toksikoloji Anabilim Dalı, Kars
Özet: Bu çalışmanın amacı, yem ve yem hammaddelerinde
mikotoksin analizinde yarı-kalitatif bir yöntem olarak kullanılan minikolon
tekniğinin laboratuarımıza uyarlanması ve tekniğin duyarlılık limitlerinin
araştırılmasıdır. Bu amaçla 10’u hammadde ve 12’si de karma yemden oluşan
toplam 22 yem örneği kullanıldı. Her yem örneğine sırasıyla 10 ppb, 20 ppb, 50
ppb ve 100 ppb düzeyinde olacak şekilde aflatoksin ilave edildi. Ekstraksiyon
işleminden sonra yoğunlaştırılmış olan ekstrakt, önceden hazırlanmış kolonlara
aktarıldı. Ekstrakt ve yıkama solüsyonu tamamen geçtikten sonra UV ışığında
mavi ya da yeşil floresans oluşumu yönünden incelendi. Florisil tabakadaki mavi
floresan pozitif olarak kabul edildi. Doğrulama testi olarak da aynı
kolonlardan sülfürik asit (suda %25’lik) geçirildi ve oluşan mavi rengin
aflatoksinler için karakteristik olan sarı renge dönüştüğü görüldü. Elde edilen
sonuçlar minikolon tekniği ile yem ve yem hammaddelerindeki 10 ppb’lik
aflatoksin yoğunluğunun ölçülebileceğini ve bu yöntemin rutin analizlerde,
tarama niteliğinde olacak şekilde saha şartlarında kullanılabileceğini
gösterdi.
Anahtar kelimeler:
Aflatoksin, analiz, minikolon
Summary: The aim of this study is to adapt minicolumn
technique, that is used as a qualitative method for mycotoxins analysis, to our
laboratory, and also determine the detection limits of this method. For this aim
10 feedstuff and 12 mixed feed; totally 22 feed samples were used. Ten ppb, 20
ppb, 50 ppb and 100 ppb aflatoxins were added to each feed samples,
respectively. After extraction of these samples, the extracts were condensed
and transferred to the minicolumn. After the extract and the developing
solution were passed through the column, results were evaluated under UV light
to observe blue or green fluorescence. Blue fluorescence in florisil layer
evaluated as positive. So as to confirm
the test, sulfuric acid (24%, in water) was added to the columns and it was
observed that the blue color was turned to yellow, which characterize for
aflatoxins. Results show that the 10 ppb aflatoxin can be detected in the
feedstuff and mixed feed with minicolumn technique and this method can be used
in routine analysis and in practical.
Key words: Aflatoxin,
analysis, minicolumn
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 119-123, 2002
Sokak köpeklerinin üst solunum yollarından Bordetella bronchiseptica izolasyonu
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Köpeklerin infeksiyöz traheobronşitisinin (ITB)
primer etkeninin Bordetella bronchiseptica olduğu bildirilmektedir. Bu
çalışmanın amacı, sokak köpeklerinden B. bronchiseptica’nın izolasyonu ve burun
florasında bulunan diğer etkenlerin izolasyon sıklığını ortaya koymaktır. Bu
amaçla, belediyelere ait köpek bakım evlerinde barındırılan, ITB’nin klinik
belirtilerini gösteren 13 ve sağlıklı görünen 119 sokak köpeğinin burunlarından
örnekler alındı. Alınan örneklerin B. bronchiseptica izolasyonu için %10 at
kanlı charcoal agara (Bordetella suplement’li) ve diğer etkenler için %5-7
koyun kanlı agara ve MacConkey agara ekimleri yapıldı. Yapılan bakteriyolojik
yoklamalar sonucu; 13 hastalıklı köpekten 8’inde (%61) B. bronchiseptica,
ayrıca koagulaz pozitif Staphylococcus sp. (%23), koagulaz negatif
Staphylococcus sp. (%30), Corynebacterium sp. (%7.6), Bacillus sp. (%15),
Micrococcus sp. (%7.6) ve Proteus sp. (%23) değişik oranlarda izole edildi.
Sağlıklı 119 köpekten ise 10’unda (%8.4) B. bronchiseptica izolasyonu
gerçekleştirildi. Sonuç olarak, sokak köpeklerinin solunum yolu
infeksiyonlarının predominant etkeninin B. bronchiseptica olduğu kanısına
varıldı.
Anahtar kelimeler: Bordetella
bronchiseptica, infeksiyöz traheobronşitis (ITB), izolasyon, köpek
Summary: Bordetella bronchiseptica is regarded as the
primary agent of canine infectious tracheobronchitis (ITB). The aim of this
study was to isolate B. bronchiseptica from stray dogs and to determine the
isolation frequency of other bacterial agents together with B. bronchiseptica
that might possibly be present in the nostril flora. For this purpose, swabs
were taken from the nostrils of 13 dogs that had clinical manifestations of ITB
and 119 apparently healthy dogs, that were kept in municipal kennels. Swab
samples were cultured on 10% horse blood charcoal agar (with Bordetella
suplement) for the isolation of B.bronchiseptica, and on 5-7% sheep blood agar
and MacConkey agar for the isolation of other bacterial agents. Bacteriological
examination revealed that B. bronchiseptica was isolated from 8 of 13 diseased
dogs (61%), with the isolation of other bacterial agents with varying isolation
rates such as coagulase positive Staphylococcus sp. (23%), coagulase negative
Staphylococcus sp. (30%), Corynebacterium sp. (7.6%), Bacillus sp. (15%),
Micrococcus sp. (7.6%) and Proteus sp. (23%). B. bronchiseptica was also
isolated from 10 of 119 apparently healthy dogs (8.4%). It was concluded that
B. bronchiseptica was the predominant agent responsible from respiratory tract
infections of stray dogs.
Key words: Bordetella
bronchiseptica, dog, infectious tracheobronchitis (ITB), isolation
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 125-128, 2002
Marmara Bölgesi’ndeki keçilerde koyun adenovirusları (OAV-1,2,3,5) ve sığır adenovirusları (BAV-1,2,3)’na karşı antikor dağılımının araştırılması*
1 Çanakkale Onsekiz Mart
Üniversitesi, Sağlık Yüksekokulu, Çanakkale; 2 Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Viroloji Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Marmara Bölgesi’ndeki 9 ayrı yerleşim biriminde,
halk elinde ve devlete ait bir işletmede yetiştirilen keçilerden alınan 500 kan
serumu örneği, koyun adenovirus serotipleri (tip 1,2,3,5) ve sığır adenovirus
serotipleri (tip 1,2,3)’ne karşı nötralizasyon testi ile test edildi. Test
sonucunda serumlarda, OAV-1’e karşı %4.4, OAV-2’ye karşı %4.8, OAV-3’e karşı
%9.2, OAV-5’e karşı %7.2, BAV-1’e karşı %8.4, BAV-2’ye karşı %6.2 ve BAV-3’e
karşı %5.2 oranında nötralizan antikor saptandı. Beşyüz keçi serumundan 166'sı
bu çalışmada kullanılan en az bir adenovirus serotipi için pozitif bulundu.
Bunlardan %50.6’sı (84/166) yalnızca koyun adenovirusları ve %34.3’ü (57/166)
yalnızca sığır adenovirusları için pozitif olarak belirlendi. Bu sonuçlar
Marmara Bölgesi’ndeki keçilerde, araştırmada kullanılan koyun (tip 1,2,3,5) ve
sığır adenovirus (tip 1,2,3) serotipleriyle enfeksiyonun oldukça yaygın
olduğunu ortaya koydu.
Anahtar kelimeler: Adenoviruslar, antikor, keçi, mikronötralizasyon
Survey for antibodies against to ovine adenoviruses (OAV-1,2,3,5) and bovine adenoviruses (BAV-1,2,3) in goats in Marmara Region
Summary: Five hundered blood sera collected from goats which
had been bred in public and state farm in 9 different parts of Marmara Region
and have been tested against ovine adenovirus serotypes (type 1,2,3,5) and
bovine adenovirus serotypes (type 1,2,3) by microneutralization test. According
to test results, 4.4%, %4.8, 9.2%, 7.2%, 8.4%, 6.2% and 5.2% seroprevalance
were detected against OAV-1, OAV-2, OAV-3, OAV-5, BAV-1, BAV-2, and BAV-3,
respectively. Out of 500 goat sera, 166 were found to be positive for
antibodies against at least one serotype of adenoviruses. 50.6% (84/166) and
34.3% (57/166) of these sera were detected as positive for only ovine
adenoviruses (type 1,2,3,5) and bovine adenoviruses (type 1,2,3), respectively.
These results showed that the adenovirus infection with ovine (type 1,2,3,5)
and bovine (type 1,2,3) adenovirus serotypes in goats are extremely widespread
in Marmara Region.
Key words: Adenoviruses,
antibody, goat, microneutralization
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 129-134, 2002
Bıldırcınlarda akrabalığın saptanmasında rasgele çoğaltılmış polimorfik DNA parmak izi yönteminin kullanılma olanakları*
Bilal AKYÜZ1, Güven GÜNEREN2, Emine ÖZDEMİR3, Okan ERTUĞRUL2, Sertaç ÖZDEMİR3
1 Erciyes Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Genetik Anabilim Dalı, Kayseri; 2Ankara
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Genetik Anabilim Dalı, Ankara; 3Ankara
Nükleer Tarım ve Hayvancılık Araştırma Merkezi, Kazan, Ankara
Özet: Bu çalışmada ebeveyn ve yavru jenerasyona ait
bireylerden DNA örnekleri elde edilerek, jenerasyon içi ve jenerasyonlar arası,
ortak ve polimorfik DNA bantları aranmıştır. Farklı orijinlerden, elde edilen
bıldırcınlar rasgele birleştirilerek temel sürü elde edilmiştir. Temel sürüden
rasgele seçilen dokuz erkek, dörderli gruplara ayrılan 36 dişi ile
birleştirilerek akrabalı yetiştirilmiş toplam 36 aile oluşturulmuştur. Bu 36 aileye
ait bireylerden elde edilen DNA örnekleri, PCR analizi yapılarak değişik
bantlar elde edilmiştir. PCR sonunda, araştırılmaya alınan bireylerde toplam
145 gen lokusu ve 556 RAPD-DNA bandı belirlenmiştir. Bireyler arasındaki
genetik benzerlik 0.0069-0.2759 arasında bulunmuştur. Çalışma sonunda RAPD-PCR
parmak izi yönteminin bıldırcın populasyonu oluşturan bireyler arasındaki
genetik mesafenin belirlenmesinde başarılı bir şekilde uygulana-bileceği
gösterilmiştir.
Anahtar kelimeler: Akrabalık,
bıldırcın, PCR, RAPD
The use of randomly amplified polymorphic DNA (RAPD)
fingerprinting method for the determination of kinship in quails
Summary: In this study, the DNA samples from the parents and
its offspring in an inbred quail flock were compared by using the randomly
amplified polymorphic DNA (RAPD) method. Comparison of within and between
generations revealed monomorphic and polymorphic DNA bands. The quails taken
from different sources constituted the base population. Nine male and 36 female
(separated into 9 groups each had 4 female) quails taken randomly from this
base population were mated to form 36 families. The RAPD-DNA bands were
photographed to form the data set. One hundred forty-five gene loci and 556
RAPD-DNA bands were determined. The genetic similarities among individuals were
found between 0.0069-0.2759. This study shows that the RAPD-PCR fingerprinting
method could be used successfully to estimate genetic distances of individuals
from the same population.
Key words: Kinship, PCR,
quail, RAPD
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 135-141, 2002
Yumurta tavuğu rasyonlarında enzim, probiyotik ve antibiyotik kullanılması*
Sakine YALÇIN1,
Berrin KOCAOĞLU GÜÇLÜ2, Fatma KARAKAŞ OĞUZ3, Suzan YALÇIN4
1 Ankara Üniversitesi, Veteriner
Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara; 2
Erciyes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme
Hastalıkları Anabilim Dalı, Kayseri; 3 Akdeniz Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı,
Burdur; 4 Selçuk Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Besin Hijyeni ve
Teknolojisi Anabilim Dalı, Konya
Özet: Bu araştırma, yumurta tavuğu rasyonlarında enzim,
probiyotik ve antibiyotiğin ayrı ayrı ya da ikili kombinasyonları halinde
kullanımlarının canlı ağırlık, yem tüketimi, yumurta verimi, yemden yararlanma
oranı ve yumurta kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır.
Araştırmada toplam 189 adet 25 haftalık Isa Brown tavuk kullanılmıştır. Her
biri 27 adet tavuktan meydana gelen 1 kontrol ve 6 deneme olmak üzere toplam 7
grup düzenlenmiştir. Grupların her biri 9 adet tavuk içeren üç alt gruba
ayrılmıştır. Rasyonlar arpa ve buğday ağırlıklı olacak şekilde düzenlenmiştir.
Deneme grupları rasyonlarına enzim, probiyotik ve antibiyotik ayrı ayrı ya da
ikili kombinasyonları şeklinde katılmıştır. Enzim olarak GrindazymTM
GP 5000 (hemiselülaz, pentosanaz, b-glukanaz (5000 unit/g), pektinaz, proteaz,
amilaz) 0.5 kg/ton, probiyotik olarak Biocell (Saccharomyces cerevisiae,
2.5x109 CFU/g) 0.75 kg/ton ve antibiyotik olarak da Stafac 20 (%2
virginiamycin) 1 kg/ton düzeyinde (20 ppm virginiamycin) kullanılmıştır.
Araştırma yirmi hafta sürdürülmüştür. Araştırma sonunda gruplar arasında canlı
ağırlık, yemden yararlanma oranı, yumurta akı indeksi, yumurta sarı indeksi ve
yumurta Haugh birimi bakımından istatistik açıdan bir farklılık görülmemiştir.
Yumurta verimi rasyonlara enzim, antibiyotik, enzim+antibiyotik,
antibiyotik+probiyotik ve enzim+probiyotik ilavesi ile, yumurta ağırlığı ise
enzim, antibiyotik+probiyotik ve enzim+probiyotik ilavesi ile artmıştır
(p<0.01). Sonuç olarak, arpa ve buğday ağırlıklı rasyonlara probiyotiğin
enzim veya antibiyotik ile birlikte ilavesi yumurta tavuklarında yemden
yararlanma oranı ve bazı yumurta kalite özelliklerini olumsuz yönde etkilemeden
yumurta verimi ve yumurta ağırlığını arttırmıştır.
Anahtar kelimeler:
Antibiyotik, enzim, probiyotik, yumurta kalitesi, yumurta tavuğu, yumurta
verimi
Summary: This study was carried out to determine the effects
of the usage of enzyme, probiotic or antibiotic alone or in combination in the
rations on live weight, feed consumption, egg production, feed efficiency and
egg quality of laying hens. A total of 189 Isa Brown layers aged 25 weeks were
used in this experiment. They were divided into 7 groups (1 control and 6
treatment groups) each containing 27 hens. Each group was divided into 3
subgroups containing 9 hens. Diets based on wheat and barley were arranged.
Experimental diets were supplemented with enzyme, probiotic and antibiotic
alone or in combination. GrindazymTM GP 5000 (hemicellulase,
pentosanase, b-glucanase (5000 unit/g), pectinase, protease, amylase) at the
levels of 0.5 kg/ton as enzyme, Biocell (Saccharomyces cerevisiae, 2.5 x 109
CFU/g) at 0.75 kg/ton as probiotic and Stafac 20 (2% virginiamycin) at 1 kg/ton
as antibiotic (20 ppm virginiamycin) were used. The experimental period lasted
20 weeks. At the end of the study, there were no statistically differences
among the groups in live weight, feed efficiency, egg yolk index, egg white
index and egg Haugh units. Egg production was significantly increased
(p<0.01) with the supplementation of enzyme, antibiotic, enzyme+antibiotic,
antibiotic+probiotic and enzyme+probiotic to the rations. Egg weight was
significantly improved (p<0.01) with the supplementation of enzyme,
antibiotic+probiotic and enzyme+probiotic to the rations. As a result, the
supplementation of probiotic with enzyme or antibiotic to the rations based on
wheat and barley improved egg production and egg weight without adverse effect
on feed efficiency and some egg quality characteristics.
Key words: Antibiotic, egg
production, egg quality, enzyme, laying hen, probiotic
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 143-150, 2002
Uşak ili koşullarında devekuşu civcivlerinde büyüme ve yaşama gücü
1 Afyon Kocatepe
Üniversitesi,Veteriner Fakültesi, Zootekni Anabilim Dalı, Afyon; 2
Afyon Kocatepe Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme
Hastalıkları Anabilim Dalı, Afyon
Özet: Bu araştırma Belçika’dan 16 günlük yaşta ithal
edilerek Uşak ilinde bir devekuşu çiftliğine getirilen devekuşu civcivlerinin
(Struthio camelus) 3-12 haftalık dönemde büyüme, yaşama gücü ve bazı beden
ölçüleri ile canlı ağırlığı arasındaki fenotipik korrelasyonların incelenmesi
amacıyla yapılmıştır. Araştırmada 17 günlük yaşta 73 adet devekuşu civcivi
kullanılmıştır. Civcivler araştırma boyunca iki farklı rasyon ile
beslenmişlerdir. Araştırmada ilk olarak 17-58. günler arasında ön başlangıç
yemi (%20 HP, 2850 kcal/ kg ME), ikinci olarak 59. günden araştırmanın sonu
olan 90. güne kadar ise başlangıç yemi (%18 HP ve 2800 kcal/kg ME)
kullanılmıştır. Üç ile 12 haftalık yaşlar arasında her hafta civcivlerin canlı
ağırlığı, göğüs çevresi, incik uzunluğu, incik çevresi ve incik kalınlığı
ölçümleri bireysel olarak yapılmıştır. Büyüme Gompertz modeli ile
incelenmiştir. Dört, 8 ve 12. haftalarda canlı ağırlık, bir kilogram canlı
ağırlık artışı için tüketilen konsantre yem miktarı ve yaşama gücü sırasıyla
3440, 7550, 10820 g, 1.11, 2.74, 5.07 ve %90.41, 89.04 ve 84.93 bulunmuştur.
Denemede en yüksek büyüme hızı 6 ve 7. haftalarda gözlenmiştir. Ayak ve parmak
problemlerine bağlı ölüm oranı %5.63 olarak kaydedilmiştir. Canlı ağırlık ile
beden ölçüleri arasında tümü pozitif ve önemli (p<0.001) olan fenotipik
korrelasyonlar hesaplanmıştır. Sonuç olarak, 0-3 aylık yaştaki devekuşu
civcivlerinin büyümeleri için Uşak ili koşullarının uygun olabileceği kanaatine
varılmıştır.
Anahtar kelimeler: Büyüme,
devekuşu, fenotipik korrelasyon, yaşama gücü
Summary: This study was conducted in order to investigate
the growth, survival rate and phenotypic correlations between the body weight
and some body measurements from 3 to 12 weeks of age of ostrich chicks
(Struthio camelus) which were brought to a farm in Uşak province from Belgium
at 16 days af age. A total of 73 ostrich chicks aged 17 days were used in this
study. Two diets were used throughout the experiment: firstly, a prestarter
diet containing 20.00% crude protein and
2.850 kcal/kg of ME from 17 to 58 days of age, secondly, a starter diet
containing 18.00% crude protein and 2.800 kcal/kg ME from 59 days to the end of the study (90 days
of age). Individual body weights and circumference of chest, the length,
circumference and thickness of metatarsus were recorded weekly from 3 to 12
weeks of age. The growth curves of birds were evaluated by the Gompertz
equation. Mean body weigths, the amount of concentrate feed consumed per 1 kg
weight gain and survival ratios were found to be 3440, 7550, 10820 g, 1.11,
2.4, 5.07 and 90.41, 89.04 and 84.93% at 4, 8 and 12 weeks of age, respectively. In this study,
maximum weight gain was observed at 6 and 7
weeks of age and mortality related to leg and toe disturbance was
recorded as 5.63 per cent. All positive and significant (p<0.001) phenotypic
correlation estimated between body weight and
body measurements. As a result, it was concluded that Uşak province
could be suitable for growth of chicks aged 0-3 months.
Key words: Growth, ostrich, phenotypic
correlations, survival rate
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi
Cilt / Volume: 49 • Sayı / Number: 2 • 2002
Veterinary Journal of Ankara University
Alman çoban köpeğinde
articulatio temporomandibularis ve çiğneme kaslarının anatomisi
The anatomy of the
articulatio temporomandibularis and masticatory muscles of the German shepherd
dog
Kedi ve köpek korpus
siliyaresinde bağ doku mast hücreleri ve farklı boyanma özellikleri
Presence and different
staining properties of connective tissue mast cells in corpus ciliare of cat
and dog
Subklinik mastitisli süt
ineklerinde meme içi levamizol uygulanmasında süt ve kanda glutasyon
peroksidaz, süperoksit dismutaz, alkalen fosfataz ve immunoglobulin G düzeyleri
Glutathione peroxidase,
superoxide dismutase, alkaline phosphatase and immunoglobuline G levels of
blood and milk in cows administered intramammary levamisole with subclinical
mastitis
Kedilerde kronik böbrek
yetmezliğinde kan nitrik oksit düzeyinin belirlenmesi
The determination of blood
nitric oxide levels in cats with chronic renal failure
Sakız x Karayaka melezi G1
koyunlarının kan parametreleri üzerine cinsiyet ve yaşın etkisi
Influence of age and sex upon
blood parameters in Sakız x Karayaka B1 crossbred sheep
Köpeklerde östrus ve uygun
tohumlama zamanının saptanmasında vaginal sekresyon glukoz içeriğinin kriter
olarak değerlendirilmesi
Determination of glucose in
vaginal secretion for estrus and optimum time for insemination in dog
Minikolon tekniği ile
aflatoksin analizi
Aflatoxin analysis with
minicolumn technique
Sokak köpeklerinin üst
solunum yollarından Bordetella bronchiseptica izolasyonu
Isolation of Bordetella
bronchiseptica from upper respiratory tracts of stray dogs
Marmara Bölgesi'ndeki
keçilerde koyun adenovirusları (OAV-1,2,3,5) ve sığır adenovirusları
(BAV-1,2,3)'na karşı antikor dağılımının araştırılması
Survey for antibodies against
to ovine adenoviruses (OAV-1,2,3,5) and bovine adenoviruses (BAV-1,2,3) in
goats in Marmara Region
Bıldırcınlarda akrabalığın
saptanmasında rasgele çoğaltılmış polimorfik DNA parmak izi yönteminin
kullanılma olanakları
The use of randomly amplified
polymorphic DNA (RAPD) fingerprinting method for the determination of kinship
in quails
Yumurta tavuğu rasyonlarında
enzim, probiyotik ve antibiyotik kullanılması
The usage of enzyme,
probiotic and antibiotic in laying hen rations
Uşak ili koşullarında
devekuşu civcivlerinde büyüme ve yaşama gücü
Growth and survival rate of
ostrich chicks in Uşak province