Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 153-157, 2002

 

 

 

Kızıl şahinde (Buteo rufinus) neurocranium kemikleri

 

İsmail Önder ORHAN1, Özcan ÖZGEL2, Murat KABAK3

 

1Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Ankara ; 2 Akdeniz Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Burdur ; 3 Mustafa Kemal Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Antakya

 

 

Özet: Kızıl şahinde neurocranium’u oluşturan kemiklerin anatomik özelliklerini belirlemek ve diğer araştırmacılara kaynak sağlamak amacıyla bu çalışma yapıldı. Çalışmada iki erkek, üç dişi olmak üzere toplam beş ergin kızıl şahine ait kemikler değerlendirildi. Araştırma sonucunda kızıl şahinde os interparietale’nin bulunmadığı, foramen magnum’un horizontal olarak kafatasının basal’inde şekillendiği, iki fontanella’nın yer aldığı ve os frontale’nin os parietale’den daha büyük olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, orbita’nın üst kenarında bulunan processus supraorbitalis’in erkeklerde dişilerden yaklaşık üç kat daha uzun şekillendiği ve bu durumun kafatası üzerinde erkekler ile dişiler arasındaki en belirgin fark olarak göze çarptığı saptandı.

Anahtar kelimeler: Anatomi, kafatası, kemik, kızıl şahin

 

Bones of the neurocranium in red falcon (Buteo rufinus)

 

Summary: The aim of this research was to observe anatomical features of the neurocranial bones in red falcon and to provide a good background for further studies related to this topic. Bones of the total of five adults (2 male, 3 female) were investigated in the study. The results have showed in red falcon that the interparietal bone is absent, that foramen magnum is present horizontally on the base of the skull, and that there are two fontanellas and the frontal bone is larger than the parietal bone. In red falcon moreover, the supraorbital process on the dorsal edge of the orbita in the male species has been determined to be three times larger than that in the female, which, in fact is the most prominent difference between the male and female birds.

Key words: Anatomy, bones, red falcon, skull

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 159-163, 2002

 

 

 

Yeni Zelanda tavşanının (Oryctolagus cuniculus L.) baş ve boyun bölgesinde bulunan lenf düğümlerinin makro anatomisi*

 

İsmail Önder ORHAN

 

Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Ankara

 

 

Özet: Yeni Zelanda tavşanının baş ve boyun bölgesinde bulunan lenf düğümlerinin lokalizasyonlarını belirlemek amacıyla bu çalışmada 42 ergin tavşan kullanıldı. Ln. parotideus caudalis, cartilago auricularis’in üzerinde v. auricularis caudalis’in cranial’inde bulundu. Lnn. mandibulares rostrales’in, v. facialis ile v. submentalis arasında, gl. mandibularis’in ventral’inde sabit olarak bulunan lenf düğümü ile bunun önünde her zaman saptanamayan ikinci bir lenf düğümünden ibaret olduğu görüldü. Ln. retropharyngeus’un, larynx hizasında ve m. sternocephalicus ile m. longus capitis arasında bulunduğu saptandı. Sonuç olarak, baş bölgesinde yer alan lenf düğümlerinin tamamının, boyun bölgesinde ise sadece ln. retropharyngeus’un geliştiği ve truncus trachealis’in bu lenf düğümünün ventral ucundan orijin aldığı gözlendi.

Anahtar kelimeler: Baş ve boyun, lenf düğümleri, makro anatomi, Yeni Zelanda tavşanı

 

Macro anatomy of the head and neck lymph nodes in the New Zealand rabbit (Oryctolagus cuniculus L.)

 

Summary: A number of 42 adult rabbits were used in this research designed to localize lymph nodes present in the head and neck of New Zealand rabbits. The caudal parotideal node was found to be present on the auricular cartilage and cranial to the caudal auricular vein. The cranial mandibular node was seen between the facial submental veins and ventral to the mandibular gland. This lymph node was sometimes observed possessing another node cranial to it. The retropharyngeal node was displayed between the sternocephalic and longus capitis muscles and at the level of the larynx. As a result, all the lymph nodes in the head, and only retropharyngeal nodes among the ones in the neck were seen to fully develop. The tracheal trunk was also shown to originate from the ventral border of the retropharyngeal node.           

Key words: Head and neck, lymph nodes, macro anatomy, New Zealand rabbit

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 165-171, 2002

 

 

 

Broylerlerde dil ve özofagus-proventrikulus arası bölge üzerinde histolojik ve histokimyasal çalışmalar

 

Şadiye KUM

 

Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Histoloji-Embriyoloji Anabilim Dalı, Aydın

 

 

Özet: Sunulan çalışmada, broylerlerin sindirim sisteminin dil ve özofagustan proventrikulusa kadar olan kısmına ait histolojik ve histokimyasal özelliklerin ortaya konması amaçlandı. Bu amaçla, 10 adet, 42 günlük ve ortalama canlı ağırlığı 2000 g olan Cobb 500 ırkı erkek etlik piliç kullanıldı. Broylerlerin dillerinde Y şeklinde hiyalin kıkırdağın bulunduğu, dil bezlerinin posteriyör ve anteriyör olarak yer aldığı, posteriyör bezlerin dilin dorsaline ve ventrolateraline, anteriyör bezlerin ise ventrolaterale açıldıkları tespit edildi. Dil bezlerinin nötral ve asidik mukosubstans içerdikleri belirlendi. Ayrıca, anteriyör bezlerde protein, posteriyör bezlerde glikojen partikülleri demonstre edildi. Kursak mukozasında beze rastlanmazken, özofagusta lamina propriya’da basit dallanmış tubuloalveolar bezlere rastlandı. Özofagus bezlerinde de nötral, asidik mukosubstans, eser miktarda glikojen partikülleri ve proventrikulusa yakın kısımlarındaki bezlerde çok az protein varlığı belirlendi. Dil bezleri arasında ve özofagusta lamina propriya’da,  korpus glandule’ler arasında lenfosit infiltrasyonları tespit edildi.

Anahtar kelimeler: Broyler, dil, histokimya, histoloji, kursak, özofagus

 

Histologic and histochemical studies on tongue and the area between esophagus and proventriculus of the broilers

 

Summary: The aim of this study was to determine the histologic and histochemical characteristics of the tongue and area between esophagus-proventriculus of the broilers. For this purpose, 10 male, Cobb 500 broilers at 42 days old and around 2000 g weight were used. It was observed that there was Y shaped hyaline cartilage in broilers tongue. Lingual glands located at posteriorly and anteriorly of the tongue. It was shown that excretory ducts of posterior glands opened to dorsal and ventrolateral of the tongue. Anterior glands opened to ventrolateral of the tongue. Neutral and asidic mucosubtance were detected in lingual glands. The presence of protein and glycogen particles were detected in anterior glands and in posterior lingual glands, respectively. While there were no glands in mucosa of crop, simple branched tubuloalveoler glands were seen in lamina propria of esophagus. Neutral, asidic mucosubstance, trace amount glycogen particles were detected in esophagus glands. The presence of protein was observed at low lewel in the esophageal glands near to proventriculus. Lymphoid infiltration was determined among lingual glands and in lamina propria of esophagus, and between corpus glandulae.

Key words: Broilers, esophagus, histochemistry, histology, tongue

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 173-176, 2002

 

 

 

Lactose, sodium, potassium and chloride levels in milk of cows with subclinical mastitis administered intramammary levamisole*

 

Taner PAMUKÇU1, Berrin SALMANOĞLU2, Gül YARIM1

 

1 Department of Biochemistry, Faculty of Veterinary Medicine, Kırıkkale University, Kırıkkale; 2 Department of Biochemistry, Faculty of Veterinary Medicine, Ankara University, Ankara

 

 

Summary: In this study, therapeutic effect of intramammary levamisole infusion in subclinically infected cows were evaluated. Totally, 4-5 years old Holstein breed 40 cows were used. Twenty cows with CMT (-) and SCC£300,000 as control group and 20 cows with CMT (+) and SCC≥300,000 as trial group were used. Strong immunomodulatory substance levamisole administered 20 ml as 4% solution for 6 days intramammarial to the cows with subclinical mastitis and in which manner levels of lactose, sodium, potassium and chloride levels of immunoglobulin G affected was investigated. After administration of levamisole to the cows with subclinical mastitis, there was no change in lactose, sodium and potassium levels, but the levels of chloride was raised statistically as p£0.01. It was found out that subclinical mastitis criteria in milk did not change after a 6 day intramammary levamisole administration to the cows with subclinical mastitis. Levamisole showed no healing effect on the spoiled ion balance and lactose synthesis during mammary tissue infections.

Key words: Chloride, cow, lactose, levamisole, potassium, sodium, subclinical mastitis

 

Meme içi levamizol uygulanan subklinik mastitisli ineklerin sütlerinde laktoz, sodyum, potasyum ve klor seviyeleri

 

Özet: Bu çalışmada subklinik mastitisli memelere uygulanan levamizolün iyileştirici etkisi araştırılmıştır. Çalışmada 4-5 yaşlarında, Holstein ırkı toplam 40 inek kullanılmıştır. CMT (-) ve SCC£300.000 olan 20 inek kontrol grubunu, CMT (+) ve SCC≥300.000 olan 20 inek ise deneme grubunu oluşturmuştur. Subklinik mastitisli ineklere, güçlü immunomodülatör etkiye sahip olan levamizolün 20 ml %4’lük solüsyonu, meme içi 6 gün boyunca uygulanmış ve sütte laktoz, sodyum, potasyum ve klor düzeylerinin ne yönde etkilendiği araştırılmıştır. Subklinik mastitisli ineklerde, levamizol uygulanmasından sonra süt laktoz, sodyum ve potasyum düzeylerinde herhangi bir değişiklik olmamıştır (p≥0.05). Klor düzeyleri istatistiki olarak p£0.01 düzeyinde artmıştır. Subklinik mastitisli ineklerde, meme içi, 6 gün boyunca levamizol uygulanmasından sonra sütteki subklinik mastitis kriterlerinin değişmediği belirlenmiştir. Meme dokusu enfeksiyonlarında, bozulan iyon dengesinde ve laktoz sentezinde, levamizol kullanımının iyileştirici etkisi olmadığı anlaşılmıştır.

Anahtar kelimeler: İnek, klor, laktoz, levamizol, potasyum, sodyum, subklinik mastitis

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 177-182, 2002

 

 

 

Electrotonic synapses in young rat inferior colliculus

 

Ramazan BAL1, Gary G. R. GREEN2, Adrian REES2, David J. SANDERS2

 

1 Department of Physiology, Faculty of Veterinary Medicine, Mustafa Kemal University, Antakya/Hatay; 2 Department of Physiology, Medical School, Newcastle University, Newcastle

 

 

Summary: Biocytin was injected into neurons in frontal slices of inferior colliculus (IC) from rats. Eighteen out of 76 intracellular injection of biocytin into single neurons resulted in staining of more than one cell (23%). Longer biocytin injection times resulted in a higher incidence and increased number of coupled cells. One minute of biocytin injection resulted in 16% incidence rate of coupling, whereas 5-10 minute of injection resulted in 28%. There was no difference in the incidence of dye coupling when the slice was incubated in the bath for long or short periods after the biocytin injection. However, the dye coupling was correlated with the age of animal; the incidence rate of the coupling among stained cells was 28% in IC slice preparations from 13 day-old rats, whereas the rate was 15% in the 16 day-old ones. These results strongly suggest the presence of electrotonic coupling between neurons of 13-16 day-old rat inferior colliculus.

Key words: Biocytin, electrotonic synapse, inferior colliculus, intracellular staining

 

Genç sıçanların kollikulus inferiör’ünde bulunan elektriksel kavşaklar

 

Özet: Sıçanlardan elde edilen kollikulus inferiör’ün ön kesitlerindeki sinir hücrelerine biyosaytin boyası enjekte edildi. Yetmiş altı enjeksiyonun on sekizinde birden fazla hücre boyandı (%23). Enjeksiyon süresi uzadıkça, birden fazla hücre boyanması olayında ve boyanan hücre sayısında da artış gözlendi. Bir dakikalık enjeksiyon %16, buna karşın 5-10 dakikalık enjeksiyon ise %28’lik oranda birden fazla hücre boyanmasıyla sonuçlandı. Biyosaytin injeksiyonundan sonra kesitlerin kayıt odasında kısa veya uzun süreli inkübe edilmesi birden fazla sinir hücresi boyanması oranında herhangi bir fark oluşturmadı. Bununla birlikte, birden fazla hücre boyanması olayı hayvanın yaşı ile ilişkili bulundu. On üç günlük sıçanlardan elde edilen kollikulus inferiör kesitlerinde bu oran %28 iken 16 günlük sıçanlarda %15 olarak saptandı. Bu sonuçlar, sıçan kolliculus inferiör sinir hücreleri arasında elektriksel kavşakların varlığını büyük oranda ortaya koyar.

Anahtar kelimeler: Biyosaytin, elektriksel kavşak, hücre içi boyama, kollikulus inferiör

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 183-190, 2002

 

 

 

Untersuchungen des roten und weiben Hämogramms bei Schafen ab dem zweiten Monat der Gravidität bis zum 45. Tag des Puerperiums

 

Ahmet CEYLAN1, Hartwig BOSTEDT2

 

1 Aus der Abteilung für Geburtshilfe und Reproduktionsmedizin der Veterinärmedizinische Fakultät der Universität Adnan Menderes, Aydın; 2 Ambulatorische und Geburtshilfliche Veterinärklinik der Justus-Liebig-Universität, Giessen

 

 

Zusammenfassung: In dieser Arbeit wurden an 36 gesunden Schafen der Rasse Merinolandschaf und Deutsches Schwarzkopfschaf im Alter von ein bis sieben Jahren Untersuchungen über die Veränderungen des roten und weißen Hämogrammes im Verlauf der Gravidität und Geburt sowie im Puerperium durchgeführt. Die Blutprobenentnahme erfolgte bei graviden Schafen aus der Vena jugularis in folgenden Intervallen: vom 2. Monat der Gravidität an bis zur Geburt in wöchentlichen Abständen, während der Geburt und bis zur 24. Stunde nach der Geburt alle sechs Stunden, bis zum 6. Tag post partum in eintägigem, bis zum 14. Tag post partum in zweitägigen Abständen und weitere Entnahmen 20, 25, 30, 35, 40 und 45 Tage post partum. Erythrozytenkonzentration, Hämoglobingehalt und Hämatokritwert stiegen vom Anfang der Untersuchung bis zur 14. Woche der Trächtigkeit um 2 bis 4% an. Erst dann zeigten alle drei Werte des roten Hämogrammes mit Fortschreiten der Gravidität einen kontinuierlichen Rückgang bis zu einer Woche vor der Ablammung. Dieser Rückgang machte rund 16% für die Erythrozytenzahl, 12% für den Hämoglobingehalt und 13% für den Hämatokritwert aus. Unter der Geburt kam es erneut zu einer Vermehrung der Erythrozytenzahl um 6,5%, der Hämoglobinkonzentration um 5,6% und des Hämatokritwertes um 6,5%. Innerhalb der ersten 24 Stunden post partum gingen die Werte des roten Hämogrammes wieder abrupt um 9 bis 11% zurück und erreichten am Ende dieser Zeitspanne ein Minimum. In den darauffolgenden sechs Tagen post partum zeigten diese Parameter erneut eine leichte Erhöhung. Die Konzentration der Gesamtleukozyten im Blut veränderte sich innerhalb der Gravidität nur wenig. Bei der Geburt erhöhte sich die Gesamtleukozytenzahl im Blut sprunghaft und erreichte in den ersten 6 Stunden nach dem Partus mit einem Anstieg um 35% gegenüber dem antepartalen Wert das peripartale Maximum. Danach kam es zu einer Verminderung der Leukozyten, die sich bis zum vierten Tag des Puerperiums fortsetzte. Diesem starken Rückgang um rund 29% folgte ein erneuter Konzentrationsanstieg der Leukozyten bis zum zehnten Tag des Puerperiums.

Schlüsselwörter: Geburt, Gravidität, Rotes und weibes Hämogramm, Schaf

 

Koyunlarda alyuvar ve akyuvar kan tablosu üzerine gebeliğin ikinci ayından başlayarak puerperiumun 45. gününe kadar devam eden araştırmalar

 

Özet: Bu çalışmada iki ile yedi yaşlarındaki sağlıklı 36 Alman Merinos ve siyah baş ırkının koyunlarında gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemde alyuvar ve akyuvar kan tablosunda ortaya çıkan değişiklikler üzerine araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Normal doğum yapan koyunlarda kan numuneleri vena jugularis’ten aşağıdaki aralıklarda oldu: Gebeliğin ikinci ayından itibaren  haftalık aralıklarla doğuma kadar, doğum esnasında, doğumdan sonra ilk 24 saat içinde her altı saatte bir, post partum 6. güne kadar günlük, post partum 14. güne kadar iki günde bir, post partum diğer alımlar 20, 25, 30, 35, 40 ve 45 günlerde. Araştırmanın başından gebeliğin 14. haftasına kadar alyuvarların, hemoglobinin ve hematokritin ortalama değerleri yüzde 2 ile 4 oranında yükseldiler. Ancak, daha sonra her üç değerde gebeliğin ilerlemesiyle birlikte kuzulamadan önceki son haftaya kadar sürekli bir düşüş (alyuvarlar %16, hemoglobin %12 ve hematokrit %13) gösterdiler. Doğum sırasında alyuvarların sayısı %6,5, hemoglobin miktarı %5,6 ve hematokrit %6,5 değeri yeniden arttı. Doğumdan sonra ilk 24 saat zarfında bu değerler tekrar aniden %9 ile 11 gerilediler ve bu zaman diliminin sonunda en düşük değerlere ulaştılar. Doğum sonrası bunu takip eden 6 gün içinde bu değerler yeniden hafif bir yükseliş gösterdiler. Kandaki toplam akyuvar miktarı gebelik sırasında küçük değişiklikler gösterirken,  doğum esnasında aniden yükseldi ve post partum ilk 6 saat içinde doğum öncesi değer karşısında %35`lik bir artışla peri partal en yüksek değere ulaştı. Daha sonra, akyuvarların post partum 4. güne kadar devam eden bir düşüşü oldu. Yaklaşık %29`luk bu gerilemeyi post partum 10. güne kadar alyuvarların yeniden bir artışı takip etti.

Anahtar kelimeler: Alyuvar ve akyuvar kan tablosu, doğum, gebelik, koyun

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 191-195, 2002

 

 

 

Die Anästhesie beim Hund mit Medetomidin, Ketamin und Diazepam

 

Nuh KILIÇ1, Ali ERKUT2

 

1 Chirurgische Abteilung der Veterinärmedizinische Fakultät der Universität Adnan Menderes, Aydın; 2 Aus dem Amt für Veterinärwesen der Stadtverwaltung Mamak, Ankara

 

 

Zusammenfassung: In der vorliegender Arbeit wurde die Kombination von Medetomidin (Domitor®), Ketamin (Ketalar®-50), und Diazepam (Diazepam-ratiopharm®) zur Anästhesie beim Hund hinsichtlich ihrer Wirkungen und Nebenwirkungen untersucht. Für das Versuchsvorhaben wurden insgesamt 10 weibliche Hunde der Rasse Deutsche Schäferhund eingesetzt. Vor der Anästhesie, alle 15 Minuten während der Anästhesie sowie 24 Stunden nach der Anästhesie wurde bei allen Tieren Blut entnommen, um labordiagnostische (die Elektrolyte und das Blutbild) und klinisch-chemische (die Leberwerte, Nierenwerte) Untersuchungsparameter auszuwerten. Die Atemfrequenz, die Herzfreqenz und die Körpertemperatur während der Operation zeigt ein signifikanter Abfall (p<0.05) zum Ausgangswert. Auch die AST und Glukose erhöht sich auf signifikanter Weise während der Anästhesie (p<0.05) und 24 Stunden später nach der Anästhesie (p<0.05). Die sedative Kompenente der Medetomidin-Ketamin-Diazepam Kombination ist sehr ausgeprägt. Alle Tiere sind ausgezeichnet relaxiert und zeigten keine Reaktionen auf das schmerzhafte Manipulationen. Die klinische und laborchemische Untersuchungen zeigten, daß dieser Art der Anästhesie beim Hund ohne Komplikationen durchzuführen ist.

Schlüsselwörter: Allgemeinanästhesie, diazepam, hund, ketamin, medetomidin

 

Köpeklerde medetomidin-ketamin-diazepam anestezisi

 

Özet: Bu çalışmada, medetomidin (Domitor®), ketamin (Ketalar®-50), und diazepam (Diazepam-ratiopharm) anestezisinin köpekte etkileri ve yan etkileri araştırıldı. Çalışma materyali 10 dişi Alman kurt köpeği oluşturdu. Anestezi öncesi, anestezi sırasında (her 15 dakikada bir) ve anestezi sonrasında hayvanlardan kan örnekleri alınarak klinik parametreler, hemogram ve bazı kan serum değerleri incelendi. Anestezi sırasında solunum frekansı, kalp frekansı ve vücut ısısında anestezi öncesine nazaran azalma (p<0.05) istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. Yine anestezi sırasında ve anesteziden 24 saat sonra AST ve glukoz değerleri anestezi öncesine nazaran istatistiki bir artış (p<0.05) göstermiştir. Medetomidin-ketamin-diazepam kombinasyonunun sedatif etkisi oldukça güçlü bulunmuştur. Tüm hayvanlarda mükemmel bir kas gevşemesi ve ağrılı maniplasyonlara karşı hayvanlarda reaksiyon göstermediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu kombinasyonun köpeklerde kullanılmasıyla komplikasyondan uzak bir anestezi oluştuğu görülmüştür.

Anahtar kelimeler: Diazepam, genel anestezi, ketamin, köpek, medetomidin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 197-201, 2002

 

 

 

Ketamin/Medetomidin-Anästhesie bei der Maus

 

Nuh KILIÇ1, Julia HENKE2

 

1 Chirurgische Abteilung der tierärztlichen Fakultät der Adnan Menderes Üniversität, Aydın; 2  Institut für Experimentelle Chirurgie, TU München

 

 

Zusammenfassung: In der vorliegender Arbeit wurde die Kombination von Ketamin und Medetomidin zur Anästhesie bei Mäusen hinsichtlich ihrer Wirkungen und Nebenwirkungen untersucht. Die Mäuse (n=20) erhalten 100 mg/kg Ketamin (Narketan®10, Chassot) und 0.25 mg/kg Medetomidin (Domitor®, Smith-Kline Beechem) mit einer Mischspritze intraperitoneal. Außerdem wurde notfallmäßig bei lebensbedrohlichen Situationen (Temperaturabfall, stark erniedrigte Atemfrequenz, drohendes Kreislaufversagen) Atipamezol (Antisedan®, Pfizer) bei allen Tieren intraperitoneal eingesetzt. Zur Auswertung kamen folgende klinische Parameter: Atemfrequenz, Pulsfrequenz, periphere Sauerstoffsättigung, Körperkerntemperatur, Analgesie und Anästhesietiefe. Die klinische Untersuchungen zeigten, daß diese Art der Anästhesie bei Mäusen geeignet ist, chirurgische Eingriffe durchzuführen und dabei eine bestimmte Sicherheit durch die Teilantagonisierung der atemdepressiven Wirkungen des Medetomidin gewährleistet. Als auffälligste Nebenwirkung zeigte sich eine ausgeprägte Bradikardie und Hypothermie.

Schlüsselwörter: Anästhesie, ketamin, mäusen, medetomidin

 

Farelerde ketamin/medetomidin anestezisi

 

Özet: Bu çalışmada, ketamin-medetomidin anestezisinin farelerde etkileri ve yan etkileri araştırıldı. Farelere (n=20) tek bir enjektörle 100 mg/kg ketamin (Narketan®10, Chassot) ve 0.25 mg/kg medetomidin (Domitor®, Smith Kline Beechem) intraperitoneal olarak enjekte edildi. Ayrıca, anestezi esnasında ortaya çıkan yaşamı tehdit eden durumlarda (hipotermi, solunum frekansının çok azalması, dolaşım kollapsı) acilen tüm hayvanlarda intraperitoneal olarak atipemazol (Antisedan®, Pfizer) uygulandı. Anestezi esnasında şu klinik parametreler değerlendirildi: solunum ve kalp frekansı, perifer O2 saturasyonu, vücut ısısı, analjezik etki ve anestezi derinliği. Sonuç olarak, bu tür anestezi farelerde cerrahi operasyonları uygulamak için uygun bulundu ve medetomidinin oluşturduğu solunum depresyonunun atipemazol ile antagonise edilebilmesi güvenli bir anestezik kombinasyon olarak değerlendirildi. Bu kombinasyonun oluşturduğu en önemli yan etki bradikardi ve rektal ısıda görülen düşüş olmuştur.

Anahtar kelimeler: anestezi, fare, ketamin, medetomidin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 203-206, 2002

 

 

 

Köpek meme tümörlerinde yaş, ırk, tümör tipi ve yerleşim yeri arasındaki ilişkinin araştırılması

 

Ayhan BAŞTAN1, Abuzer K. ZONTURLU2

 

1 Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara; 2 Harran Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim  Dalı, Şanlıurfa

 

 

Özet: Bu araştırmanın amacı, köpeklerde meme tümörlerinin yerleşim yeri, ırk ve yaşlara göre dağılımı ve karakteri arasındaki ilişkiyi araştırmaktı. Bu amaçla yaşları 5-15 arası değişen ve değişik ırktan toplam 30 köpek materyal olarak kullanıldı. Köpeklerin 15’i terrier (%50), 4’ü poodle (%13.3), 3’ü melez (%10), 2’si kurt (%6.7), 2’si pinscher (%6.7), 1’i cocker (%3.3), 1’i Kangal (%3.3), 1’i papillon (%3.3) ve 1’i setter (%3.3) idi. Otuz köpekte rastlanılan meme tümörünün %53.3’ü (16/30) malign, %46.7’si (14/30) benign karakterdeydi. Meme tümörlerinin %60’ı (18/30) inguinal, %33.3’ü (10/30) abdominal, %6.7’si (2/30) torakal meme lobunda idi. İnguinal, abdominal ve torakal meme lobundaki tümörlerde malign tümör oranı sırasıyla %66.7 (12/18), %30 (3/10), %50 (1/2) idi. Benign tümör oranı ise aynı meme loblarında sırasıyla %33.3 (6/18), %70 (7/10), %50 (1/2) idi. Beş-9 yaşlı toplam 16 köpekten ekstirpe edilen meme tümörünün %43.8’i (7/16) malign, % 56.2’si (9/16) benign karakterliydi ve bu yaş grubu köpeklerde inguinal, abdominal ve torakal meme loblarında rastlanan tümör oranları ise sırasıyla %62.5 (10/16), %31.2 (5/16) ve %6.2 (1/16) idi. Anılan bölgelerdeki malign karakterdeki tümörlerin oranı sırasıyla %50 (5/10), %20 (1/5), %100 (1/1) olarak bulundu. Benign karakterdeki tümörlerin oranı inguinal ve abdominal loblarda sırasıyla %50 (5/10), %80 (4/5) olup, torakal bölgede benign karekterde tümöre rastlanmadı. Dokuz yaş ve üzerindeki köpeklerde ise %64.3 (9/14) oranında malign, %35.7 (5/14) benign tümöre rastlandı. İnguinal ve abdominal meme loblarındaki malign karakterdeki tümörlerin yüzdesi sırasıyla %87.5 (7/8) ve %40 (2/5) idi. Torakal meme loblarında malign tümöre rastlanmadı. Bu grup köpeklerde inguinal, abdominal ve torakal meme loblarındaki benign karakterdeki tümör yüzdesi sırasıyla %12.5 (1/8), %60 (3/5) ve %100 (1/1) idi. Sonuç olarak, köpeklerde meme tümörü en fazla küçük ırklarda, ileri yaşlarda görülmekte ve tümörün meme loblarındaki yerleşimi ile karakteri arasında bir ilişki kurulabilmektedir. Bu bilgiler köpeğin daha sonraki yaşamına yön verme açısından önemli bilgiler olarak düşünülmektedir.      

Anahtar kelimeler: Irk, köpek, meme tümörü, yaş

 

The investigation of the relationship between age, tumour character and the localization in canine mammary tumours

 

Summary: The aim of the study was to investigate the relationship between localization, distribution according to breed and age, and characters of mammary tumours. As a material 30 dogs, 5-15 years of age and different breeds were used in this study. Of the 30 dogs, 15 terriers, 4 poodles, 3 mixed breeds, 2 pinschers, 2 German shepherd dogs, 1 cocker, 1 Anatolian Shepherd dog, 1 setter and 1 papillon were presented. Distribution of mammary tumours according to the types, that were encountered in 30 dogs, were 53.3% malignant and 46.7% benign in character. Mammary tumours were localized at inguinal (60%), abdominal (33.3%) and thoracic (6.7%) mammary glands. Malignant tumour ratio of inguinal, abdominal and thoracic mammary tumours were 66.7%, 30% and 50%, respectively. Benign tumour ratio of inguinal, abdominal and thoracic mammary tumours were 33.3%, 70% and 50%, respectively. The distribution of mammary tumour types that were extirpated from 16 dogs in 5-9 ages range were 43.8% malignant and 56.2% benign in character and the ratio of malignant tumours which obtained from inguinal, abdominal and thoracic mammary lobes were 50%, 20% and 100%, respectively. The ratio of benign tumours at inguinal and abdominal mammary glands were 50% and 80%, respectively and benign tumours were not seen at thoracic mammary lobes. In 9 years old and/or older dogs, the distribution of mammary gland tumours were 64.3% malignant and %35.7 benign in characters. The ratio of malignant tumours taken from inguinal and abdominal mammary lobes were 87.5% and 40%, respectively and malignant tumours weren’t seen at thoracic mammary lobes. The ratio of bening tumours taken from inguinal, abdominal and thoracic mammary glands were 12.5%, 60% and 100%, respectively. As a conclusion, the mammary tumours were seen mostly in small breeds and old dogs, and there was a relationship between character and localization of the tumours. It has been thought that these findings should be useful in the prognosis of the dogs with the mammary tumours.                       

Key words: age, breed, dog, mammary tumours

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 207-212, 2002

 

 

 

Köpek spermasının dondurulması üzerine bireysel özelliklerin ve farklı sulandırıcıların etkisi

 

Ergun AKÇAY, Necmettin TEKİN

 

Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Dölerme ve Sun'i Tohumlama Anabilim Dalı, Ankara

 

 

Özet: Bu araştırmada, 4 Kangal çoban köpeğinden alınan spermalar Tris ve laktoz sulandırıcıları ile dondurularak, dondurma öncesi ve çözüm sonrası başlıca spermatolojik özellikler belirlenmiş, bireysel özelliklerin ve farklı sulandırıcıların sperma dondurulması üzerine etkileri incelenmiştir. Spermanın dondurulmasında, 4 köpekten alınan toplam 20 ejakulat kullanılmıştır. Alınan ejakulatlar %20 yumurta sarısı ve %4 gliserol içeren iki farklı sulandırıcı (Tris ve laktoz) ile sulandırılarak 0.5 ml'lik payetlere çekilmiş ve 2 saat ekilibrasyona bırakılmıştır. Spermalar ekilibrasyon sonrası spermatolojik muayeneler yapılarak sıvı azot buharında (-120°C) 7 dakikada dondurulmuş ve sıvı azot içinde depolanmıştır. Daha sonra payetler 40°C’deki su banyosunda 10 saniyede çözdürülerek çözüm sonrası spermatolojik muayeneler yapılmıştır. Yapılan muayeneler sonucunda Tris sulandırıcısında ekilibrasyon sonrası ve çözüm sonrası spermatozoa motilitesi sırasıyla %65.6 ve %49.0; laktoz sulandırıcısında ise aynı değerler %59.8 ve %33.8 olarak saptanmıştır. Tris sulandırıcısında çözüm sonrası anormal ve ölü spermatozoa oranları %26.6 ve %31.9; laktoz sulandırıcısında %37.6 ve %46.0 olarak saptanmıştır. Buna ek olarak, laktoz sulandırıcısı ile dondurulan spermalarda anormal kuyruk oranları büyük artış göstermiştir. Sonuç olarak, spermanın dondurulmasında aynı yetiştirme şartlarında tutulan ve aynı yaşta olan köpeklerde bireysel özellikler önemli bulunmamıştır. Ancak, sulandırıcılar yönünden değerlendirildiğinde Tris sulandırıcısının laktoz sulandırıcısına göre daha üstün olduğu sonucuna varılmıştır.

Anahtar kelimeler: Köpek sperması, sperma sulandırıcıları, spermanın dondurulması, spermatolojik özellikler

 

The effect of individiual properties and various extenders on dog semen cryopreservation

 

Summary: In this study, semens which were collected from 4 Kangal sheepdogs were cryopreserved in two different diluents (Tris and lactose). The primary spermatological properties after equilibration and after thawing were determined, and the effects of the diluents and individual properties of dogs on spermatozoa viability were examined. In semen cryopreservation, 20 ejaculates collected from 4 dogs were treated. The collected ejaculates were diluted in Tris and lactose including 20% egg yolk and 4% glycerol, packaged 0.5 ml straws and were left to equilibration for 2 hours. After equilibration, spermatological examinations were performed and semens were frozen in liquid nitrogen vapour (-120°C) for 7 minutes, then stored in liquid nitrogen. Later on, the straws were thawed in a water bath at 40°C for 10 seconds, and post-thaw spermatological properties were determined. Following the examinations were performed, the spermatozoal motility in the semen which was diluted with Tris diluent, after equilibration and after thawing was 65.6% and 49.0%, respectively; in lactose diluent the same values were 59.8% and 33.8%. The percentage of abnormal and dead spermatozoa after thawing in Tris diluent were 26.6% and 31.9%, in lactose diluent 37.6% and 46.0%. In addition, abnormal tail rates in lactose diluent were significantly raised. Consequently, individual properties of the dogs which were same ages and were kept same breeding conditions were not found significant in semen cryopreservation. However, in regard to diluents, Tris diluent was found to be better than lactose.

Key words: Dog semen, semen cryopreservation, semen diluents, spermatological properties 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 213-218, 2002

 

 

 

Pathological evaluation of contralateral testis following various treatment methods for experimental testicular torsion in rats

 

Levent SAĞNAK1, Berk BURGU1, Recai TUNCA2, Rıfkı HAZIROĞLU2

 

1 1st Urology Clinic, SSK Ankara Training Hospital, Ankara; 2 Department of Pathology,  Faculty of Veterinary Medicine, Ankara University, Ankara

 

 

Summary: In the research, evaluation of the influences, of the unilateral testicular torsion and different treatment results that is applied to the this side, on contralateral testicle is aimed. For this aim, 40 adult (2.5-3 months old) Sprague Dawley rats were separated randomly (n: 5) into 8 groups.  In control group (group 1), the sham operation has been performed on the testicles. In the group 2 and other groups, the left testicle has been made as torsion at the 720 degree counterclockwise and fixed to the scrotum. Then, the operational attempts like detorsion (group 3, after 24 hours) and orchiectomy (group 4, after 24 hours and group 5, after 48 hours) and in some groups, intraperitoneal cortisone in addition to the orchiectomy (group 6, after 24 hours and group 8, after 48 hours) and detorsion (group 7, after 24 hours) have been made to this left testicle. All contralateral testicles were taken by the orchiectomy 4 weeks after the torsion and evaluated histopathologically. There was degeneration at changing intensity in the all contralateral testicles except the control group. The difference between the diameters of seminiferous tubules has been accepted as important except the group 6 and group 7. In these two groups, the contralateral hyperemia, edema and degeneration also were evidently less. At the accompaniment of these findings, when a pubertial children applied to the clinic if maximum 24 hours passed after the unilateral testicular torsion, it has been concluded that the adding of short term immunotherapy to protect the contralateral testicle from the antigenic stimulus is useful, even which treatments that detorsion or orchiectomy were applied.

Key words: Contralateral testicle, histopathology, rat, testicular torsion

 

Sıçanlarda deneysel testis torsiyonunun çeşitli sağaltım metodları ile tedavisi sonrası kontralateral testisin patolojik değerlendirilmesi

 

Özet: Çalışmada, unilateral testis torsiyonunun ve bu tarafta uygulanan değişik sağaltım sonuçlarının karşı testise olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu amaçla erişkin (2.5-3 aylık) 40 adet Sprague Dawley sıçan rastlantısal olarak 5’erli 8 gruba ayrıldı. Kontrol grubunda (grup 1) testislere yalancı operasyon (sham) uygulandı. Grup 2 ve diğer gruplarda sol testisler 720 derece saat yelkovanı tersine torsiyone edilip skrotuma tespit edildi. Daha sonra bu testise detorsiyon (grup 3, 24 saat sonra), orşiektomi (grup 4, 24 saat sonra ve grup 5, 48 saat sonra) ve bazı gruplarda orşiektomiye ek olarak intraperitoneal kortizon uygulamaları (grup 6, 24 saat sonra) ve detorsiyon gibi operasyonlar yapıldı. Tüm kontralateral testisler torsiyondan 4 hafta sonra orşiektomi ile alınarak histopatolojik olarak değerlendirildi. Kontrol grubu dışındaki tüm gruplarda kontralateral testislerde değişen şiddette dejenerasyon mevcuttu. Seminifer tubulus çapları arasındaki fark, grup 6 ve grup 7 dışında, önemli bulundu. Bu iki grupta ayrıca, kontralateral hiperemi, ödem ve dejenerasyon da belirgin olarak azdı. Bu bulguların eşliğinde unilateral testis torsiyonu oluşmuş ve üzerinden en fazla 24 saat geçmiş pubertal çocuklar kliniğe başvurduğunda detorsiyon ya da orşiektomiden birisi ile birlikte kontralateral testisi antijenik uyarıdan korumak için kısa süreli immunoterapinin tedaviye eklenmesinin yararlı olacağı sonucuna varıldı.

Anahtar kelimeler: Histopatoloji, kontralateral testis, sıçan, testis torsiyonu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 49, 219-223, 2002

 

 

 

Farklı enerji düzeylerindeki rasyonlara virginiamycin katkısının bıldırcınlarda besi performansı ve karkas randımanı üzerine etkisi*

 

Adnan ŞEHU1, Sakine YALÇIN1, Ahmet G. ÖNOL2

 

1 Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara; 2 Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı, Aydın

 

 

Özet: Bu araştırma, farklı enerji düzeylerindeki rasyonlarda virginiamycin kullanımının Japon bıldırcınlarında besi performansı ve karkas randımanı üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada toplam 288 adet günlük Japon bıldırcın civcivi (Coturnix coturnix japonica) kullanılmıştır. Her birinde 32 civciv bulunan 9 grup düzenlenmiştir. Denemede üç farklı metabolize olabilir enerji düzeyine (2800, 3000 ve 3200 kcal/kg ME) sahip rasyonların her birine üç farklı düzeyde (0, 5 ve 15 ppm) virginiamycin katılarak 9 farklı rasyon hazırlanmıştır. Deneme beş hafta sürdürülmüştür. Araştırma sonunda gruplar arasında canlı ağırlık bakımından istatistik bir fark görülmemiştir. Rasyonların enerji düzeyinin artması canlı ağırlık artışını olumlu yönde etkilemiştir. Karkas randımanı enerji ve virginiamycin düzeylerinden etkilenmemiştir. Sonuç olarak, farklı enerji düzeylerindeki rasyonlara virginiamycin katkısının Japon bıldırcınlarında besi performansı ve karkas randımanı üzerine bir etkisinin olmadığı kanısına varılmıştır.

Anahtar sözcükler: Antibiyotik, besi performansı, enerji düzeyi, Japon bıldırcını, karkas randımanı

 

Effect of the virginiamycine supplementation to the rations containing different levels of energy on fattening performance and carcass yield of quails

 

Summary: The aim of the present study was to determine the effects of the usage of virginiamycine in the rations with different levels of energy on performance and carcass yield of Japanese quail (Coturnix coturnix japonica). A total of 288 daily Japanese quail chicks were used in the study. They were divided into 9 groups each containing 32 chicks. Three rations having different metabolizable energy concentration (2800, 3000 and 3200 kcal/kg) were prepared. Each of them was supplemented with 0, 5 and 15 ppm virginiamycine. By this way 9 different rations were provided. The experimental period lasted five weeks. Results of the study showed no statistically significant differences among the groups in live weight. Live weigt gain was improved by increasing the energy concentration of rations.  Carcass yield was not affected by the levels of energy and virginiamycine. As a result, virginiamycine addition to the rations having different energy levels had no effect on the fattening performance and carcass yield of Japanese quails.

Key words: Antibiotic, carcass yield, energy levels, fattening performance, Japanese quail

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi

Cilt / Volume: 49 • Sayı / Number: 3 • 2002

Veterinary Journal of Ankara University

 

 

İÇİNDEKİLER / CONTENTS

 

Kızıl şahinde (Buteo rufinus) neurocranium kemikleri

Bones of neurocranium in red falcon (Buteo rufinus)

İsmail Önder Orhan, Özcan Özgel, Murat Kabak                                                                                                             153

 

Yeni Zelanda tavşanının (Oryctolagus cuniculus L.) baş ve boyun bölgesinde bulunan lenf düğümlerinin makro anatomisi

Macro anatomy of the head and neck lymph nodes in the New Zealand rabbit (Oryctolagus cuniculus L.)

İsmail Önder Orhan                                                                                                                                                                159

 

Broylerlerde dil ve özofagus-proventrikulus arası bölge üzerinde histolojik ve histokimyasal çalışmalar

Histologic and histochemical studies on tongue and the area between esophagus and proventriculus of the broilers

Şadiye Kum                                                                                                                                                                              165

 

Lactose, sodium, potassium and chloride levels in milk of cows with subclinical mastitis administered intramammary levamisole

Meme içi levamizol uygulanan subklinik mastitisli ineklerin sütlerinde laktoz, sodyum, potasyum ve klor seviyeleri

Taner Pamukçu, Berrin Salmanoğlu, Gül Yarım                                                                                                               173

 

Electrotonic synapses in young rat inferior colliculus

Genç sıçanların kollikulus inferiör'ünde bulunan elektriksel kavşaklar

Ramazan Bal, Gary G.R. Green, Adrian Rees, Davit J. Sanders                                                                                       177

 

Untersuchungen des roten und weiben Hämogramms bei Schafen ab dem zweiten Monat der Gravidität bis zum 45. Tag des Puerperiums

Koyunlarda alyuvar ve akyuvar kan tablosu üzerine gebeliğin ikinci ayından başlayarak puerperiumun 45. gününe kadar devam eden araştırmalar

Ahmet Ceylan, Hartwig Bostedt                                                                                                                                            183

 

Die Anästhesie beim Hund mit Medetomidin, Ketamin und Diazepam

Köpeklerde medetomidin-ketamin-diazepam anestezisi

Nuh Kılıç, Ali Erkut                                                                                                                                                                191

 

Ketamin/Medetomidin-Anästhesie bei der Maus

Farelerde ketamin/medetomidin anestezisi

Nuh Kılıç, Julia Henke                                                                                                                                                           197

 

Köpek meme tümörlerinde yaş, ırk, tümör tipi ve yerleşim yeri arasındaki ilişkinin araştırılması

The investigation of the relationship between age, tumour character and the localization in canine mammary tumours

Ayhan Baştan, Abuzer K. Zonturlu                                                                                                                                       203

 

Köpek spermasının dondurulması üzerine bireysel özelliklerin ve farklı sulandırıcıların etkisi

The effect of individual properties and various extenders on dog semen cryopreservation

Ergun Akçay, Necmettin Tekin                                                                                                                                             207

 

Pathological evaluation of contralateral testis following various treatment methods for experimental testicular torsion in rats

Sıçanlarda deneysel testis torsiyonunun çeşitli sağaltım metodları ile tedavisi sonrası kontralateral testisin patolojik

değerlendirilmesi

Levent Sağnak, Berk Burgu, Recai Tunca, Rıfkı Hazıroğlu                                                                                              213

 

Farklı enerji düzeylerindeki rasyonlara virginiamycin katkısının bıldırcınlarda besi performansı ve karkas randımanı üzerine etkisi

Effect of the virginiamycine supplementation to the rations containing different levels of energy on fattening performance and carcass yield of quails

Adnan Şehu, Sakine Yalçın, Ahmet G. Önol                                                                                                                      219