Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 153-157, 2002
İsmail Önder
ORHAN1, Özcan ÖZGEL2, Murat KABAK3
1Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Ankara ; 2 Akdeniz Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Burdur ; 3 Mustafa Kemal Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Antakya
Özet: Kızıl şahinde neurocranium’u oluşturan kemiklerin
anatomik özelliklerini belirlemek ve diğer araştırmacılara kaynak sağlamak
amacıyla bu çalışma yapıldı. Çalışmada iki erkek, üç dişi olmak üzere toplam
beş ergin kızıl şahine ait kemikler değerlendirildi. Araştırma sonucunda kızıl
şahinde os interparietale’nin bulunmadığı, foramen magnum’un horizontal olarak
kafatasının basal’inde şekillendiği, iki fontanella’nın yer aldığı ve os
frontale’nin os parietale’den daha büyük olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca,
orbita’nın üst kenarında bulunan processus supraorbitalis’in erkeklerde
dişilerden yaklaşık üç kat daha uzun şekillendiği ve bu durumun kafatası
üzerinde erkekler ile dişiler arasındaki en belirgin fark olarak göze çarptığı
saptandı.
Anahtar kelimeler: Anatomi,
kafatası, kemik, kızıl şahin
Bones of the neurocranium in red falcon (Buteo
rufinus)
Summary: The aim of this research was to observe anatomical
features of the neurocranial bones in red falcon and to provide a good
background for further studies related to this topic. Bones of the total of
five adults (2 male, 3 female) were investigated in the study. The results have
showed in red falcon that the interparietal bone is absent, that foramen magnum
is present horizontally on the base of the skull, and that there are two
fontanellas and the frontal bone is larger than the parietal bone. In red
falcon moreover, the supraorbital process on the dorsal edge of the orbita in
the male species has been determined to be three times larger than that in the
female, which, in fact is the most prominent difference between the male and
female birds.
Key words: Anatomy, bones,
red falcon, skull
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 159-163, 2002
Yeni Zelanda tavşanının (Oryctolagus cuniculus L.) baş ve boyun bölgesinde bulunan lenf düğümlerinin makro anatomisi*
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Yeni Zelanda tavşanının baş ve boyun bölgesinde
bulunan lenf düğümlerinin lokalizasyonlarını belirlemek amacıyla bu çalışmada
42 ergin tavşan kullanıldı. Ln. parotideus caudalis, cartilago auricularis’in
üzerinde v. auricularis caudalis’in cranial’inde bulundu. Lnn. mandibulares
rostrales’in, v. facialis ile v. submentalis arasında, gl. mandibularis’in
ventral’inde sabit olarak bulunan lenf düğümü ile bunun önünde her zaman
saptanamayan ikinci bir lenf düğümünden ibaret olduğu görüldü. Ln.
retropharyngeus’un, larynx hizasında ve m. sternocephalicus ile m. longus
capitis arasında bulunduğu saptandı. Sonuç olarak, baş bölgesinde yer alan lenf
düğümlerinin tamamının, boyun bölgesinde ise sadece ln. retropharyngeus’un
geliştiği ve truncus trachealis’in bu lenf düğümünün ventral ucundan orijin aldığı
gözlendi.
Anahtar kelimeler: Baş ve
boyun, lenf düğümleri, makro anatomi, Yeni Zelanda tavşanı
Macro anatomy of the head and neck lymph nodes in the New Zealand rabbit (Oryctolagus cuniculus L.)
Summary: A number of 42 adult rabbits were used in this research
designed to localize lymph nodes present in the head and neck of New Zealand
rabbits. The caudal parotideal node was found to be present on the auricular
cartilage and cranial to the caudal auricular vein. The cranial mandibular node
was seen between the facial submental veins and ventral to the mandibular
gland. This lymph node was sometimes observed possessing another node cranial
to it. The retropharyngeal node was displayed between the sternocephalic and
longus capitis muscles and at the level of the larynx. As a result, all the
lymph nodes in the head, and only retropharyngeal nodes among the ones in the
neck were seen to fully develop. The tracheal trunk was also shown to originate
from the ventral border of the retropharyngeal node.
Key words: Head and neck,
lymph nodes, macro anatomy, New Zealand rabbit
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 165-171, 2002
Broylerlerde dil ve özofagus-proventrikulus arası bölge üzerinde histolojik ve histokimyasal çalışmalar
Adnan Menderes Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Histoloji-Embriyoloji Anabilim Dalı, Aydın
Özet: Sunulan çalışmada, broylerlerin sindirim sisteminin
dil ve özofagustan proventrikulusa kadar olan kısmına ait histolojik ve
histokimyasal özelliklerin ortaya konması amaçlandı. Bu amaçla, 10 adet, 42
günlük ve ortalama canlı ağırlığı 2000 g olan Cobb 500 ırkı erkek etlik piliç
kullanıldı. Broylerlerin dillerinde Y şeklinde hiyalin kıkırdağın bulunduğu,
dil bezlerinin posteriyör ve anteriyör olarak yer aldığı, posteriyör bezlerin
dilin dorsaline ve ventrolateraline, anteriyör bezlerin ise ventrolaterale
açıldıkları tespit edildi. Dil bezlerinin nötral ve asidik mukosubstans
içerdikleri belirlendi. Ayrıca, anteriyör bezlerde protein, posteriyör bezlerde
glikojen partikülleri demonstre edildi. Kursak mukozasında beze rastlanmazken,
özofagusta lamina propriya’da basit dallanmış tubuloalveolar bezlere rastlandı.
Özofagus bezlerinde de nötral, asidik mukosubstans, eser miktarda glikojen
partikülleri ve proventrikulusa yakın kısımlarındaki bezlerde çok az protein
varlığı belirlendi. Dil bezleri arasında ve özofagusta lamina propriya’da, korpus glandule’ler arasında lenfosit
infiltrasyonları tespit edildi.
Anahtar kelimeler: Broyler,
dil, histokimya, histoloji, kursak, özofagus
Histologic and histochemical studies on tongue and the area between esophagus and proventriculus of the broilers
Summary: The aim of this study was to determine the
histologic and histochemical characteristics of the tongue and area between
esophagus-proventriculus of the broilers. For this purpose, 10 male, Cobb 500
broilers at 42 days old and around 2000 g weight were used. It was observed
that there was Y shaped hyaline cartilage in broilers tongue. Lingual glands
located at posteriorly and anteriorly of the tongue. It was shown that
excretory ducts of posterior glands opened to dorsal and ventrolateral of the
tongue. Anterior glands opened to ventrolateral of the tongue. Neutral and
asidic mucosubtance were detected in lingual glands. The presence of protein
and glycogen particles were detected in anterior glands and in posterior
lingual glands, respectively. While there were no glands in mucosa of crop,
simple branched tubuloalveoler glands were seen in lamina propria of esophagus.
Neutral, asidic mucosubstance, trace amount glycogen particles were detected in
esophagus glands. The presence of protein was observed at low lewel in the
esophageal glands near to proventriculus. Lymphoid infiltration was determined
among lingual glands and in lamina propria of esophagus, and between corpus
glandulae.
Key words: Broilers,
esophagus, histochemistry, histology, tongue
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 173-176, 2002
Lactose, sodium, potassium and chloride levels in milk of cows with subclinical mastitis administered intramammary levamisole*
1 Department of Biochemistry,
Faculty of Veterinary Medicine, Kırıkkale University, Kırıkkale; 2
Department of Biochemistry, Faculty of Veterinary Medicine, Ankara University,
Ankara
Summary: In this study, therapeutic effect of intramammary
levamisole infusion in subclinically infected cows were evaluated. Totally, 4-5
years old Holstein breed 40 cows were used. Twenty cows with CMT (-) and
SCC£300,000 as control group and 20 cows with CMT (+) and SCC≥300,000 as trial
group were used. Strong immunomodulatory substance levamisole administered 20
ml as 4% solution for 6 days intramammarial to the cows with subclinical
mastitis and in which manner levels of lactose, sodium, potassium and chloride
levels of immunoglobulin G affected was investigated. After administration of
levamisole to the cows with subclinical mastitis, there was no change in
lactose, sodium and potassium levels, but the levels of chloride was raised
statistically as p£0.01. It was found out that subclinical mastitis criteria in
milk did not change after a 6 day intramammary levamisole administration to the
cows with subclinical mastitis. Levamisole showed no healing effect on the
spoiled ion balance and lactose synthesis during mammary tissue infections.
Key words: Chloride, cow,
lactose, levamisole, potassium, sodium, subclinical mastitis
Meme içi levamizol uygulanan subklinik mastitisli ineklerin sütlerinde laktoz, sodyum, potasyum ve klor seviyeleri
Özet: Bu çalışmada subklinik mastitisli memelere
uygulanan levamizolün iyileştirici etkisi araştırılmıştır. Çalışmada 4-5
yaşlarında, Holstein ırkı toplam 40 inek kullanılmıştır. CMT (-) ve SCC£300.000
olan 20 inek kontrol grubunu, CMT (+) ve SCC≥300.000 olan 20 inek ise
deneme grubunu oluşturmuştur. Subklinik mastitisli ineklere, güçlü
immunomodülatör etkiye sahip olan levamizolün 20 ml %4’lük solüsyonu, meme içi
6 gün boyunca uygulanmış ve sütte laktoz, sodyum, potasyum ve klor düzeylerinin
ne yönde etkilendiği araştırılmıştır. Subklinik mastitisli ineklerde, levamizol
uygulanmasından sonra süt laktoz, sodyum ve potasyum düzeylerinde herhangi bir
değişiklik olmamıştır (p≥0.05). Klor düzeyleri istatistiki olarak p£0.01
düzeyinde artmıştır. Subklinik mastitisli ineklerde, meme içi, 6 gün boyunca
levamizol uygulanmasından sonra sütteki subklinik mastitis kriterlerinin
değişmediği belirlenmiştir. Meme dokusu enfeksiyonlarında, bozulan iyon
dengesinde ve laktoz sentezinde, levamizol kullanımının iyileştirici etkisi olmadığı
anlaşılmıştır.
Anahtar kelimeler: İnek,
klor, laktoz, levamizol, potasyum, sodyum, subklinik mastitis
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 177-182, 2002
Ramazan BAL1,
Gary G. R. GREEN2, Adrian REES2, David J. SANDERS2
1 Department of Physiology,
Faculty of Veterinary Medicine, Mustafa Kemal University, Antakya/Hatay; 2
Department of Physiology, Medical School, Newcastle University, Newcastle
Summary: Biocytin was injected into neurons in frontal
slices of inferior colliculus (IC) from rats. Eighteen out of 76 intracellular
injection of biocytin into single neurons resulted in staining of more than one
cell (23%). Longer biocytin injection times resulted in a higher incidence and
increased number of coupled cells. One minute of biocytin injection resulted in
16% incidence rate of coupling, whereas 5-10 minute of injection resulted in
28%. There was no difference in the incidence of dye coupling when the slice
was incubated in the bath for long or short periods after the biocytin
injection. However, the dye coupling was correlated with the age of animal; the
incidence rate of the coupling among stained cells was 28% in IC slice
preparations from 13 day-old rats, whereas the rate was 15% in the 16 day-old
ones. These results strongly suggest the presence of electrotonic coupling
between neurons of 13-16 day-old rat inferior colliculus.
Key words: Biocytin,
electrotonic synapse, inferior colliculus, intracellular staining
Özet: Sıçanlardan elde edilen kollikulus inferiör’ün ön
kesitlerindeki sinir hücrelerine biyosaytin boyası enjekte edildi. Yetmiş altı
enjeksiyonun on sekizinde birden fazla hücre boyandı (%23). Enjeksiyon süresi
uzadıkça, birden fazla hücre boyanması olayında ve boyanan hücre sayısında da
artış gözlendi. Bir dakikalık enjeksiyon %16, buna karşın 5-10 dakikalık
enjeksiyon ise %28’lik oranda birden fazla hücre boyanmasıyla sonuçlandı. Biyosaytin
injeksiyonundan sonra kesitlerin kayıt odasında kısa veya uzun süreli inkübe
edilmesi birden fazla sinir hücresi boyanması oranında herhangi bir fark
oluşturmadı. Bununla birlikte, birden fazla hücre boyanması olayı hayvanın yaşı
ile ilişkili bulundu. On üç günlük sıçanlardan elde edilen kollikulus inferiör
kesitlerinde bu oran %28 iken 16 günlük sıçanlarda %15 olarak saptandı. Bu
sonuçlar, sıçan kolliculus inferiör sinir hücreleri arasında elektriksel
kavşakların varlığını büyük oranda ortaya koyar.
Anahtar kelimeler:
Biyosaytin, elektriksel kavşak, hücre içi boyama, kollikulus inferiör
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 183-190, 2002
Untersuchungen des roten und weiben Hämogramms bei Schafen ab dem zweiten Monat der Gravidität bis zum 45. Tag des Puerperiums
1 Aus der Abteilung für
Geburtshilfe und Reproduktionsmedizin der Veterinärmedizinische Fakultät der
Universität Adnan Menderes, Aydın; 2 Ambulatorische und
Geburtshilfliche Veterinärklinik der Justus-Liebig-Universität, Giessen
Zusammenfassung: In dieser Arbeit wurden an 36 gesunden
Schafen der Rasse Merinolandschaf und Deutsches Schwarzkopfschaf im Alter von
ein bis sieben Jahren Untersuchungen über die Veränderungen des roten und
weißen Hämogrammes im Verlauf der Gravidität und Geburt sowie im Puerperium
durchgeführt. Die Blutprobenentnahme erfolgte bei graviden Schafen aus der Vena
jugularis in folgenden Intervallen: vom 2. Monat der Gravidität an bis zur
Geburt in wöchentlichen Abständen, während der Geburt und bis zur 24. Stunde
nach der Geburt alle sechs Stunden, bis zum 6. Tag post partum in eintägigem,
bis zum 14. Tag post partum in zweitägigen Abständen und weitere Entnahmen 20,
25, 30, 35, 40 und 45 Tage post partum. Erythrozytenkonzentration,
Hämoglobingehalt und Hämatokritwert stiegen vom Anfang der Untersuchung bis zur
14. Woche der Trächtigkeit um 2 bis 4% an. Erst dann zeigten alle drei Werte
des roten Hämogrammes mit Fortschreiten der Gravidität einen kontinuierlichen
Rückgang bis zu einer Woche vor der Ablammung. Dieser Rückgang machte rund 16%
für die Erythrozytenzahl, 12% für den Hämoglobingehalt und 13% für den
Hämatokritwert aus. Unter der Geburt kam es erneut zu einer Vermehrung der
Erythrozytenzahl um 6,5%, der Hämoglobinkonzentration um 5,6% und des
Hämatokritwertes um 6,5%. Innerhalb der ersten 24 Stunden post partum gingen
die Werte des roten Hämogrammes wieder abrupt um 9 bis 11% zurück und
erreichten am Ende dieser Zeitspanne ein Minimum. In den darauffolgenden sechs
Tagen post partum zeigten diese Parameter erneut eine leichte Erhöhung. Die
Konzentration der Gesamtleukozyten im Blut veränderte sich innerhalb der
Gravidität nur wenig. Bei der Geburt erhöhte sich die Gesamtleukozytenzahl im
Blut sprunghaft und erreichte in den ersten 6 Stunden nach dem Partus mit einem
Anstieg um 35% gegenüber dem antepartalen Wert das peripartale Maximum. Danach
kam es zu einer Verminderung der Leukozyten, die sich bis zum vierten Tag des
Puerperiums fortsetzte. Diesem starken Rückgang um rund 29% folgte ein erneuter
Konzentrationsanstieg der Leukozyten bis zum zehnten Tag des Puerperiums.
Schlüsselwörter: Geburt,
Gravidität, Rotes und weibes Hämogramm, Schaf
Koyunlarda
alyuvar ve akyuvar kan tablosu üzerine gebeliğin ikinci ayından başlayarak
puerperiumun 45. gününe kadar devam eden araştırmalar
Özet: Bu çalışmada iki ile yedi yaşlarındaki sağlıklı 36
Alman Merinos ve siyah baş ırkının koyunlarında gebelik, doğum ve doğum sonrası
dönemde alyuvar ve akyuvar kan tablosunda ortaya çıkan değişiklikler üzerine
araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Normal doğum yapan koyunlarda kan numuneleri
vena jugularis’ten aşağıdaki aralıklarda oldu: Gebeliğin ikinci ayından
itibaren haftalık aralıklarla doğuma
kadar, doğum esnasında, doğumdan sonra ilk 24 saat içinde her altı saatte bir,
post partum 6. güne kadar günlük, post partum 14. güne kadar iki günde bir,
post partum diğer alımlar 20, 25, 30, 35, 40 ve 45 günlerde. Araştırmanın
başından gebeliğin 14. haftasına kadar alyuvarların, hemoglobinin ve
hematokritin ortalama değerleri yüzde 2 ile 4 oranında yükseldiler. Ancak, daha
sonra her üç değerde gebeliğin ilerlemesiyle birlikte kuzulamadan önceki son
haftaya kadar sürekli bir düşüş (alyuvarlar %16, hemoglobin %12 ve hematokrit
%13) gösterdiler. Doğum sırasında alyuvarların sayısı %6,5, hemoglobin miktarı
%5,6 ve hematokrit %6,5 değeri yeniden arttı. Doğumdan sonra ilk 24 saat
zarfında bu değerler tekrar aniden %9 ile 11 gerilediler ve bu zaman diliminin
sonunda en düşük değerlere ulaştılar. Doğum sonrası bunu takip eden 6 gün
içinde bu değerler yeniden hafif bir yükseliş gösterdiler. Kandaki toplam
akyuvar miktarı gebelik sırasında küçük değişiklikler gösterirken, doğum esnasında aniden yükseldi ve post
partum ilk 6 saat içinde doğum öncesi değer karşısında %35`lik bir artışla peri
partal en yüksek değere ulaştı. Daha sonra, akyuvarların post partum 4. güne
kadar devam eden bir düşüşü oldu. Yaklaşık %29`luk bu gerilemeyi post partum
10. güne kadar alyuvarların yeniden bir artışı takip etti.
Anahtar kelimeler: Alyuvar ve
akyuvar kan tablosu, doğum, gebelik, koyun
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 191-195, 2002
Die Anästhesie beim Hund mit Medetomidin, Ketamin und Diazepam
1 Chirurgische Abteilung der
Veterinärmedizinische Fakultät der Universität Adnan Menderes, Aydın; 2
Aus dem Amt für Veterinärwesen der Stadtverwaltung Mamak, Ankara
Zusammenfassung: In der vorliegender Arbeit wurde die
Kombination von Medetomidin (Domitor®), Ketamin (Ketalar®-50),
und Diazepam (Diazepam-ratiopharm®) zur Anästhesie beim Hund
hinsichtlich ihrer Wirkungen und Nebenwirkungen untersucht. Für das
Versuchsvorhaben wurden insgesamt 10 weibliche Hunde der Rasse Deutsche
Schäferhund eingesetzt. Vor der Anästhesie, alle 15 Minuten während der
Anästhesie sowie 24 Stunden nach der Anästhesie wurde bei allen Tieren Blut
entnommen, um labordiagnostische (die Elektrolyte und das Blutbild) und
klinisch-chemische (die Leberwerte, Nierenwerte) Untersuchungsparameter
auszuwerten. Die Atemfrequenz, die Herzfreqenz und die Körpertemperatur während
der Operation zeigt ein signifikanter Abfall (p<0.05) zum Ausgangswert. Auch
die AST und Glukose erhöht sich auf signifikanter Weise während der Anästhesie
(p<0.05) und 24 Stunden später nach der Anästhesie (p<0.05). Die sedative
Kompenente der Medetomidin-Ketamin-Diazepam Kombination ist sehr ausgeprägt.
Alle Tiere sind ausgezeichnet relaxiert und zeigten keine Reaktionen auf das
schmerzhafte Manipulationen. Die klinische und laborchemische Untersuchungen
zeigten, daß dieser Art der Anästhesie beim Hund ohne Komplikationen
durchzuführen ist.
Schlüsselwörter:
Allgemeinanästhesie, diazepam, hund, ketamin, medetomidin
Özet: Bu çalışmada, medetomidin (Domitor®), ketamin
(Ketalar®-50), und diazepam (Diazepam-ratiopharm) anestezisinin köpekte
etkileri ve yan etkileri araştırıldı. Çalışma materyali 10 dişi Alman kurt
köpeği oluşturdu. Anestezi öncesi, anestezi sırasında (her 15 dakikada bir) ve
anestezi sonrasında hayvanlardan kan örnekleri alınarak klinik parametreler,
hemogram ve bazı kan serum değerleri incelendi. Anestezi sırasında solunum
frekansı, kalp frekansı ve vücut ısısında anestezi öncesine nazaran azalma
(p<0.05) istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. Yine anestezi sırasında ve
anesteziden 24 saat sonra AST ve glukoz değerleri anestezi öncesine nazaran
istatistiki bir artış (p<0.05) göstermiştir. Medetomidin-ketamin-diazepam
kombinasyonunun sedatif etkisi oldukça güçlü bulunmuştur. Tüm hayvanlarda mükemmel
bir kas gevşemesi ve ağrılı maniplasyonlara karşı hayvanlarda reaksiyon
göstermediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu kombinasyonun köpeklerde
kullanılmasıyla komplikasyondan uzak bir anestezi oluştuğu görülmüştür.
Anahtar kelimeler: Diazepam, genel
anestezi, ketamin, köpek, medetomidin
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 197-201, 2002
1 Chirurgische Abteilung der
tierärztlichen Fakultät der Adnan Menderes Üniversität, Aydın; 2 Institut für Experimentelle Chirurgie, TU
München
Zusammenfassung: In der vorliegender Arbeit wurde die
Kombination von Ketamin und Medetomidin zur Anästhesie bei Mäusen hinsichtlich
ihrer Wirkungen und Nebenwirkungen untersucht. Die Mäuse (n=20) erhalten 100
mg/kg Ketamin (Narketan®10, Chassot) und 0.25 mg/kg Medetomidin
(Domitor®, Smith-Kline Beechem) mit einer Mischspritze
intraperitoneal. Außerdem wurde notfallmäßig bei lebensbedrohlichen Situationen
(Temperaturabfall, stark erniedrigte Atemfrequenz, drohendes Kreislaufversagen)
Atipamezol (Antisedan®, Pfizer) bei allen Tieren intraperitoneal
eingesetzt. Zur Auswertung kamen folgende klinische Parameter: Atemfrequenz,
Pulsfrequenz, periphere Sauerstoffsättigung, Körperkerntemperatur, Analgesie
und Anästhesietiefe. Die klinische Untersuchungen zeigten, daß diese Art der
Anästhesie bei Mäusen geeignet ist, chirurgische Eingriffe durchzuführen und
dabei eine bestimmte Sicherheit durch die Teilantagonisierung der atemdepressiven
Wirkungen des Medetomidin gewährleistet. Als auffälligste Nebenwirkung zeigte
sich eine ausgeprägte Bradikardie und Hypothermie.
Schlüsselwörter: Anästhesie,
ketamin, mäusen, medetomidin
Özet: Bu çalışmada,
ketamin-medetomidin anestezisinin farelerde etkileri ve yan etkileri
araştırıldı. Farelere (n=20) tek bir enjektörle 100 mg/kg ketamin (Narketan®10,
Chassot) ve 0.25 mg/kg medetomidin (Domitor®, Smith Kline Beechem)
intraperitoneal olarak enjekte edildi. Ayrıca, anestezi esnasında ortaya çıkan
yaşamı tehdit eden durumlarda (hipotermi, solunum frekansının çok azalması,
dolaşım kollapsı) acilen tüm hayvanlarda intraperitoneal olarak atipemazol
(Antisedan®, Pfizer) uygulandı. Anestezi esnasında şu klinik
parametreler değerlendirildi: solunum ve kalp frekansı, perifer O2 saturasyonu,
vücut ısısı, analjezik etki ve anestezi derinliği. Sonuç olarak, bu tür
anestezi farelerde cerrahi operasyonları uygulamak için uygun bulundu ve
medetomidinin oluşturduğu solunum depresyonunun atipemazol ile antagonise
edilebilmesi güvenli bir anestezik kombinasyon olarak değerlendirildi. Bu
kombinasyonun oluşturduğu en önemli yan etki bradikardi ve rektal ısıda görülen
düşüş olmuştur.
Anahtar kelimeler: anestezi,
fare, ketamin, medetomidin
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 203-206, 2002
Köpek meme tümörlerinde yaş, ırk, tümör tipi ve yerleşim yeri arasındaki ilişkinin araştırılması
1 Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara; 2 Harran
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Şanlıurfa
Özet: Bu araştırmanın amacı, köpeklerde meme tümörlerinin
yerleşim yeri, ırk ve yaşlara göre dağılımı ve karakteri arasındaki ilişkiyi
araştırmaktı. Bu amaçla yaşları 5-15 arası değişen ve değişik ırktan toplam 30
köpek materyal olarak kullanıldı. Köpeklerin 15’i terrier (%50), 4’ü poodle
(%13.3), 3’ü melez (%10), 2’si kurt (%6.7), 2’si pinscher (%6.7), 1’i cocker
(%3.3), 1’i Kangal (%3.3), 1’i papillon (%3.3) ve 1’i setter (%3.3) idi. Otuz
köpekte rastlanılan meme tümörünün %53.3’ü (16/30) malign, %46.7’si (14/30)
benign karakterdeydi. Meme tümörlerinin %60’ı (18/30) inguinal, %33.3’ü (10/30)
abdominal, %6.7’si (2/30) torakal meme lobunda idi. İnguinal, abdominal ve
torakal meme lobundaki tümörlerde malign tümör oranı sırasıyla %66.7 (12/18),
%30 (3/10), %50 (1/2) idi. Benign tümör oranı ise aynı meme loblarında
sırasıyla %33.3 (6/18), %70 (7/10), %50 (1/2) idi. Beş-9 yaşlı toplam 16
köpekten ekstirpe edilen meme tümörünün %43.8’i (7/16) malign, % 56.2’si (9/16)
benign karakterliydi ve bu yaş grubu köpeklerde inguinal, abdominal ve torakal
meme loblarında rastlanan tümör oranları ise sırasıyla %62.5 (10/16), %31.2
(5/16) ve %6.2 (1/16) idi. Anılan bölgelerdeki malign karakterdeki tümörlerin
oranı sırasıyla %50 (5/10), %20 (1/5), %100 (1/1) olarak bulundu. Benign
karakterdeki tümörlerin oranı inguinal ve abdominal loblarda sırasıyla %50
(5/10), %80 (4/5) olup, torakal bölgede benign karekterde tümöre rastlanmadı.
Dokuz yaş ve üzerindeki köpeklerde ise %64.3 (9/14) oranında malign, %35.7
(5/14) benign tümöre rastlandı. İnguinal ve abdominal meme loblarındaki malign
karakterdeki tümörlerin yüzdesi sırasıyla %87.5 (7/8) ve %40 (2/5) idi. Torakal
meme loblarında malign tümöre rastlanmadı. Bu grup köpeklerde inguinal,
abdominal ve torakal meme loblarındaki benign karakterdeki tümör yüzdesi
sırasıyla %12.5 (1/8), %60 (3/5) ve %100 (1/1) idi. Sonuç olarak, köpeklerde
meme tümörü en fazla küçük ırklarda, ileri yaşlarda görülmekte ve tümörün meme
loblarındaki yerleşimi ile karakteri arasında bir ilişki kurulabilmektedir. Bu
bilgiler köpeğin daha sonraki yaşamına yön verme açısından önemli bilgiler
olarak düşünülmektedir.
Anahtar kelimeler: Irk,
köpek, meme tümörü, yaş
The investigation of the relationship between age, tumour character and the localization in canine mammary tumours
Summary: The aim of the study was to investigate the
relationship between localization, distribution according to breed and age, and
characters of mammary tumours. As a material 30 dogs, 5-15 years of age and
different breeds were used in this study. Of the 30 dogs, 15 terriers, 4
poodles, 3 mixed breeds, 2 pinschers, 2 German shepherd dogs, 1 cocker, 1
Anatolian Shepherd dog, 1 setter and 1 papillon were presented. Distribution of
mammary tumours according to the types, that were encountered in 30 dogs, were
53.3% malignant and 46.7% benign in character. Mammary tumours were localized
at inguinal (60%), abdominal (33.3%) and thoracic (6.7%) mammary glands.
Malignant tumour ratio of inguinal, abdominal and thoracic mammary tumours were
66.7%, 30% and 50%, respectively. Benign tumour ratio of inguinal, abdominal
and thoracic mammary tumours were 33.3%, 70% and 50%, respectively. The
distribution of mammary tumour types that were extirpated from 16 dogs in 5-9
ages range were 43.8% malignant and 56.2% benign in character and the ratio of
malignant tumours which obtained from inguinal, abdominal and thoracic mammary
lobes were 50%, 20% and 100%, respectively. The ratio of benign tumours at
inguinal and abdominal mammary glands were 50% and 80%, respectively and benign
tumours were not seen at thoracic mammary lobes. In 9 years old and/or older
dogs, the distribution of mammary gland tumours were 64.3% malignant and %35.7
benign in characters. The ratio of malignant tumours taken from inguinal and
abdominal mammary lobes were 87.5% and 40%, respectively and malignant tumours
weren’t seen at thoracic mammary lobes. The ratio of bening tumours taken from
inguinal, abdominal and thoracic mammary glands were 12.5%, 60% and 100%,
respectively. As a conclusion, the mammary tumours were seen mostly in small
breeds and old dogs, and there was a relationship between character and
localization of the tumours. It has been thought that these findings should be
useful in the prognosis of the dogs with the mammary tumours.
Key words: age, breed, dog,
mammary tumours
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 207-212, 2002
Köpek spermasının dondurulması üzerine bireysel özelliklerin ve farklı sulandırıcıların etkisi
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Dölerme ve Sun'i Tohumlama Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu araştırmada, 4 Kangal çoban köpeğinden alınan
spermalar Tris ve laktoz sulandırıcıları ile dondurularak, dondurma öncesi ve
çözüm sonrası başlıca spermatolojik özellikler belirlenmiş, bireysel
özelliklerin ve farklı sulandırıcıların sperma dondurulması üzerine etkileri
incelenmiştir. Spermanın dondurulmasında, 4 köpekten alınan toplam 20 ejakulat
kullanılmıştır. Alınan ejakulatlar %20 yumurta sarısı ve %4 gliserol içeren iki
farklı sulandırıcı (Tris ve laktoz) ile sulandırılarak 0.5 ml'lik payetlere
çekilmiş ve 2 saat ekilibrasyona bırakılmıştır. Spermalar ekilibrasyon sonrası
spermatolojik muayeneler yapılarak sıvı azot buharında (-120°C)
7 dakikada dondurulmuş ve sıvı azot içinde depolanmıştır. Daha sonra payetler
40°C’deki su banyosunda 10 saniyede çözdürülerek
çözüm sonrası spermatolojik muayeneler yapılmıştır. Yapılan muayeneler
sonucunda Tris sulandırıcısında ekilibrasyon sonrası ve çözüm sonrası
spermatozoa motilitesi sırasıyla %65.6 ve %49.0; laktoz sulandırıcısında ise
aynı değerler %59.8 ve %33.8 olarak saptanmıştır. Tris sulandırıcısında çözüm
sonrası anormal ve ölü spermatozoa oranları %26.6 ve %31.9; laktoz
sulandırıcısında %37.6 ve %46.0 olarak saptanmıştır. Buna ek olarak, laktoz
sulandırıcısı ile dondurulan spermalarda anormal kuyruk oranları büyük artış
göstermiştir. Sonuç olarak, spermanın dondurulmasında aynı yetiştirme
şartlarında tutulan ve aynı yaşta olan köpeklerde bireysel özellikler önemli
bulunmamıştır. Ancak, sulandırıcılar yönünden değerlendirildiğinde Tris
sulandırıcısının laktoz sulandırıcısına göre daha üstün olduğu sonucuna
varılmıştır.
Anahtar kelimeler: Köpek
sperması, sperma sulandırıcıları, spermanın dondurulması, spermatolojik
özellikler
Summary: In this study, semens which were collected from 4
Kangal sheepdogs were cryopreserved in two different diluents (Tris and
lactose). The primary spermatological properties after equilibration and after
thawing were determined, and the effects of the diluents and individual
properties of dogs on spermatozoa viability were examined. In semen
cryopreservation, 20 ejaculates collected from 4 dogs were treated. The
collected ejaculates were diluted in Tris and lactose including 20% egg yolk
and 4% glycerol, packaged 0.5 ml straws and were left to equilibration for 2
hours. After equilibration, spermatological examinations were performed and
semens were frozen in liquid nitrogen vapour (-120°C)
for 7 minutes, then stored in liquid nitrogen. Later on, the straws were thawed
in a water bath at 40°C for 10 seconds, and
post-thaw spermatological properties were determined. Following the
examinations were performed, the spermatozoal motility in the semen which was
diluted with Tris diluent, after equilibration and after thawing was 65.6% and
49.0%, respectively; in lactose diluent the same values were 59.8% and 33.8%.
The percentage of abnormal and dead spermatozoa after thawing in Tris diluent
were 26.6% and 31.9%, in lactose diluent 37.6% and 46.0%. In addition, abnormal
tail rates in lactose diluent were significantly raised. Consequently,
individual properties of the dogs which were same ages and were kept same
breeding conditions were not found significant in semen cryopreservation. However,
in regard to diluents, Tris diluent was found to be better than lactose.
Key words: Dog semen, semen
cryopreservation, semen diluents, spermatological properties
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 213-218, 2002
Pathological evaluation of contralateral testis following various treatment methods for experimental testicular torsion in rats
1 1st Urology Clinic, SSK
Ankara Training Hospital, Ankara; 2 Department of Pathology, Faculty of Veterinary Medicine, Ankara
University, Ankara
Summary: In the research, evaluation of the influences, of
the unilateral testicular torsion and different treatment results that is
applied to the this side, on contralateral testicle is aimed. For this aim, 40
adult (2.5-3 months old) Sprague Dawley rats were separated randomly (n: 5)
into 8 groups. In control group (group
1), the sham operation has been performed on the testicles. In the group 2 and
other groups, the left testicle has been made as torsion at the 720 degree
counterclockwise and fixed to the scrotum. Then, the operational attempts like
detorsion (group 3, after 24 hours) and orchiectomy (group 4, after 24 hours
and group 5, after 48 hours) and in some groups, intraperitoneal cortisone in
addition to the orchiectomy (group 6, after 24 hours and group 8, after 48
hours) and detorsion (group 7, after 24 hours) have been made to this left
testicle. All contralateral testicles were taken by the orchiectomy 4 weeks
after the torsion and evaluated histopathologically. There was degeneration at
changing intensity in the all contralateral testicles except the control group.
The difference between the diameters of seminiferous tubules has been accepted
as important except the group 6 and group 7. In these two groups, the
contralateral hyperemia, edema and degeneration also were evidently less. At the
accompaniment of these findings, when a pubertial children applied to the
clinic if maximum 24 hours passed after the unilateral testicular torsion, it
has been concluded that the adding of short term immunotherapy to protect the
contralateral testicle from the antigenic stimulus is useful, even which
treatments that detorsion or orchiectomy were applied.
Key words: Contralateral
testicle, histopathology, rat, testicular torsion
Sıçanlarda deneysel testis torsiyonunun çeşitli
sağaltım metodları ile tedavisi sonrası kontralateral testisin patolojik
değerlendirilmesi
Özet: Çalışmada, unilateral testis torsiyonunun ve bu
tarafta uygulanan değişik sağaltım sonuçlarının karşı testise olan etkilerinin
değerlendirilmesi amaçlandı. Bu amaçla erişkin (2.5-3 aylık) 40 adet Sprague
Dawley sıçan rastlantısal olarak 5’erli 8 gruba ayrıldı. Kontrol grubunda (grup
1) testislere yalancı operasyon (sham) uygulandı. Grup 2 ve diğer gruplarda sol
testisler 720 derece saat yelkovanı tersine torsiyone edilip skrotuma tespit
edildi. Daha sonra bu testise detorsiyon (grup 3, 24 saat sonra), orşiektomi
(grup 4, 24 saat sonra ve grup 5, 48 saat sonra) ve bazı gruplarda orşiektomiye
ek olarak intraperitoneal kortizon uygulamaları (grup 6, 24 saat sonra) ve
detorsiyon gibi operasyonlar yapıldı. Tüm kontralateral testisler torsiyondan 4
hafta sonra orşiektomi ile alınarak histopatolojik olarak değerlendirildi.
Kontrol grubu dışındaki tüm gruplarda kontralateral testislerde değişen
şiddette dejenerasyon mevcuttu. Seminifer tubulus çapları arasındaki fark, grup
6 ve grup 7 dışında, önemli bulundu. Bu iki grupta ayrıca, kontralateral
hiperemi, ödem ve dejenerasyon da belirgin olarak azdı. Bu bulguların eşliğinde
unilateral testis torsiyonu oluşmuş ve üzerinden en fazla 24 saat geçmiş pubertal
çocuklar kliniğe başvurduğunda detorsiyon ya da orşiektomiden birisi ile
birlikte kontralateral testisi antijenik uyarıdan korumak için kısa süreli
immunoterapinin tedaviye eklenmesinin yararlı olacağı sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Histopatoloji,
kontralateral testis, sıçan, testis torsiyonu
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 219-223, 2002
Farklı enerji düzeylerindeki rasyonlara virginiamycin katkısının bıldırcınlarda besi performansı ve karkas randımanı üzerine etkisi*
1 Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı,
Ankara; 2 Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan
Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı, Aydın
Özet: Bu araştırma, farklı enerji düzeylerindeki
rasyonlarda virginiamycin kullanımının Japon bıldırcınlarında besi performansı
ve karkas randımanı üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır.
Araştırmada toplam 288 adet günlük Japon bıldırcın civcivi (Coturnix coturnix
japonica) kullanılmıştır. Her birinde 32 civciv bulunan 9 grup düzenlenmiştir.
Denemede üç farklı metabolize olabilir enerji düzeyine (2800, 3000 ve 3200
kcal/kg ME) sahip rasyonların her birine üç farklı düzeyde (0, 5 ve 15 ppm)
virginiamycin katılarak 9 farklı rasyon hazırlanmıştır. Deneme beş hafta
sürdürülmüştür. Araştırma sonunda gruplar arasında canlı ağırlık bakımından
istatistik bir fark görülmemiştir. Rasyonların enerji düzeyinin artması canlı
ağırlık artışını olumlu yönde etkilemiştir. Karkas randımanı enerji ve
virginiamycin düzeylerinden etkilenmemiştir. Sonuç olarak, farklı enerji
düzeylerindeki rasyonlara virginiamycin katkısının Japon bıldırcınlarında besi
performansı ve karkas randımanı üzerine bir etkisinin olmadığı kanısına
varılmıştır.
Anahtar sözcükler:
Antibiyotik, besi performansı, enerji düzeyi, Japon bıldırcını, karkas
randımanı
Effect of the virginiamycine supplementation to the
rations containing different levels of energy on fattening performance and carcass
yield of quails
Summary: The aim of the present study was to determine the
effects of the usage of virginiamycine in the rations with different levels of
energy on performance and carcass yield of Japanese quail (Coturnix coturnix
japonica). A total of 288 daily Japanese quail chicks were used in the study.
They were divided into 9 groups each containing 32 chicks. Three rations having
different metabolizable energy concentration (2800, 3000 and 3200 kcal/kg) were
prepared. Each of them was supplemented with 0, 5 and 15 ppm virginiamycine. By
this way 9 different rations were provided. The experimental period lasted five
weeks. Results of the study showed no statistically significant differences
among the groups in live weight. Live weigt gain was improved by increasing the
energy concentration of rations. Carcass
yield was not affected by the levels of energy and virginiamycine. As a result,
virginiamycine addition to the rations having different energy levels had no
effect on the fattening performance and carcass yield of Japanese quails.
Key words: Antibiotic,
carcass yield, energy levels, fattening performance, Japanese quail
Ankara
Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi
Cilt / Volume: 49 • Sayı / Number: 3 • 2002
Veterinary
Journal of Ankara University
İÇİNDEKİLER /
CONTENTS
Kızıl şahinde (Buteo rufinus)
neurocranium kemikleri
Bones of neurocranium in red
falcon (Buteo rufinus)
Yeni Zelanda tavşanının
(Oryctolagus cuniculus L.) baş ve boyun bölgesinde bulunan lenf düğümlerinin
makro anatomisi
Macro anatomy of the head and
neck lymph nodes in the New Zealand rabbit (Oryctolagus cuniculus L.)
Broylerlerde dil ve
özofagus-proventrikulus arası bölge üzerinde histolojik ve histokimyasal
çalışmalar
Histologic and histochemical
studies on tongue and the area between esophagus and proventriculus of the
broilers
Lactose, sodium, potassium
and chloride levels in milk of cows with subclinical mastitis administered
intramammary levamisole
Meme içi levamizol uygulanan
subklinik mastitisli ineklerin sütlerinde laktoz, sodyum, potasyum ve klor
seviyeleri
Electrotonic synapses in
young rat inferior colliculus
Genç sıçanların kollikulus
inferiör'ünde bulunan elektriksel kavşaklar
Untersuchungen des roten und
weiben Hämogramms bei Schafen ab dem zweiten Monat der Gravidität bis zum 45.
Tag des Puerperiums
Koyunlarda alyuvar ve akyuvar
kan tablosu üzerine gebeliğin ikinci ayından başlayarak puerperiumun 45. gününe
kadar devam eden araştırmalar
Die Anästhesie beim Hund mit
Medetomidin, Ketamin und Diazepam
Köpeklerde
medetomidin-ketamin-diazepam anestezisi
Ketamin/Medetomidin-Anästhesie
bei der Maus
Farelerde ketamin/medetomidin
anestezisi
Köpek meme tümörlerinde yaş,
ırk, tümör tipi ve yerleşim yeri arasındaki ilişkinin araştırılması
The investigation of the
relationship between age, tumour character and the localization in canine
mammary tumours
Köpek spermasının
dondurulması üzerine bireysel özelliklerin ve farklı sulandırıcıların etkisi
The effect of individual
properties and various extenders on dog semen cryopreservation
Pathological evaluation of
contralateral testis following various treatment methods for experimental
testicular torsion in rats
Sıçanlarda deneysel testis
torsiyonunun çeşitli sağaltım metodları ile tedavisi sonrası kontralateral
testisin patolojik
değerlendirilmesi
Farklı enerji düzeylerindeki
rasyonlara virginiamycin katkısının bıldırcınlarda besi performansı ve karkas
randımanı üzerine etkisi
Effect of the virginiamycine
supplementation to the rations containing different levels of energy on
fattening performance and carcass yield of quails