Ankara
Üniv Vet Fak Derg, 50, 1-6, 2003
Diyetle aflatoksin alan broylerlerde karaciğer ve serum vitamin A-karotin düzeyleri*
Arif ALTINTAŞ1,
Ali BİLGİLİ2, Tünay KONTAŞ1, Gökhan ERASLAN2
1Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Ankara; 2Ankara
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Farmakoloji-Toksikoloji Anabilim Dalı,
Ankara
Özet: Çalışmada, yemle 15, 30 ve 45 gün süreyle 50, 100,
500 ve 1000 ppb miktarda aflatoksin (AF) verilmesinin broylerlerde serum ve
karaciğer vitamin A ve karotin düzeyleri üzerine etkisi incelenmiştir. Her
grupta 15 hayvan olacak şekilde 75 hayvandan 5 grup oluşturulmuş ve gruplardan
birine normal yem diğerlerine AF katılmış yem ile birlikte ad libidum su
verilmiştir. Çalışmanın 15, 30 ve 45. günlerinde deneme ve kontrol grubundaki
hayvanlardan 5'er adet kesilerek kan ve karaciğer örnekleri alınmış, vitamin A
ve karotin düzeyleri UV-spektrofotometrik olarak ölçülmüştür. Aflatoksinin
miktarına ve alım süresine göre elde edilen ortalama değerler ile gruplararası
farklılıkların istatistik önemlilikleri parametrik olmayan varyans analizi ve
Mann-Whitney-U testi ile değerlendirilmiştir. Yemle 45 gün süreyle 50 ppb AF
verilmesinin broylerlerde karaciğer vitamin A değerini yükselttiği, 30 gün
süreyle 1000 ppb verilmesinin ise karaciğer vitamin A miktarını önemli derecede
düşürdüğü ve bu etkinin 45. günde de sürdüğü; karaciğer karotin değerlerinin
ise AF dozlarından etkilenmediği ancak, maruz kalma süresine bağlı olarak 30.
günde geçici olarak düşüş kaydettiği gözlenmiştir. Yem ile 45 gün 1000 ppb AF
verilmesinin serum vitamin A ve karotin değerlerinde de önemli düşüşe neden
olduğu (en düşük değerler 14.72±2.75 ve 34.34±8.56 mg/dl
bu grupta) saptanmıştır. Sonuç olarak, yemle AF verilmesinin broyler karaciğer
vitamin A metabolizmasını doza ve maruz kalma süresine bağlı olarak farklı
şekilde etkilediği ve yemde 1000 ppb AF’nin broylerlerde vitamin A için etkili
miktar olduğu; bu miktarda AF’nin 30-45 gün süreyle verilmesinin karaciğer ve
serum vitamin A değerlerinde önemli düşüşlere yol açtığı kanısına varılmıştır.
Anahtar kelimeler: Aflatoksin
alımı, broyler civciv, karaciğer, karotin, serum, vitamin A
Liver and serum vitamin A-carotene levels in broilers following dietary aflatoxin exposure
Summary: Serum and liver vitamin A-carotene levels were
investigated in broilers exposed to 50, 100, 500 and 1000 ppb of aflatoxin (AF)
during 45 days. Totally, 75 broilers were divided into 5 groups containing 15
broilers in each group. Control group was fed with normal feed. Trial groups
were fed with AF added feed. Ad libitum water was given to broilers in all
groups. On the 15th, 30th and 45th days of the
study, five animals from trial and control groups were slaughtered to abtain
the blood and liver tissues. Vitamin A and carotene levels were measured
spectrophotometrically on these tissues. Statistical significance of average
means according to the time and dose of aflatoxin intake and differences
between groups were evaluated using nonparametric varians analysis and
Mann-Whitney-U test. Vitamin A levels were initially decreased following the
intake of feed added AF. Following this decrease vitamin A levels were
increased depend on the doses of AF. Moreover, vitamin A levels in broilers
consumed 1000 ppb AF for 30 days were significantly decreased (14.98±1.86 mg/g)
and this effect continued up to day 45. Carotene levels of liver were not
effected with the doses of AF. Howewer, it was temporally lowered on the day
30. Vitamin A and carotene levels were also significantly decreased with feed
intake including 1000 ppb AF. The most lowered levels (14.72±2.75 and
34.34±8.56 mg/dl, respectively) were
observed in this group. As a result, AF intake with feed had a different effect
on vitamin A metabolism of broilers depend on the dose and intake time. As a
most effective dose, 1000 ppb AF intake with feed for 30-45 days were
significantly lowered serum and liver vitamin A levels.
Key words: Aflatoxin
exposure, broiler chick, carotene, liver, serum, vitamin A
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 7-11, 2003
Mevsimsel olarak merada yetiştirilen koyunlarda serum bakır, çinko ve
seruloplazmin düzeyleri ile yün bakır ve çinko değerlerinin araştırılması*
Suat ERDOĞAN1,
Zeynep ERDOĞAN2, Nurhan ŞAHİN3
1Mustafa Kemal Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Hatay; 2Mustafa Kemal
Üniversitesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı, Hatay; 3Veteriner
Kontrol ve Araştırma Enstitüsü, Elazığ
Özet: Hatay bölgesinde Mart-Haziran dönemlerinde mera
şartlarında yetiştirilen, ilave yem verilmeyen ve klinik olarak sağlıklı
görünen koyunlarda bakır ve çinko değerleri serum ve yün örneklerinde;
seruloplazmin düzeyleri ise serumda araştırıldı. Mineral madde analizleri
atomik absorbsiyon spektrofotometrede, seruloplazmin düzeyleri spektrofotometrede
ölçüldü. Ortalama serum bakır düzeyi 0.57±0.01 ppm, çinko 0.65±0.01 ppm ve
seruloplazmin 16.74±0.43 mg/dl olarak tespit edildi. Bölgelerarası serum bakır değerleri arasında
istatistiksel fark bulunmazken (p>0.10); çinko ve seruloplazmin değerleri
yönünden önemli farklılık bulundu (p<0.001). Seruloplazmin ile serum bakır
değerleri arasında pozitif zayıf derecede bir ilişkinin olduğu görüldü.
Ortalama yün bakır değeri 4.40±0.24 ppm ve çinko düzeyi 48.51±2.26 ppm olarak
saptandı. Bölgeler arasında yün bakır ve çinko değerleri yönünden anlamlı fark
bulunmadı (p>0.10). Hatay bölgesi koyunlarında yün ve serum bakır düzeyinin
kritik sınıra yakın; çinkonun ise normal değerlerden düşük olduğu saptandı.
Meraya dayalı beslemenin yapıldığı dönemde hayvanlara mineral takviyelerinin
yapılması gerektiği sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Bakır,
çinko, seruloplazmin, serum, yün
An investigation of copper, zinc, ceruloplasmin levels in serum, copper and zinc levels in wool samples of seasonal grazing sheep
Summary: Copper and zinc levels were determined in serum and
wool samples, ceruloplasmin level was determined in serum. The samples were collected from clinically
healty, grazing sheep between March-June in Hatay region. Additional feed was
not given to sheep during this season. Mineral levels were analysed by atomic
absorption spectrophotometry, ceruloplasmin levels were measured by
spectrophotometry. Mean serum copper, zinc and ceruloplasmin levels were
0.57±0.01 ppm, 0.65±0.01 ppm, 16.74±0.43 ppm, respectively. Although there was
no statistically significancy between serum Cu levels of the regional sheep
(p>0.10), there was significancy between serum zinc and ceruloplasmin levels
of the regional sheep (p<0.01). Mean wool copper and zinc levels were
4.40±0.24 ppm, 48.51±2.26 ppm, respectively. A positive but weak correlation
was determined between serum ceruloplasmin and copper levels. However, there
was no correlation between neither serum and wool copper levels nor serum and
wool zinc levels were detected. In wool, copper and zinc levels of the regional
sheep were not varied between the regions (p>0.10). It is concluded that
serum and wool copper levels were determined close to the critical level, zinc
levels were found to be under the normal level. Mineral supplementation to
seasonal grazing animals should be considered in this region.
Key words: Ceruloplasmin, copper,serum, wool, zinc
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 13-18, 2003
Deneysel hiperkalemi oluşturulan tavşanlarda norepinefrinin kalp fonksiyonları üzerine etkileri*,**
1Mustafa Kemal Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, Hatay; 2 Mustafa Kemal Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hatay; 3 Mustafa Kemal Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Hatay
Özet: Bu çalışmada, yaşları 10-14 ay arasında değişen ve
ortalama ağırlıkları 2-3 kg olan 11 dişi ve 1 erkek toplam 12 Yeni Zelanda
tavşanı kullanıldı. Bu hayvanlar "pozitif kontrol" (n: 6) ve
"norepinefrin grubu" (n: 6) olmak üzere iki gruba ayrıldı.
Nor-epinefrin ve pozitif kontrol grubu tavşanlara, 300 mM konsantrasyondaki KCl
çözeltisi (izotonik NaCl içerisinde) 0.5 ml/kg/dk hızda 15 dk süre ile v.
auricularis’den verilerek hiperkalemi oluşturuldu. Norepinefrin grubu
hayvanlara 15. dk’dan sonra 1.3 mg/kg/dk dozunda 30 dk süre
ile norepinefrin infüzyon şeklinde verildi. Her iki gruba ait tüm tavşanlardan
0, 15, 30, 60 ve 90. dk’larda serum potasyum düzeyini saptamak için kan alındı
ve ilk 45 dk’lık sürede her 3 dk’da, 45. dk’dan sonra ise sadece 60. ve 90.
dk’larda EKG çekimleri yapıldı. Deneysel oluşturulan hiperkalemili hayvanlardan
pozitif kontrol grubunda serum potasyum düzeyi 30. dk’da pik noktaya ulaştı,
daha sonra düşüşe geçti. Buna karşın, norepinefrin grubunda potasyum seviyesi
pik noktaya ulaşmadan düşmeye başladı. Buna paralel olarak, hiperkaleminin
tipik belirtileri olan bradikardi, EKG’deki P dalgasının düzleşmesi ve QRS
kompleksindeki genişlemenin norepinefrin uygulaması ile deney öncesi
değerlerine yaklaştığı saptandı. Sonuç olarak, kardiyotoksik etkisi ile
kliniklerde acil müdahale gerektiren hiperkaleminin sağaltımında,
norepinefrinin diğer tedavilerle birlikte uygulanabileceği kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Deneysel
hiperkalemi, EKG, norepinefrin, tavşan
Summary: In this study, 10 to 14 month-olds 12 (11 female
and 1 male) New Zealand rabbits weighing 2-3 kg were used. These animals were
divided into two groups as "positive control" (n: 6) and
"norepinephrine group" (n: 6). The animals in both groups were made
hyperkalemic by administering 300 mM KCl solution (prepared in 0.9% NaCl
solution) via v. auricularis at 0.5 ml/kg/min for 15 minute. Norepinephrine was
administered at 1.3 mg/kg/minute to the animals in
the norepinephrine group after the 15th minute for 30 minutes. In
order to measure serum potassium level, blood samples were collected from the
animals of both groups, and for the first 45 minutes every 3 minutes and at
60th and 90th minutes, ECG recordings were taken. In the animals with
hyperkalemia in the positive control group, the level of serum potassium peaked
at 30th minute and then started to decrease; on the contrary,
application of norepinephrine in the other group caused the level of potassium
to decrease after 15th minute without reaching to the peak. It was
determined that the typical signs of hyperkalemia including bradycardia,
flattened P wave and widened QRS complex in ECG were corrected by the
application of norepinephrine. In conclusion, in the treatment of hyperkalemia
requiring urgent interventions due to cardiotoxic effects, norepinephrine may
be used together with other therapeutic approaches to correct the serum
potassium level.
Key words:
Electrocardiography, experimental hyperkalemia, norepinephrine, rabbit
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 19-23, 2003
Köpeklerde tibia kırıklarının sağaltımında minimal invaziv plak osteosentezi*
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Bilim Dalı, Ankara
Özet: Bu klinik çalışmada, minimal invaziv plak
osteosentezinin, köpeklerde diafizer tibia kırıklarında uygulanabilirliğinin
belirlenmesi, sağaltım sonuçlarının klinik ve radyolojik değerlendirilmesi
amaçlandı. Çalışma materyalini, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi
Ortopedi ve Travmatoloji Bilim Dalı Kliniği’ne 1999-2001 yılları arasında, trafik
kazası sonrası getirilen, klinik ve radyolojik muayeneler sonrasında farklı
tibia kırıkları belirlenen değişik ırk, yaş ve cinsiyette 8 köpek oluşturdu.
Belirlenen tibia kırıklarının, 6, 8 veya 10 delikli 3.5’luk dinamik kompresyon
plakları (DCP) ve minimal invaziv plak uygulaması ile fiksasyonu sağlandı.
Kırık hattının redüksiyonu ve ensizyon hatlarından plağın her iki ucundaki vida
deliklerine 2 veya 3 kortikal vida yerleştirilmesi sonrasında ensizyonlar
bilinen yöntemlerle kapatıldı. Klinik ve radyolojik muayenelerle düzenli olarak
izlenen köpeklerde, radyolojik muayeneler sonrasında, bazı hayvanlarda kırık
fragmanlarının tam redüksiyonunda kısmi kayıplar söz konusuyken, kırık
iyileşmesinin hızlı geliştiği, operasyon süresinin geleneksel plak uygulama
yöntemlerine göre kısaldığı belirlendi. Ayrıca, parçalı olmayan diafizer tibia
kırıklarında da tekniğin fonksiyonel bir uygulama olduğu gözlendi. Plaklar
postoperatif 9. veya 10. haftalarda alındı ve herhangi bir komplikasyon
gelişimi izlenmedi.
Anahtar kelimeler: Köpek,
minimal invaziv plak fiksasyonu, tibia kırığı
Summary: In this clinical study, it is aimed to determine
the usability of minimal invasive plate osteosynthesis of tibial shaft
fractures in dogs by using and evaluating the obtained radiological and
clinical results. The study group consisted of 8 dogs of different breed, age
and sex with hind limb lameness caused by motor vehicle accidents. They were
admitted to the Department of Orthopaedics and Traumatology Clinic, Faculty of
Veterinary Medicine, Ankara University between 1999 and 2001. According to the
clinical and radiological examination tibial fractures were detected and 3.5 mm
dynamic compression plate (DCP) with 6, 8, and 10 screw holes were preferred
for fracture fixation. Surgical approach was maintained to the medial aspect of
the tibia with two longitudinal incisions approximately 3 cm in length,
proximal and distal of the fracture line. A blunt point elevator was applied
longitudinal to the cortical surface through any incision along the fracture
line, in such a manner that it was visible through the other incision. The
plate is then pushed along in the layer between the muscle and periosteum adjacent
to the surface of the bone. After fracture reduction, 2-3 cortical screws
(d=3,5 mm) were applied on the screws’ holes seen through the incision line at
the end of the plate so that screw insertion is restricted to the proximal and
distal fragments. Incisions were closed routinely. Fixation and reduction were
evaluated post operatively by radiographic examination. After the operation the
animals were periodically controlled by means of radiological and clinical
examination. Although partially loss of the limb alignment has been found in
some cases, these fractures healed successfully and improved fast. The
minimally invasive plate fixation had shorter operative times than conventional
plate fixations. This method has also been seen applicable even in cases of
unfragmented diaphyseal fractures. The plates were removed 9–10 weeks after
operation and no complication has been observed postoperatively.
Key words: Dog, minimally
invasive plate fixation, tibia fractures
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 25-31, 2003
Sütçü inek işletmelerinde mastitislere karşı sistemik immunizasyon uygulamalarında meme ve sağım hijyeninin etkisi*
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu çalışmada, sütçü inek işletmelerinde meme ve
sağım hijyeni koşullarına bağlı olarak, sistemik immunizasyon ile mastitislere
karşı korunma etkinliği araştırıldı. Çalışma, makinayla sağılan, sağım
öncesinde meme dezenfeksiyonu, sonrasında teat dipping ve kuruya çıkan meme
bölümlerine antibiyotik infüzyonu uygulanan Ankara Üniversitesi Ziraat
Fakültesi (AÜZF) işletmesi ile, elle sağılarak diğer önlemler alınmayan (aile
tipi) işletmelerden seçilen, toplam 80 baş inek üzerinde yürütüldü. Sistemik immunizasyon
amacıyla, Mastivac® adlı (S.agalactiae,
S.dysgalactiae, S.uberis, S.pyogenes, S.aureus, E.coli, A.pyogenes) inaktif
mastitis aşısı kullanıldı. Her iki tip işletmeden 20 ineğe aşı uygulanırken, 20
ineğe de plasebo enjekte edildi. Birinci uygulamadan 15 gün sonra enjeksiyonlar
tekrar edildi. Uygulanan aşının mastitisler yönünden etkinliğini araştırmak
üzere, immunizasyon öncesinde ve sonrasında, 12 ay süre ile, her ay toplanan süt örneklerinde, sıralı
olarak, Kaliforniya mastitis testi (CMT) ve somatik hücre sayımı (SHS) ile
mikrobiyolojik yoklamalar yapıldı. Bunların yanısıra klinik mastitisler
değerlendirildi. AÜZF işletmesinde aşılama grubunun SHS’lerinde kontrol grubuna
kıyasla istatistik yönden önemsiz, buna karşılık diğer tip yetiştirmelerde
önemli düşmeler görüldü. Klinik mastitisler yönünden, AÜZF ve aile tipi
işletmelerde, sırasıyla aşılama gruplarında 4’er, kontrol gruplarında ise 13 ve
6 olgu belirlendi. Aşılama öncesinde S.aureus, AÜZF işletmesinde %59.1 ve aile
tipi işletmelerde %70.6 ile en fazla izole edilen mikroorganizma oldu. Aşının
uygulanmasından sonra bu etkenin rastlantısı sırasıyla %26.4 ve %42.7
oranlarına azalma gösterdi. Aşılama sonrasında S.agalactiae ve S.dysgalactiae
rastlantılarında, öncesine kıyasla önemli bir değişiklik görülmedi. Sonuç
olarak, klinik mastitis olgularının şiddeti ve niceliği göz önünde tutulduğunda
tüm aşılanan ineklerde; SHS’leri ile birlikte değerlendirildiğinde ise aile
tipi işletmelerde aşının daha etkili olduğu belirlendi.
Anahtar kelimeler: İnek,
mastitis, meme-sağım hijyeni, sistemik immunizasyon
Summary: The aim of the study
was to investigate the defence activity of systemic immunization against
clinical and subclinical mastitis by due to udder and milking hygiene
conditions in dairy herds managements. The study was carried out on a total of
80 cows which are selected randomly from Ankara University Faculty of
Agriculture Farm (AUZF) and from the family type herds (1-4 cows) in Ankara
region. Milking-machine was used in the first management, udder disinfection
before milking, teat dipping after milking and dry cow infusions to udder lobes
was applied. However, in the second managements hand milking was made and the
protective procedures that are mentioned above were not taken. Inactive
mastitis vaccine Mastivac® (S.agalactiae,
S.dysgalactiae, S.uberis, S.aureus, E.coli, A.pyogenes) was used for
systemic immunization. Mastivac® vaccines were injected subcutaneously
to cows from neck region and saline solution was injected to 20 control cows in
each group by the same procedure. The injections were repeated 15 days after
the first application. The effectiveness of the vaccine on clinical and
subclinical mastitis was evaluated during 12 months after immunization.
California mastitis test (CMT) and somatic cell count (SCC) were made from the
individual milk samples collected monthly. The bacteries were evaluated from
milk samples that have SCC>500.000 cell/ml and from the cows having clinical
mastitis. Also, randomize clinical mastitis cases were evaluated. There was a
statisticaly insignificant decrease at SCC of the vaccine group when compared
to control group in AUZF management (p>0.05). However, there was a statisticaly significant decrease
in the SCC of the vaccine group in the family type management when compared to
control group. After 2 months of vaccination CMT results in AUZF management
show insignificant differences for control group while CMT results of family
type managements shows significant decrease. In the first two months, all
clinical mastitis cases occured in vaccine group in AUZF management; and no
clinical cases were seen in the other months. On the other hand 13 cases seen
in the control group distributed to the other months. Likewise, all cases were
seen in the in the first two months in the vaccine group of family type
managements. Clinical mastitis were distributed to the other months in control
groups. Before the vaccination the most isolated microorganism was S.aureus with 59.1% in AUZF farm and
70.6% in family type herd. After vaccination the strain were decreased to 26.4
and 42.7, respectively. There were not significant differences in the presence S.agalactiae after vaccination when compared
to pre-vaccination. During the first two months after immunization, E.coli was
identified in the clinical cases, but after this period the strain were not
seen. According to the identification results after vaccination, sufficient
immunization can not be obtained against S.uberis and S.pyogenes which are
involved in the vaccine. In conclusion, the vaccine was effective in both
managements of all vaccinated cows when the severity and the quantity of clinic
mastitis cases were taken into consideration and in the family type managements
when it was evaluated with their SCC.
Key words: Cow, mastitis,
systemic immunization, udder-milking hygiene
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50,
33-37, 2003
Ayhan BAŞTAN1,
Örsan GÜNGÖR2, Yunus ÇETİN3
1 Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara; 2
Kafkas Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı,
Kars; 3 Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji
Anabilim Dalı, Van
Özet: Bu araştırmada, köpeklerde pyometra olgularında
klinik semptomlar, hastalığa neden olan bakteriler, duyarlı oldukları
antibiyotikler ve plazma progesteron düzeylerini incelendi. Çalışmada anamnez,
klinik bulgular ve ultrasonografik muayene ile pyometra teşhisi konulan 19
köpek materyal olarak kullanıldı. Laparotomi ile çıkarılan uteruslardan
bakteriyel kültür için steril örnekler alındı. Bakteriyolojik izolasyon ve
antibiyogram için alınan örnekler laboratuvara gönderildi. Plazma progesteron
düzeyleri ELISA yöntemiyle belirlendi. Köpeklerin yaşları 5-14 arası değişmekle
beraber ortalama yaş 9.3 olup, materyallerden 13’ü terrier ırkından idi. On
dokuz köpekten 16’sında açık, 3’ünde ise kapalı serviks pyometrası vardı. Klinik
semptom olarak köpeklerin %80.4’ünde vaginal akıntı, %63.1’inde iştahsızlık,
%57.8’inde poliüri, %57.8’inde polidipsi, %26.3’ünde karında büyüme, %20.1’inde
kusma, %15.7’sinde aşırı kilo kaybı ve %10.5’inde ishal bulunuyordu. Pyometra
tanısı konan köpeklerdeki belirgin klinik semptomlar son proöstrüs kanamasından
en erken 7 gün, en geç 2 ay sonra ortaya çıkmıştı. Örneklerin 18’inde saf
bakteri kültürü izole edilirken, 1 örnekte herhangi bir etken üremedi. Kültür
sonucu örneklerin %47.3’ünde E. coli, %21’inde Klebsiella spp., %10.4’ünde, S.
aureus, %10.4’ünde Streptococcus spp, %5.2’sinde ise Corynebacterium spp.
üredi. İzole edilen bakterilerin %63.1’i enrofloksasine, %47.3’ü amoksisiline,
%15.7’si de oksitetrasikline duyarlıydı. Açık serviks pyometralı köpeklerde
ortalama serum P4 seviyesi 0.85 ng/ml iken kapalı serviks pyometralarında bu
değer 15.5 ng/ml olarak saptandı. Sonuç olarak, bu çalışmada pyometranın yaşlı
köpeklerde, diöstrus döneminde şekillendiği
ve belirgin klinik semptomlarla karakterize olduğu belirlendi. En sık
izole edilen bakteri E. coli iken, en etkili antibiyotik olarak
enrofloksasin'di ve uterusun boşalması progesteron düzeyi 1 ng/ml’nin altına
düştüğünde başladı.
Anahtar kelimeler:
Antibiyogram, köpek, kültür, progesteron, pyometra
Summary: The aim of this study was to investigate the
clinical signs of pyometra among bitches, emphasing the plasma progesterone
levels, the causative bacteria and the antibiotics which they are sensitive. In
this study, as a material 19 bitches with pyometra which were diagnosed by
history, clinical and ultrasonographic examinations were used. Uterus were
removed after laparotomy, swab samples were taken in aseptic manner for
bacteriological culture from them. These swab samples have been sent to
laboratory for bacteriological isolation and antibiotic sensitivity test.
Progesterone levels were determined by ELISA method. The ages of the bitches
with pyometra were between 5-14 years and their average was 9.3 years in which
13 of them were terrier breed. In addition, among 19 bitches, 16 had open
cervix pyometra, 3 had closed cervix pyometra. There were 80.4% vaginal
discharge, 63.1% anorexia, 57.8% polyuria-polydipsia, 26.3% abdominal enlargement,
20.1% vomiting, 15.7% weight loss and 10.5% diarrhoea as clinical signs.
Predominant clinical signs of the pyometra diagnosed bitches were appeared
earliest 7 days and latest 2 months after the latest proestrous bleeding. Pure
bacterial culture were isolated from the 18 samples but in one sample, there
was no isolated bacteria. Among these results of 19 cultures; 47.3% E. coli,
21% Klebsiella spp., 10.4% Staphylococcus aureus, 10.4% Streptococcus spp.,
5.2% Corynebacterium spp. were isolated. Isolated bacteria were sensitive to
various antibiotics with the given rations: 63.1% enrofloxacin, 47.3%
amoxycilline and 15.7% oxytetracycline. Average serum progesterone level was
0.85 ng/ml in open cervix pyometra and 15.5 ng/ml in closed cervix pyometra. As
a result, in this study, pyometra was a disease that encounters in dioestrus
period and characterized with significiant clinical symptoms in bitches. While
most frequently isolated bacteria was E. coli, the most effective antibiotic
was enrofloxacin and the uterine evacuation was seen when P4 level falled under
1 ng/ml.
Key words: Antibiogram,
bitch, culture, progesteron, pyometra
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 39-46, 2003
Dondurulmuş boğa spermasının değişik kapasitör maddelerle in vitro kapasitasyonu*
İlker SERİN1,
Necmettin TEKİN2
1 Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Reprodüksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, Aydın; 2Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Dölerme ve Sun’i Tohumlama Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Çalışmada, heparin (1. grup), heparin+kafein (2.
grup) ve kafein+kalsiyum ionoforun (3. grup) in vitro spermatozoon
kapasitasyonu üzerine etkileri incelendi. Bu amaçla sperma 1. grupta 10, 25 ve
100 mg/ml
heparin ile 5, 15 ve 60 dakikalık süreler için inkübasyona bırakılırken
2. grupta 5, 10, 15 mM kafein, 0, 5, 10, 25 mg/ml heparin ile ve 3. grupta
0, 5, 10 mM kafein, 0.1, 0.2, 0.3 mM kalsiyum iyonofor ile
kombine edilerek kullanıldı. Kapasitasyonun sağlanmasından sonra spermaya 100 mg/ml
lizofosfatidilkolin (LPC) ilave edilerek akrozom reaksiyonu (AR) indüklendi.
Oluşan reaksiyonun ve spermatozoonların canlılıklarının belirlenebilmesi için
trypan blue ve Giemsa ile ikili boyama yapıldı. Bu boyama ile spermatozoonların
canlılıkları ve reaksiyona girmeleri gruplandırılarak değerlendirildi. Gruplar:
1- Canlı, reaksiyon (-); 2- Ölü, reaksiyon (-); 3- Canlı, reaksiyon (+); 4-
Ölü, reaksiyon (+) olarak adlandırıldılar. Buna göre, her üç grupta elde edilen
en yüksek kapasitasyona uğramış spermatozoon oranları 1. grupta (100 mg/ml
heparinle 60 dakika inkübasyon) %25.466, 2. grupta (15 mM kafein+25 mg/ml
heparin) %28.440 ve 3. grupta (10 mM kafein+0,3 mM kalsiyum ionofor) %29.908
olarak bulundu. İlk grupta kullanılan heparin konsantrasyonunun ve artan
inkübasyon süresinin kapasite olmuş spermatozoon oranlarını arttırdığı
gözlendi. İkinci ve üçüncü gruplarda ise kullanılan kapasitör maddelerin
birbirlerinin etkilerini destekledikleri ve toplam konsantrasyonlarının
artmasına bağlı olarak kapasite olmuş spermatozoon oranlarının yükseldiği
belirlendi.
Anahtar kelimeler: Boğa,
heparin, in vitro kapasitasyon, kafein, kalsiyum iyonofor
Summary: In this study, the effects of heparin (1st
group), caffein plus heparin (2nd group) and caffein plus calcium
ionophore (3rd group) on in vitro capacitation of frozen-thawed bull
semen were investigated. For this purpose, in the first group, three dosages of
heparin (10, 25, 100 mg/ml) and three incubation time
(5, 15, 60 min.) were examined. In the second group, 5, 10 and 15 mM
concentrations of caffein combined with 0, 5, 10, 25 mg/ml
heparin and in the third group, 0, 5, 10 mM concentrations of caffein combined
with 0.1, 0.2, 0.3 mM calcium ionophore. After induction of capacitation by
these agents, a dose of 100 mg/ml lysophosphatidylcholine (LPC) was added to
medium to induce acrosome reaction for a period of 15 minutes. To determine the
reaction and viability, spermatozoa were stained by dual staining method using
trypan blue and Giemsa. Four categories of spermatozoa were identified and
counted: 1- Intact acrosome, live; 2- Intact acrosome, dead; 3- Detached
acrosome, live; 4- Detached acrosome, dead. In the first, second and third
groups the highest results were 25.466% (100 mg/ml heparin, 60 min.),
28.440% (15 mM caffein plus 25 mg/ml heparin) and 29.908% (10
mM caffein plus 0,3 mM calcium ionophore), respectively. The mean proportions
of capacitated spermatozoa increased as the heparin dosage and incubation
period increased in the first group. A synergistic effect of caffein plus
heparin and caffein plus calcium ionophore were observed in our study. The
total dosages of capacitating agents increased, mean proportions of capacitated
spermatozoa increased in the second and third groups.
Key words: Bull, caffein,
calcium ionophore, heparin, in vitro capacitation
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 47-51, 2003
Evaluation of subclinical liver lesions in goats by ultrasonographic and biochemical analyses*
1 Mustafa Kemal University,
Veterinary Faculty, Department of
Surgery, Hatay; 2 Mustafa Kemal University, Veterinary
Faculty, Department of Internal Medicine, Hatay; 3 Mustafa Kemal
University, Veterinary Faculty, Department of Biochemistry, Hatay
Summary: This study included 75 Damascus and its crossbreed goats from different age and sexes in the Hatay province. Following the history, all the animals were subjected to clinical, ultrasonographic and biochemical examinations. The clinical signs were generally normal. Ultrasonographically, parenchymal lesions in 17, biliary system abnormalities in 8 and both biliary and parenchymal abnormalities in 23 animals were detected. In these 48 goats with hepatic lesions; 26 parenchymal hyperechogenicity, 17 cysts and 10 masses of parenchyma, and 25 wall thickenings, 3 foldings and 3 sediments of gallbladder were observed alone or together. LDH levels in goats with and without hepatic lesions were higher than normal reference range, whereas ALT, ALP, AST, GGT, BUN, TP, CB, CHO, albumine and glucose concentrations were in normal reference ranges. In this study, it is concluded that lesions could be observed ultrasonographically before clinical signs and biochemical abnormalities manifest.
Key words: Biochemical
analyses, goat, liver, ultrasonography
Keçilerde subklinik karaciğer lezyonlarının ultrasonografik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi
Özet: Bu çalışma Hatay’ın çeşitli
yerlerinden temin edilen değişik yaş ve cinsiyetten 75 Şam keçisi ve melezleri
üzerinde yapıldı. Gerekli anamnez alındıktan sonra, bütün hayvanlar klinik,
ultrasonografik ve biyokimyasal muayenelere tabi tutuldu. Klinik bulgular
genellikle normal idi. Ultrasonografik olarak, hayvanların 17’sinde parenşimal,
8’inde bilier sistem ve 23’ünde de hem parenşimal hem de bilier sistem
lezyonlarına birlikte rastlandı. Bu lezyonlu 48 keçide 26 parenşimal
hiperekojenite, 17 kist, 10 kitle, 25 safra kesesi duvarında kalınlaşma, 3
katlanma ve 3 sediment oluşumu tek başına ya da diğer lezyonlarla birlikte
gözlendi. ALT, ALP, AST, GGT, BUN, TP, CB, CHO, albumin ve glukoz
konsantrasyonları lezyonlu ve lezyonsuz keçilerde normal iken, sadece LDH her ikisinde de
yüksek bulundu. Bu çalışma ile karaciğer lezyonlarının klinik ve biyokimyasal
anormallikler ortaya çıkmadan önce ultrasonografik olarak gözlenebileceği
sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler:
Biyokimyasal analizler, karaciğer, keçi, ultrasonografi
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 53-58, 2003
Karacabey
Bayramdere Dalyanı’ndaki kefal balıkları
(Mugil
cephalus L.)'nda belirlenen metazoon parazitler
1 Afyon Kocatepe Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Afyon; 2 Uludağ Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Bursa
Özet: Kasım 1997 ile Aralık 1998 tarihleri arasında
gerçekleştirilen bu çalışma süresince Bayramdere Dalyanı’ndaki kefal balıkları
(Mugil cephalus L.)’nın metazoon parazit faunası araştırılmış ve Ligophorus
mugilinus, Microcotyle mugilis (Plathelminthes, Monogenea); Haplosplanchus
pachysomus, Haploporus benedeni (Plathelminthes, Digenea); Neoechinorhynchus
sp. (Acanthocephala); Ergasilus sieboldi (Arthropoda, Copepoda) olmak üzere 6
parazit türü kaydedilmiştir. Bu parazitlerden M. mugilis’e çalışma süresince 3
kefal balığının solungaçlarında yalnızca 6 adet rastlanılmıştır. Buna karşılık,
Neoechinorynchus sp.’ye, tüm çalışma boyunca her boy balıkta rastlanılmıştır.
Büyük boylu kefallere nazaran küçüklerde daha fazla bulunan E. sieboldi’nin
populasyon yoğunluğu, yaz ve sonbahar dönemlerinde en yüksek seviyede tespit
edilmesine karşın, kış ve erken ilkbaharda en düşük seviyede tespit edilmiştir.
Digeneatik tür özelliğindeki H. pachysomus ile H. benedeni’nin populasyon
yoğunlukları ise sonbahar ve kış mevsimlerinde yılda iki kez en üst seviyeye
çıkarken diğer mevsimlerde enfeksiyon yoğunluğu gittikçe düşmüştür. Bu iki
parazitin yoğunluğu orta büyüklükteki kefallerde artarken, küçük ve büyük boylu
kefallerde azalmıştır. Ayrıca, bu çalışma boyunca incelenen parazit türlerine
ait yoğunluk değişimi mevsim ve balık boyuna
göre değerlendirilmiştir.
Anahtar kelimeler: Ergasilus,
Haploporus, Haplosplanchus, Microcotyle, kefal
Metazoan
parasites of grey mullet (Mugil cephalus
L.) from Karacabey Bayramdere Lagoon
Summary: In this study, metazoan parasites of grey mullet
(Mugil cephalus L.) from Bayramdere Lagoon were investigated between November
1997 and December 1998. Parasites belonging to six species were recorded:
Ligophorus mugilinus, Microcotyle mugilis (Plathelminthes, Monogenea);
Haplosplanchus pachysomus, Haploporus benedeni (Plathelminthes, Digenea);
Neoechinorynchus sp. (Acanthocephala); Ergasilus sieboldi (Arthropoda,
Copepoda). Of these, Neoechinorhynchus sp. was the most prevalent species found
in fish of all sizes during the year of the study, but M. mugilis was seen only
six specimens on the gills of the host fish. However, E. sieboldi infection
rate was the highest during summer and autumn and minimal level during winter
and early spring, with smaller peaks having more parasites than larger host
mullet. The other dominant parasites, H. pachysomus and H. benedeni, produced
two generations per season, with peaks in spring and autumn and there was a
negative correlation between size of the host and density of these parasites.
Also, occurrence density, seasonal changes and the preferences of the parasite
species for various size groups of its mullet host were discussed in detail.
Key words: Ergasilus, grey
mullet, Haploporus, Haplosplanchus, Microcotyle
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 59-64, 2003
Feray ALKAN1,
Seval BİLGE-DAĞALP1, Kezban CAN-ŞAHNA2, İrfan ÖZGÜNLÜK3
1 Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Viroloji Anabilim Dalı, Ankara; 2 Erciyes
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Viroloji Bilim Dalı, Kayseri; 3
Harran Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Viroloji Bilim Dalı, Şanlıurfa
Özet: Bu araştırmada, kamuya ait 5 süt sığırcılığı
işletmesindeki 116 erişkin sığırdan örneklenen dışkı örnekleri bovine
coronavirus (BCV) antijeni yönünden ELISA ile, 9 işletmede bulunan 919 erişkin
sığırdan sağlanan kan örnekleri coronavirus spesifik antikorlar yönünden
mikronötralizasyon testi ile kontrol edildi. Dışkı örneklerinin ELISA ile
kontrolleri sonucunda BCV antijeni tespit edilemedi. Mikronötralizasyon tekniği
ile yapılan serolojik kontrollerde ise 150 (%16.3) kan serumunda coronavirus
spesifik antikorların varlığı saptandı. Kontrol edilen işletmelerin tümünde
erişkin sığırlarda BCV spesifik antikorlar saptanırken, işletmelerdeki
seroprevalansın %4.4 ile %100 arasında değişkenlik gösterdiği belirlendi. Elde
edilen veriler, erişkin sığırlarda coronavirus enfeksiyonunun yaygın olduğunu
ve yenidoğanların coronavirus enfeksiyonlarında erişkin sığırların da bir
epidemiyolojik kaynak olarak değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koydu.
Anahtar kelimeler: Antikor,
coronavirus, ELISA, mikronötralizasyon, sığır
Summary: In this study, samples obtained from adult cattle
of 9 dairy herds were tested virologically and serologically for screening the
coronaviruses. All of fecal samples were detected as to be coronavirus-free at
the end of ELISA. Out of 919 serum samples, 150 were found to be positive for
BCV spesific antibodies. In all herds controlled, coronavirus specific
antibodies were demonstrated and seroprevalence value varied between 4.4% and
100% in herd basis. According to results, it is postulated that adult cattle
population is an epidemiologically serious source for neonatal diarrhea caused
by coronaviruses that very important for dairy herds.
Key words: Cattle,
coronavirus, ELISA, antibody, microneutralization
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 65-70, 2003
Holştayn ırkı ineklerde süt verimine etki eden faktörlerin CHAID analizi ile incelenmesi
Afyon Kocatepe Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı, Afyon
Özet: Bilimsel çalışmalardaki önemli istatistiksel
problemlerden biri, üzerinde durulan olayı önemli derecede etkileyen faktörleri
veya bu faktörlerin hangi seviyesinde etkinin yüksek olduğunu belirlemektir.
CHAID (chi-squared automatic interaction detection) analizi değişkenlerdeki
etkileşim veya kombinasyonları bulan bir yöntem olarak geliştirilmiştir.
Yöntem, bir popülasyonu; bağımlı değişkendeki varyasyonu gruplar içi minimum ve
gruplar arası maksimum olacak şekilde farklı alt gruplara veya bölümlere
tekrarlı olarak ayıran bir tekniktir. Bu çalışma ile, 1985-1992 yılları
arasında Bala Tarım İşletmesi’nde yetiştirilen 440 baş Holştayn ırkı ineğe ait
2xEÇx305 günlük süt verimi bağımlı değişken, laktasyon süresi, kuru süre, ilk
sıfat yaşı, iki buzağılama arası geçen süre, servis sayısı, servis periyodu,
buzağılama mevsimi, gebelik süresi özellikleri de bağımsız değişken alınarak,
maksimum süt verimine ulaşmada bağımsız değişkenlerin birleşmiş kategorileri ve
alt grupları CHAID analizi yardımıyla tahmin edilmiştir. Süt verimini etkileyen
özellikler olarak kabul edilen bağımsız değişkenlerin arasından, süt verimini
en iyi açıklayan ilk alt kategori olarak 55-74 günlük kuruda kalma süresi
tahmin edilmiştir. Elli beş-74 gün olarak belirlenen kuruda kalma süresi ile en
fazla etkileşim içerisinde bulunan alt kategori, ilk sıfat yaşı 10-16 ay olan
alt kategoridir. Yöntemin uygulanmasında Answer Tree 1.0 paket programı
kullanılmıştır.
Anahtar kelimeler: CHAID
analizi, döl verimi özellikleri, Holştayn, süt verimi özellikleri
Summary: One of the important statistical problem in
scientific studies is determining the factors that are mostly affecting the
concerning phenomenon or in which level these factors have the highest effect.
CHAID (chi-squared automatic interaction detection) analysis was developed as a
method which determines the combinations or interactions among the variables.
The method, is a technique that repeatedly partitioning the population into
different subgroups or segments where the variation of dependent variable is
minimum within the groups and maximum between the groups. In this study,
compound categories and subgroups of independent variables for obtaining the
maximum milk yield were estimated by CHAID analysis where 2xMEx305 milk yield
is used as a dependent variable and lactation duration, dry period, age at
first conception, calving interval, the number of insemination per conception,
service period, calving season, gestation period are used as independent
variables in 440 Holstein cows grown at the Bala State Farm in the period of
1985-1992. Dry period for 55-74 days was estimated as the first subcategory for
the best explaining of the milk yield among the independent variables which are
accepted as affecting the milk yield. Age at first conception for 10-16 month
was determined as a subcategory that is possessing the maximum interaction with
dry period of 55-74 days. The Answer Tree 1.0 package program was used for
applying this method.
Key words: CHAID analysis,
Holstein, milk production traits, reproductive traits
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 71-74, 2003
Tayda parçalı
diyafizer antebrachium kırığının
intramedüller
Küntscher pini uygulaması ile sağaltımı
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Bilim Dalı, Ankara
Özet: Çalışma materyalini, Ankara Üniversitesi Veteriner
Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Bilim Dalı Kliniği’ne getirilen 3,5 aylık,
erkek Arap tayı oluşturdu. Çifte darbesinin neden olduğu, klinik ve radyolojik
muayeneler sonucu sağ antebrachiumda kapalı, diyafizer, parçalı kırık
belirlendi. TİGEM Çifteler Harası’nda damızlık amacıyla kullanılmak istenen
tayın operatif kırık sağaltımında, intramedüller Küntscher pini kullanılmış,
postoperatif dönemde sağ ön ekstremite polyvinylchloride (PVC) atelle
desteklenen Scotchcast bandajı uygulaması ile 4 hafta korunmuştur. Klinik ve
radyolojik kontrollerin 6. aya kadar sürdürüldüğü tayda, fonksiyonel klinik
iyileşmenin sağlandığı ve damızlık kullanım amacına uygun olduğu
belirlenmiştir.
Anahtar kelimeler:
Antebrachium, kırık, Küntscher pini, osteosentez, tay
Management of comminuted diaphyseal antebrachium fracture using an intramedullary Kuntscher pin fixation in a foal
Summary: The study material included a three and half months
old Arabian foal, which was brought to the Clinics of the Department of
Orthopaedics and Traumatology, Faculty of Veterinary Medicine, Ankara
University. Depending on the breeder report, the foal was subjected a kicking
trauma to the right forelimb in the field. Diaphyseal comminuted fracture of
the right antebrachium was detected according to the clinical and the
radiological examinations. Fracture fixation of the foal, intended to use for
breeding purpose in TIGEM Çifteler Horse Breeding Units, was managed using an
intramedullary Kuntscher pin as a fixation material. After the operation a
Scotchcast bandage was applied on the affected right limb for a 4 weeks
period. The Kuntscher pin was decided to
leave in situ because the foal was in the growing period and to avoid possible
intra-articular lesions. After clinical and radiological follow-up examinations
until the 6th month, functional healing was provided and it was decided that
the foal was functionally in good condition and suitable for breeding purposes.
The information getting from the Çifteler Breeding Unit in 8th month
postoperatively emphasised the foal was walked and trotted without any
problems.
Key words: Antebrachium,
foal, fracture, Kuntscher pin, osteosynthese
Diyetle aflatoksin alan
broylerlerde karaciğer ve serum vitamin A-karotin düzeyleri
Liver and serum vitamin
A-carotene levels in broilers following dietary aflatoxin exposure
Mevsimsel olarak merada
yetiştirilen koyunlarda serum bakır, çinko ve seruloplazmin düzeyleri ile yün
bakır ve çinko değerlerinin araştırılması
An investigation of copper,
zinc, ceruloplasmin levels in serum, cupper and zinc levels in wool samples of
seasonal grazing sheep
Deneysel hiperkalemi
oluşturulan tavşanlarda norepinefrinin kalp fonksiyonları üzerine etkileri
Effect of norepinephrine on
heart functions in rabbits with experimental hyperkalemia
Köpeklerde tibia kırıklarının
sağaltımında minimal invaziv plak osteosentezi
Minimally invasive plate
osteosynthesis on treatment of tibia fractures in dogs
Sütçü inek işletmelerinde
mastitislere karşı sistemik immunizasyon uygulamalarında meme ve sağım
hijyeninin etkisi
The effect of udder and
milking hygiene on systemic immunization approaches in dairy herds
Köpeklerde pyometranın klinik
yönden incelenmesi
Investigation of pyometra for
the clinical aspects in bitches
Dondurulmuş boğa spermasının
değişik kapasitör maddelerle in vitro kapasitasyonu
In vitro capacitation of
frozen-thawed bull semen by different capacitating agents
Evaluation of subclinical
liver lesions in goats by ultrasonographic and biochemical analyses
Keçilerde subklinik karaciğer
lezyonlarının ultrasonografik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi
Karacabey Bayramdere
Dalyanı'nda kefal balıkları (Mugil cephalus L.)'nda belirlenen metazoon
parazitler
Metazoan parasites of grey
mullet (Mugil cephalus L.) from Karacabey Bayramdere Lagoon
Sığırlarda coronavirus
enfeksiyonunun epidemiyolojisi
Epidemiology of bovine
coronavirus infection in cattle
Holştayn ırkı ineklerde süt
verimine etki eden faktörlerin CHAID analizi ile incelenmesi
Investigation of the factors
which are affecting the milk yield in Holstein cows by CHAID analysis
Kısa Bilimsel Çalışma / Short
Communication
Tayda parçalı diyafizer
antebrachium kırığının intramedüller Küntscher pini uygulaması ile sağaltımı
Management of comminuted
diaphyseal antebrachium fracture using an intramedullary Kuntscher pin fixation
in a foal