Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 159-163, 2003

 

 

Yeni Zelanda tavşanında (Oryctolagus cuniculus L.) büyük lenf kanallarının makro anatomisi

 

İsmail Önder ORHAN

 

Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Ankara

 

 

Özet: Yeni Zelanda tavşanının büyük lenf kanallarını belirlemek amacıyla yapılan bu çalışmada 10 adet ergin tavşan kullanıldı. Belli lenf düğümlerinin capsula’sı içerisine patent blue enjekte edilerek lenf kanallarının seyri takip edildi. Yeni Zelanda tavşanında boyunda bulunan en büyük lenf damarı olan truncus trachealis’i her iki tarafta da ln. retropharyngeus’un efferent lenf damarının oluşturduğu, bu damarın a. carotis communis, n. vagus ve v. thoracica interna’ya paralel olarak apertura thoracis cranialis’e doğru ilerlediği gözlendi. Sağ tarafta truncus trachealis ile ln. cervicalis superficialis’in efferent lenf damarı birleştikten sonra ductus lymhaticus dexter adıyla ön bacaktan gelen lenf damarını da alarak yaklaşık 1 cm kadar seyrettikten sonra v. cava cranialis dexter’e açıldığı saptandı. Sol tarafta ise truncus trachealis ile ln. cervicalis superficialis’in efferent lenf damarı birleştikten ve ön bacaktan gelen lenf damarını aldıktan sonra ductus thoracicus’a katıldığı gözlendi. Birinci costa’nın caudal’inde ductus thoracicus ile birleşen lenf damarı, ortalama 50 mm sonra v. cava cranialis sinister’e açıldığı tespit edildi. Cisterna chyli’den başlayarak columna vertebralis’in ventral’inde cranial’e doğru seyreden ductus thoracicus'un, hiatus aorticus’tan geçerek cavum thoracis’e girdiği ve columna vertebralis ile aorta thoracica arasında ön tarafa doğru seyrederek birinci costa’nın caudal’inde  v. cava cranialis sinister’e açıldığı görüldü.

Anahtar kelimeler: Lenf kanalları, makro anatomi, Yeni Zelanda tavşanı

 

Macro anatomy of the large lymphatic canals in the New Zealand rabbit (Oryctolagus cuniculus L.)

 

Summary: In this study, aimed to determine large lymphatic ducts in the New Zealand rabbit, a total of 10 adult rabbits were used. Pattern of the lymphatic ducts was observed by injecting patent blue into the capsula of known lymph nodes. Tracheal trunk, the largest lymphatic vessel of neck region, is formed by the efferent vessel of retropharyngeal lymph node. This lymph vessel is directed towards the efferent vessel of retropharyngeal lymph node. It courses towards cranial thoracic aperture in parallel to common carotid artery, vagus nerve, and internal thoracic vein. It has been determined that tracheal trunk and efferent lymphatic vessel of the superficial cervical lymph nodes united on the right side, then it is called right lymphatic duct and met the lymphatic vessel coming from the thoracic limb, arrived 1 cm forward and finally joined to right cranial vena cava. As far the left side, tracheal trunk and efferent lymphatic vessel of the superficial cervical lymph nodes united and then together with the lymphatic vessel from the thoracic limb it joined to thoracic duct. The vessel met ductus thoracicus at the caudal to the first costa and joined to left cranial vena cava approximately 50 mm later. The thoracic duct, beginning in the cisterna chyli, lies ventral to the vertebral column and enters to the thoracic cavity via the aortic hiatus. The thoracic duct was determined advancing cranially between the vertebral column and thoracic aorta, thus ending in the left cranial vena cava.           

Key words: Lymphatic canals, macro anatomy, New Zealand rabbit

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 165-172, 2003

 

 

Yeni Zelanda tavşanında ön ekstremitelerin postnatal osteolojik gelişimi *, **

 

Ayhan  DÜZLER1, Ahmet ÇAKIR2

 

1Erciyes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Kayseri; 2Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Ankara

 

 

Özet: Bu çalışmada toplam 72 adet erkek Yeni Zelanda tavşanı’nın ön ekstremiteleri üzerinde, doğumdan 198. güne kadar osteolojik gelişim incelenmiştir. Ön ekstremite kemikleri, double staining yöntemiyle, alizarin red-S ve alcian blue kullanılarak boyanmıştır. 150 mm’lik kumpas yardımıyla ölçüler alınmıştır. Elde edilen boyama ve ölçüm sonuçları, fotoğraf ve grafiklerle gösterilmiş, rakamsal bulgular anlamlarıyla birlikte sunulmuştur. Rakamsal veriler üzerinde bilgisayar ortamında Ki-kare testi, T testi ve çoklu varyans analizi uygulanmıştır. Tavşanın ön ekstremite kemiklerinde ölçülerin dönemlere, sağ ve sol bacaklara göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde farklılaştığı (p<0.09), ölçümlere göre sağ bacaktaki kemiklerin sol bacaktakilerden daha büyük olduğu tespit edilmiştir. Ön ekstremite kemiklerine ait primer ve sekonder ossifikasyon merkezleri ile ilgili ayrıntılı bilgiler edinilmiştir. Ossa carpi ve os coracoides hariç bütün ön ekstremite kemiklerinde ilk kemikleşmenin doğumdan önce başladığı saptanmıştır. Yeni Zelanda tavşanı’nda kemik gelişim hızının ilk 15 haftada yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonraki 13 haftada ise gelişim hızı giderek azalmıştır. Yirmi sekiz haftalık postnatal periyodun ardından ön ekstremitede kemiksel gelişimin sona erdiği saptanmıştır. Son periyotta kıkırdak dokunun, eklem kıkırdakları, clavicula’nın iki ucu ve cartilago scapulae ile sınırlı olduğu gözlenmiştir.

Anahtar kelimeler: Kemik gelişimi, ön ekstremite, tavşan

 

Postnatal development of the thoracic limb bones in New Zealand rabbit

 

Summary: In this research, osteologic development of the bones of thoracic limb on the 72 New Zealand rabbit was investigated within a period of birth through 198th  postnatal day. The bones of thoracic limb were stained by  use of alizarin red-s and alcian blue double staining method. Measuring of the bones were obtained by using a 150 mm calipers. The results were displayed by photography and graphics. Likewise, numerical data obtained were analysed and evaluated by use of computer with X2 and T test. The data revealed that lenght of the bones in right legs was significantly higher than that of the left legs (p<0,09), thus, primary and secondary ossification centers in the bones of thoracic limbs were obtained in detail. Beginning of the ossification in all the bones of thoracic limbs except the carpal bones and os coracoides was determined before parturation. The ossification rate was found to be very high within the first 15 weeks. Later, it was shown that ossification decreased gradually for 13 weeks period. Ceasing of the  ossification  in the thoracic limb was determined after 28 weeks of the postnatal development. In the last period, the cartilage tissue was seen in the joint cartilages, both end of the clavicula, and cartilages of the scapula.

Key words: Bone development, thoracic limb, rabbit

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 173-179, 2003

 

 

Yeni Zelanda tavşanında (Oryctolagus cuniculus L.) baş bölgesinin vena’ları

I. Bölüm: V. maxillaris ve dalları*

 

Özcan ÖZGEL1, Nejdet DURSUN2

 

1Akdeniz Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Burdur; 2Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Ankara

 

 

Özet: Bu çalışmada Yeni Zelanda tavşanında baş bölgesi vena’ları makro anatomik olarak incelendi. Araştırmada 15 adet ergin Yeni Zelanda tavşanından faydalanıldı. Materyallerin tümü latex ile dolduruldu ve diseksiyon yapıldı. Vena palpebralis superior medialis’in v. palpebralis inferior medialis ile ortak bir kök halinde v. angularis oculi’den çıktığı saptandı. Venae articulares temporomandibulares’in; v. temporalis superficialis, plexus pterygoideus ve v. transversa faciei’den çıkan dallar tarafından eklem içinde ağ benzeri bir yapı oluşturulduğu belirlendi. Vena auricularis caudalis’in v. maxillaris’ten tek başına çıktığı ve v. auricularis lateralis, v. auricularis intermedia ve v. profunda auriculae’yi verdiği saptandı. Ayrıca, v. auricularis lateralis’in auriculae’nın cranial kenarı boyunca seyrettiği ve apex auriculae’da v. auricularis intermedia ve v. auricularis rostralis ile anastomoz yaptığı tespit edildi. Vena palatina major ile v. palatina minor’un ortak bir kök halinde v. palatina descendens’ten çıktığı ve plexus pterygoideus’un oluşumuna katıldığı belirlendi.

Anahtar kelimeler: Anatomi, baş, tavşan, vena

 

The veins of the head region in the New Zealand rabbit (Oryctolagus cuniculus L.).

Part I: Maxillar vein and its branches

 

Summary: In the present study, the veins of the head region in the New Zealand rabbit were examined macro anatomically. A number of 15 adult rabbits were used. The veins were filled with latex and dissected. The superior and inferior palpebral veins arised from the angular ocular vein forming a common trunk. The articular temporomandibular veins formed a plexus, within temporomandibular joint by the branches from the temporal, the pterygoid plexus and the transverse facial veins. The caudal auricular vein originated from the maxillar vein as a single branch and gave the lateral and intermedial auricular veins and the deep auricular veins. The lateral auricular vein coursed along the cranial border of the auricula: furthermore anastomosing with the rostral and the intermedial auricular veins at the apex auricula. It was observed that the minor and major palatina veins arised from the descendens palatine vein as a common trunk anastomosing with the the pterygoid plexus.

Key words: Anatomy, head, rabbit, vein

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 181-185, 2003

 

 

Yeni Zelanda tavşanında (Oryctolagus cuniculus L.) baş bölgesinin vena’ları.

II. Bölüm: V. linguofacialis ve dalları*

 

Özcan ÖZGEL1, Nejdet DURSUN2

 

1Akdeniz Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Burdur; 2Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Ankara

 

 

Özet: Bu çalışmada, Yeni Zelanda tavşanının baş bölgesi vena’ları makro anatomik olarak incelendi. Araştırmada, 16 adet ergin Yeni Zelanda tavşanından faydalanıldı. Materyallerin tümü latex ile dolduruldu ve diseksiyon yapıldı. V. malaris’in v.facialis’ten çıktığı belirlendi. V. lateralis nasi’nin v. dorsalis nasi’nin yanısıra v. labialis superior’un dorsal yönde seyreden dalı ile de anastomoz yaptığı tespit edildi. Vena supraorbitalis’in v. angularis oculi’nin regio frontalis’teki devamı olduğu ve incisura supraorbitalis rostralis’ten orbita’ya girerek sinus ophthalmicus’un oluşumuna katıldığı gözlendi. V. buccalis’in v. facialis’in rostromedial yüzünden orijin aldığı belirlendi. Vena palpebralis superior medialis’in v. palpebralis inferior medialis ile ortak bir kök halinde, v. angularis oculi’den çıktığı saptandı.

Anahtar kelimeler: Anatomi, baş, tavşan, vena

 

The veins of the head region in the New Zealand rabbit (Oryctolagus cuniculus L.)

Part II: Linguofacial vein and its branches

 

Summary: In the present study, the veins of the head in the New Zealand rabbits were examined macro anatomically. A number of 16 adult rabbits were used in the study. The veins were filled with latex and dissected. It was determined that malar vein arises from facial vein. It was found that v. lateralis nasi was anastomosed with the branch of superior labial vein which courses dorsally as well as v. dorsalis nasi. It was observed that supraorbital vein was the contunious part of v. angularis oculi in frontal region and was joined the structure of ophthalmic sinus entering the orbita from supraorbital incisura. It was determined that buccal vein arised from the rostromedial face of facial vein. It was also established that both superior palpebral vein and inferior palpebral vein were branched from angular ocular vein, via a common trunk.

Key words: Anatomy, head, rabbit, vein

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 187-193, 2003

 

 

Aile tipi sütçü inek işletmelerinde kontrollu tohumlama ile fertilitenin yükseltilmesine ilişkin girişimler*

 

Güneş ERDOĞAN1, Erol ALAÇAM2

 

1Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Aydın; 2Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara

 

 

Özet: Bu çalışmada, Çanakkale yöresindeki 1-4 başlık aile tipi sütçü inek işletmelerinde hormon kontrollu tohumlamanın etkinliği araştırıldı. Materyal olarak seçilen toplam 60 baş sağlıklı inek 2-9 yaşlar arasında olup, 58’i Holstein ve 2’si İsviçre esmeri ırkındandı. Postpartum 45-60. günler arasında bulunan ineklerde, uygulamalara başlamadan önce, genel beden kondisyonu (BKS) değerlendirildi. Materyal olarak seçilen hayvanlar rastgele örnekleme yöntemi ile, herbiri 20 inek içeren 3 gruba ayrıldı. Birinci gruba, 0. günde GnRH ve 7. günde PGF2a  enjekte edildi. Dokuzuncu günde ikinci GnRH enjeksiyonunu takiben, 24 saat sonra sun’i tohumlama uygulandı. İkinci gruba 0. günde ilk, 11. günde  ikinci PGF2a enjeksiyonu ve izleyen 80. saatte tohumlama yapıldı. Kontrol olarak değerlendirilen üçüncü gruptaki ineklere, östrusların belirlenmesi konusunda günde üç defa 30’ar dakika süre ile gözlem yapılması şeklinde bir öneride bulunularak, bu çerçevede sun’i tohumlama yapıldı. Hormon uygulama gruplarında ilk enjeksiyon (0. gün) ve tohumlamadan sonraki 21. günde süt örnekleri alındı. Kontrol grubunda ise sadece 21. günde örnekleme yapıldı. Total süt örneklerindeki progesteron hormonu düzeyleri mikrotitrasyon plak enzimimmunassay tekniği kullanılarak belirlendi. Tohumlamaları takip eden 21. günde östrus göstermeyen ve süt progesteron düzeyi 5 ng/ml’nin üzerinde bulunan inekler gebe olarak kabul edildi. Östrusları yineleyen  hayvanlar yeniden tohumlandı. Bu şekilde tüm gruplardaki inekler 3 tohumlama boyunca izlendi. Östrus göstermeyen ineklerde ise, 45-60. günlerde yapılan rektal muayeneler ile kesin gebelikle ilgili bulgular araştırılarak tanılar doğrulandı. Ovsynch yöntemi ile senkronize edilen birinci grupta ilk tohumlamada gebelik oranı %25, üç tohumlama sonrasında %50; çift PGF2a enjeksiyonu sonrası tohumlanan ikinci grupta ilk tohumlamada  gebelik oranı %45, üç tohumlama sonrasında  %70 olarak belirlendi. Kontrol grubu için ise aynı değerler, sırasıyla %50 ve %75 olarak hesaplandı. Çalışma gruplarında gebelik başına tohumlama sayıları sırasıyla, 1.70, 1.35 ve 1.33  olarak saptandı.  Doğum-yeniden gebe kalma ile ilk tohumlama-gebe kalma süreleri ise yine sırasıyla, 78,60±6,44 ve 17,70±6,66 gün; 77,78±4,02 ve 10,00±3,75 gün; 62,20±3,42 ve 8,06±3,07 gün olarak belirlendi. Tohumlamalar sırasında ineklerin beden kondisyon skoru, ikinci grup dışındaki tüm ineklerde, göz önünde tutulan bütün fertilite parametrelerinde rol oynadı.  Ovsynch yönteminde ilk GnRH enjeksiyonu sırasında ineklerin luteal dönemde bulunmasının izleyen tohumlamalardaki gebelik oranını etkilemediği belirlendi. Sonuç olarak, küçük ölçekli aile tipi sütçü inek işletmelerinde yürütülen bu çalışmanın bulguları; hormon kontrollu tohumlamalara kıyasla, iyi bir östrus gözlemi sonrasında tohumlanan ineklerde ilk ve üç tohumlama sonrasında gebelik oranlarının daha yüksek ve buna paralel olarak doğum-gebe kalma aralığının daha kısa olduğunu göstermektedir.

Anahtar kelimeler: Aile tipi işletme, fertilite, kontrollu tohumlama, sütçü inekler

 

Effectiveness of controlled breeding on fertility in family size dairy cow herds

 

Summary: The aim of this study was to asses the efficiency of timed-artificial inseminations based on estrus and ovulation synchronization in family-size dairy herds. A total of 60 dairy cows (58 Holstein Fresian and 2 Brown Swiss) between 2-9 years of age, normally laboured, completed involution process and exhibited the signs of estrus through the 45th day after parturition, miss having an abnormal vulvar discharge and actually on the 45 to 60 days postpartum were assigned as the material. All cows were scored of the basis of  5-scaled body condition score (BCS) test. Cows were divided into 3 study groups (n=20) randomly. Animals in group 1 were administered GnRH on day 0, PGF2a on day 7, a second GnRH on a 9 day and artificially inseminated 24 hours after the last GnRH treatment, where as the cows received two PGF2a  injections (on day 0 and 11) and inseminated at 80th after the last injection in group 2.  All controls (group 3) were detected for the estrus signs three times a day for 30 minutes and cows showing the estrus signs were artificially inseminated. Milk samples were collected on the first injection day (group 1, 2 and 3) for the progesterone analysis with the microtitration plaque enzymeimmunoassay tecnique. The cows not showing estrus signs 21 days after insemination and having a milk progesterone level above 5 ng/ml were assigned as pregnant, pregnancy diagnosis were performed on days 45-60 after insemination. First and all service conception rates in study groups were found as, 25 and 50% (group 1), 45 and 70% (group 2), 50 and 75% (group 3-control). The mean insemination numbers per pregnancy were 1.70 (group 1),  1.35 (group 2) and 1.33 (group 3). Calving to conception and service to conception intervals were observed as 78,60±6,44 and 17,70±6,66 days (group 1), 77,78±4,02 and 10,00±3,75 days (group 2), 62,20±3,42 and 8,06±3,07 days (group 3-control), respectively. Body condition scores influced all reproductive parameters in all groups except group 2.  In addition, the luteal status of the cows did not effect the subsequent conception rates in Ovsynch method (group1). As a result, it was evident that the conception rates in the first and all inseminations with only estrus detection (group 3: control) were higher and calving to conception intervals were shorter when compared with the hormon-administered groups (group 1 and 2) on the basis of family size dairy herds.

Key words:  Controlled breeding, dairy cow, family size herds, fertility

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 195-201, 2003

 

 

Gelbkörpergröße, Progesteron-, Vitamin E- und ß-Carotin-Gehalt bei graviden Kühen

 

Selim ASLAN1, Johannes HANDLER2, Kurt ARBEITER2

 

1Universität Ankara, Klinik für Geburtshilfe und Gynäkologie der Veterinärmedizinischen Fakultät, Ankara;  2Veterinärmedizinische Universität Wien; Klinik für Geburtshilfe, Gynäkologie und Andrologie, Wien

 

 

Zusammenfassung: Ziel dieser Studie war es die funktionelle Beziehung zwischen Follikel, Gelbkörper und Entwicklung der Frucht während der Frühträchtigkeit zu untersuchen. Die Studie wurde an 137 Kühen durchgeführt. Die Ultraschallkontrollen erfolgten in 10-tägigen Intervallen vom 8. bis 58. Tag post inseminationem (p.ins.). Es wurde jeweils der größte Durchmesser der Funktionskörper (Gelbkörper und Follikel) vermessen. Die Trächtigkeiten wurden mit am 28. Tag p.ins. sonographisch nachgewiesen und nur die Daten der bis zum 58. Tag p.ins. trächtig gewesenen Tiere ausgewertet. Synchron mit der klinischen Untersuchung wurde Blut abgenommen und daraus der Progesteron-, Vitamin E- und ß-Carotin-Gehalt bestimmt. Die mittels Ultraschall unterschiedenen Gelbkörperarten zeigten folgende funktionelle Entwicklung: In der Untersuchungszeit (8. bis 58. Tag p.ins.) nahm der prozentuelle Anteil kompakter Gelbkörper kontinuierlich zu (von 24.2% am 8. bis 67.9% am 58. Tag p.ins.). Dagegen nahm der Anteil der Gelbkörper die gleichzeitig mit einem Follikel auf demselben Ovar auftreten ab (48.3% bis 32.1%). Gelbkörper mit Hohlraum wurden nur zwischen dem 8. und 38. Tag p.ins. festgestellt (27.5% am 8. Tag; 3.7% am 38.Tag p.ins.). Die gemeinsam mit einem Follikel auf einem Ovar anwesenden Gelbkörper wurden als mit Follikel vergesellschaftete Gelbkörper eingestuft. Die Gelbkörper vergrößerten sich während des Beobachtungszeitraums von 1.98 auf 2.25 cm im Durchmesser. Die Progesteron-(P4-)Werte zeigten einen parallelen Anstieg zu der Gelbkörpergröße. Bezogen auf den jahreszeitlichen Einfluß war die Differenz im Gelbkörper-Durchmesser zwischen Frühling/Sommer- und Herbst/Winterperiode mit p<0.01 statistisch gesichert. Die ß-Carotin und Vitamin-E-Werte verliefen parallel zu den Progesteronwerten. Korrelative Zusammenhänge ergaben sich zwischen dem Gelbkörperdurchmesser, dem P4- und ß-Carotin-Gehalt (r=0.876/0.971) sowie zwischen der Vitamin E-, ß-Carotin- und P4-Konzentration (r=0.942/0.803).

Schlüsselwörter: Trächtigkeit, Gelbkörper, Ultraschall, Progesteron, ß-Carotin, Vitamin E

 

Gebe ineklerde korpus luteum büyüklüğü ve progesteron, vitamin E, ß-Karoten değerleri

 

Özet: Bu çalışma erken gebelik döneminde follikül, korpus luteum ve yavrunun gelişimi arasındaki fonksiyonel ilişkinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışma 137 baş inekte uygulandı. Kontroller ultrasonografi aletiyle (Pie Medikal 450, Linear Prob, 5 Mhz) tohumlamadan sonraki 8. ve 58. günler arasında on günlük aralıklarla yapıldı. Fonksiyonel yapının (korpus luteum ve follikül) en uzun çapı ölçüldü. Gebelik ultrasonografi aletiyle tohumlamadan sonraki 28. günde saptandı ve 58. güne değin gebelikleri sürmüş olan hayvanların verileri değerlendirildi. Bu klinik bakılara paralel olarak, alınan kanlarda (V. jugularis) progesteron, vitamin E, b-karoten değerlerine bakıldı. Ultrasonografi aracılığı ile saptanan korpus luteum çeşitleri şu fonksiyonel gelişimi gösterdi: Kontrol süresinde gebeliğin 8. gününden 58. gününe değin kompakt korpus luteumların yüzde oranı artarak yükseldi (8. gün %24.2; 58. gün %67.9). Buna karşılık aynı anda folliküllerle birlikte kombine olarak aynı ovaryumda bulunan korpus luteumların yüzde oranı düştü (%48.3’ten %32.1’e). Kavite içeren korpus luteum yalnızca 8. ve 38. günlerde saptandı (8. günde %27.5; 38. günde %3.7). Folliküllerle birlikte aynı ovaryumda bulunan korpus luteum folliküllerle birlikte kombine olan korpus luteum olarak belirlendi. Tüm korpus luteum tipleri birlikte kontrol dönemi süresinde 1.98 cm’den 2.25 cm’ye büyüdü. Progesteron değerleri de korpus luteum büyüklüğüne paralel bir artış gösterdi. Mevsimsel etki incelendiğinde ilkbahar/yaz ve sonbahar/kış dönemlerindeki korpus luteum çapları arasındaki farklılık p<0.01 ile istatiksel yönden önemli bulundu . b-karoten ve vitamin E değerlerinin de progesteron değerleriyle paralellik oluşturduğu saptandı. Korpus luteum çapı, progesteron, b-karoten (r=0.876/0.971) ve vitamin E değerleri (r=0.942/0.803) arasında pozitif korrelasyon  bulundu.

Anahtar kelimeler: Beta karoten, gebelik, korpus luteum, progesteron, ultrasonografi, vitamin E

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 203-207, 2003

 

 

The effects of follicle diameter on the in vitro fertilization capacity of bovine oocytes aspirated from the slaugthered ovaries

 

Mustafa ÜN, Şükrü KÜPLÜLÜ

 

Department of Gynaecology and Obstetrics, Faculty of Veterinary Medicine, Ankara  University, Ankara

 

 

Summary: The aim of this study was to determine the maturation and fertilization capacities of bovine oocytes aspirated from slaugthered ovaries in relation with the follicle diameter. A number of 115 ovaries collected from the slaugthered cows at a local slaughterhouse were used as the material. Peripheral follicles were counted according to the their diameters (2-6 mm-group I and 6-10 mm-group II). All follicles were punctured with an 18 G needle hold on a 5 ml syringe and aspirated cumulus-oocyte complexes were classified in regard to their morphological apperance. Only Grade I, II and III oocytes were then placed in maturation medium (TCM-199+%20 (v/v) ECS+BSA) and incubated under an atmosphere of 5% CO2 at 39°C for 22-24 hr. After IVM, maturated oocytes were fertilized by adding 1-2 ml (1x106), swim-up separated sperm to the fertilization media (Tyrode’s albumin lactate pyruvate medium-TALP) for in vitro fertilization under an atmosphere of 5% CO2 at 39°C for 18-19 hr.  Heparine (10 mg/ml) was used as the capacitating agent. The datas obtained at the all stages were recorded and statistical evaluation was done with the Student’s T test. A total of 549 (4.77±2.09) oocytes were aspirated from 588 (5.11±2.39) follicles with an aspiration rate of 93.3% in group I and 275  (2.5±1.87) COC were aspirated from 300 (2.72±1.58) follicles with an aspiration rate of 91.7% in group II. After the maturation period 401 of 549 oocytes in group I and 217 of 275 oocytes in group II were found as mature with a maturation rate of 73% and 78.9%, respectively (p>0.05). In 165 of 401 in group I (41.1%) and 107 of 217 incubated oocytes in group II (49.3%), both male and female pronuclei were detected. As a conclusion, it was evident that the ovaries collected from the slaugtherhouse are sufficient potentials for in vitro embryo production, although a great variation between the maturation and fertilization capacities of oocytes aspirated from the peripheral follicles could be observed. It was also obvious that there is a significiant relation between the follicle diameter and maturation and fertilization capacities of oocytes since the fertilization rates increases as the follicle diameter rises.

Key words: Bovine, fertilization, in vitro, maturation, oocyte

 

Mezbahadan toplanan ovaryumlardan aspire edilen sığır oositlerinin in vitro fertilizasyonu üzerine follikül büyüklüklerinin etkisi

 

Özet: Bu çalışmada, mezbahadan toplanan ovaryumlardan elde edilen sığır oositlerinin maturasyon ve fertilizasyon oranlarının follikül çapı ile ilişkilendirilerek ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma materyali olarak bölge mezbahalarında kesilen hayvanlardan toplanan 115 ovaryum kullanıldı. Ovaryumların üzerlerindeki yüzeysel folliküller çaplarına göre (2-6 mm-Grup I ve 6-10 mm-Grup II) sayıldı. Tüm folliküllerin 18 G’lik iğne ile punksiyonları yapılarak oositler aspire edildi. Aspire edilen kumulus-oosit kompleksleri morfolojilerine göre sınıflandırıldı. Yanlızca I. ve II. kalite oositler in vitro maturasyon vasatına (TCM-199+%20 (v/v) ECS+BSA) aktarılarak, 39°C sıcaklıkta %5 CO2 atmosferinde 22-24 saat inkübe edildi. İnkubasyon sonrası perivitellin boşlukta Iç kutup hücresi ve kumulus ekspansiyonu görülen oositler mature olarak kabul edilerek in vitro fertilizasyon vasatına (Tyrode’nin albumin laktat piruvat vasatı-TALP) aktarıldı. Fertilizasyon swim-up testi ile immotil spermatozoon populasyonundan ayrıştırılmış, final konsantrasyonu 50x106 spermatozoon/ml olan spermadan 1-2 ml’nin (1x106) fertilizasyon vasatına aktrarılması ve vasata heparin (10 mg/ml) eklenerek kapasitasyonun sağlanması ile 39°C sıcaklıkta %5 CO2 atmosferinde 18-19 saatte gerçekleştirildi. Çalışmanın her basamağına ait veriler kaydedilerek Student’s K testi ile istatistiki değerlendirmesi yapıldı. Çalışma sonucunda Grup I’de yer alan 588 (5.11±2.39) ve Grup II’de yeralan 300 (2.72±1.58) follikülden aspire edilen toplam ve ovaryum başına ortalama oosit sayıları sırasıyla 549 (4.77±2.09) ve 275 (2.5 ± 1.87) olarak kaydedildi. Aspirasyon başarıları ise Grup I’de %93.3 ve Grup II’de %91.7 olarak hesaplandı. Grup I’de aspirasyondan sonra I ve II. kalite oldukları belirlenen toplam 549 ve Grup II’de 275 cumulus-oosit kompleksinin maturasyon kültürü sonrası Grup I’de 401 ve Grup II’de ise 217’sinde maturasyonun şekillendiği saptandı. Grup I ve II’de elde edilen maturasyon yüzdeleri ise sırasıyla %73 ve %78.9 olarak belirlendi (p>0.05). Grup I ve II’ye ait mature oositler in vitro fertilizasyon işlemi için kullanıldı. Bu oositlerden Grup I’de 165 (%41.1)’inde ve Grup II’de 107 (%49.3)’sinde, fertilizasyon kültürü sonrası mikroskobik incelemede, hem erkek hem de dişi pronukleus görülerek fertilize oldukları kabul edildi Sonuç olarak, mezbahadan toplanan sığır ovaryumları in vitro embriyo üretiminde iyi bir kaynak olduğu, ancak toplanan ovaryumların yüzeyindeki folliküllerden aspire edilen oositlerin maturasyon ve fertilizasyon kapasiteleri oldukça değişkenlik gösterdiği ve in vitro çalışmalarda kullanılabilecek oositlerin elde edildikleri folliküllerin çapları ile oositlerin maturasyon ve fertilizasyon başarıları arasında kuvvetli bir ilişki olduğu, follikül ölçüsü arttıkça fertilizasyon oranının yükseldiği sonucuna varıldı.

Anahtar kelimeler: Fertilizasyon, in vitro, maturasyon, oosit, sığır

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 209-215, 2003

 

 

Kanatlılarda Newcastle hastalığına karşı göz ve burun yoluyla aşılamaların karşılaştırılması*

 

K. Semih GÜMÜŞSOY1, Ömer M. ESENDAL2

 

1Erciyes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Kayseri; 2Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Ankara

 

 

Özet: Bu çalışmada, Newcastle hastalığına karşı göze ve buruna damla yoluyla aşılanan civcivlerde oluşan antikor düzeyi ve bağışıklığın durumu karşılaştırıldı. Hayvanlar iki gruba ayrıldı ve gruplardan biri göze damla diğeri buruna damla yoluyla aşılandı. Periyodik olarak alınan kan numunelerine hemaglutinasyon inhibisyon testi uygulandı. Ortalama maternal antikor titreleri Log2 HI 5,03 olarak saptandı. HB1 aşı virusu ile göze ve buruna damla yoluyla yapılan aşılamalarda sırasıyla ortalama Log2 HI titresi 8,52 ve 8,96 elde edildi. LaSota aşı virusu kullanılarak her iki grup içme suyu yolu ile yeniden aşılandı. HB1 aşı virusu göze damla+LaSota aşı virusu içme suyu ile aşılananlarda ortalama Log2 HI titresi 8,80 iken HB1 aşı virusu buruna damla+LaSota aşı virusu içme suyu ile aşılananlarda da 9,06 olarak tespit edildi. Periyodik olarak 15 gün ara ile alınan kan numunelerinde ise sırası ile birinci ve ikinci grupta 62. günde 6.40 ve 6.80, 77. günde 5.80 ve 5.93, 92. günde 5.20 ve 5.33, 107. günde 4.93 ve 5.06 olarak belirlendi.

Anahtar kelimeler: Aşılama, göze buruna damla, HI testi, Newcastle hastalığı, tavuk

 

Comparison of vaccinations applied through eyes and nostrils against Newcastle disease in poultry

 

Summary: In this study, antibody level and immunity produced in chicks vaccinated against Newcastle disease via the eye drop and the nostril drop were compared. Chicks were divided into two groups; one group was vaccinated via the eye drop and the other group via the nostril drop. Blood samples taken periodically were assessed by haemaglutination inhibition test. Mean maternal antibody titre of chicks was determined as Log2 HI 5.03. Mean Log2 HI titres in chicks vaccinated with HB1 vaccine strain via the eye drop and the nostril drop were found to be 8.52 and 8.96, respectively. Each group were re-vaccinated via in drinking water with LaSota vaccine virus. Antibody titres in blood samples taken from re-vaccinated animals were 8.80 and 9.06 in groups received HB1 vaccine virus via the eye drop+LaSota vaccine virus in drinking water and HB1 vaccine virus via the nostril drop+LaSota vaccine virus in drinking water, respectively. The chicks were bled on each 15 consecutive days and antibody titres in groups 1 and 2 were found to be 6.40 and 6.80 on the 62nd day, 5.80 and 5.93 on the 77th day, 5.20 and 5.33 on the 92nd day, and 4.93 and 5.06 on the 107th day.

Key words: Chicken, eye-nostril drop, HI test, Newcastle disease, vaccination

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 217-218, 2003

 

 

1971-2001 yılları arasında incelenen köpek testis tümörleri

 

Osman KUTSAL

 

Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara

 

 

Özet: Çalışmada, 1971-2001 yılları arasında Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı’nda incelenen köpek testis tümörleri değerlendirilmiştir. Bir tanesi nekropsiden olmak üzere 16 primer testis tümörünün 11’inin (%68.75) seminom ve 5’inin (%31.25) Sertoli hücre tümörü olduğu saptanmıştır. Testis tümörü belirlenen 16 köpekten sadece 4’ünün (%25) kriptorşid  olduğu dikkati çekmiştir. Tümörlü köpeklerin 4’ü (%26.6) 5 yaş ve altında, 6’sı (%40) 6-10 yaş arasında ve 5’i de (%33.3) 11 yaş üzerinde olduğu belirlenmiş, ancak birinin yaşı bildirilmemiştir. Ayrıca testis tümörü saptanan köpeklerin çok farklı ırklardan olması nedeniyle, tümör gelişiminde belirgin bir ırk yatkınlığı saptanamamıştır.

Anahtar kelimeler: Köpek, testis, tümör

 

A survey of testicular tumors in dogs between the years 1971 and 2001

 

Summary: In this study, 16 testicular tumors diagnosed in the Department of Pathology, Faculty of Veterinary Medicine, Ankara University between the years 1971 and 2001 were evaluated. Eleven of these 16 cases, one of which was obtained from a systemic necropsy, were seminomas (68.75%) and 5 of them (31.25%) were Sertoli cell tumors. In only four of the sixteen dogs with testicular tumor, cryptorchidismus (25%) were encountered. Four (26.6%) of the dogs with tumor were five years old or younger, 6 of them (40%) were between 9-10 years old, 5 of them (33.3%) were eleven years old or older, but in one case, the age of the dog was not notified. And also as the dogs in the study were from various species, no correlation between species and tumor development were found.

Key words: Dog, testis, tumor

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 219-227, 2003

 

 

Tavuklarda deneysel Salmonella gallinarum enfeksiyonunda (Tavuk tifosu) patolojik ve immunohistokimyasal çalışmalar*

 

Latife BEYAZ1, Osman KUTSAL2

 

1Erciyes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kayseri; 2Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara

 

 

Özet: Bu çalışmada Leghorn ırkı günlük, 2 haftalık, 1 aylık ve 2 aylık hayvanlara S. gallinarum 9 suşu 1,8x109 CFU/M dozda, oral olarak inokule edildi. Her bir gruba 0,05 ml, 0,1 ml ve 1 ml bakteriyel süspansiyon uygulandı. İnokulasyondan sonra hayvanlar kendiliğinden ölenler dışında 12. günde ötanazi yapıldı. Bulgular klinik, makroskobik, mikroskobik ve immunohistokimyasal yönden değerlendirildi. Morbidite ve mortalite oranları ile lezyonların ve antijenin organlara göre dağılımı yapıldı. Mortalite günlük ve 2 haftalık civcivlerde %95, 1 aylık piliçlerde %86, 2 aylık piliçlerde ise %43 olarak bulundu. Klinik olarak, günlük civcivlerde lateral deviasyon ve tortikollis, ishal, gözlerde kapanma, solunum güçlüğü, tüylerde karışıklıkla seyreden depresyon ve ayakta duramama gözlendi. Oluşan lezyonlar hayvanların yaşı ve etkenin dozuna göre çeşitlilik gösterdi. Makroskobik olarak, günlük civcivlerde akciğerde boz beyaz odaklar, karaciğer ve bağırsaklarda konjesyon gözlendi. İki haftalık ve 1 aylık hayvanlarda pektoral ve bacak kaslarında kanama ve bursa Fabricius’da involusyon dikkati çekti. İki aylık piliçlerde bezli mide, karaciğer ve akciğerde konjesyon  belirgindi. Dalak bazı gruplarda siyahımsı, bazı hayvanlarda ise oldukça açık renkteydi. Karaciğerde boz beyaz milier odaklara rastlandı, bursa Fabricius’da şiddetli kanama mevcuttu. Mikroskobik olarak, civcivlerde pnömoni, karaciğerde yağlanma ve pasif konjesyon ile bağırsaklarda hemorajik enteritis görülürken erişkinlerde perikarditis, diffuz paranşimatöz hepatitis ve nekrotik enteritise rastlandı. İmmunoperoksidaz boyamada günlük civcivlerin özellikle akciğer ve bağırsaklarında diğer grupların ise bursa Fabricius, karaciğer ve dalaklarında güçlü pozitif reaksiyon gözlendi.

Anahtar kelimeler: Civciv, immunohistokimya, kanatlı tifosu, piliç, Salmonella gallinarum 9

 

Pathological and immunohistochemical studies in experimental Salmonella gallinarum infection (Fowl typhoid) in chickens

 

Summary: In this study, S. gallinarum 9 strain was inoculated orally in 1,8x109 doses to one-day-old, 2-week-old, one-month-old and 2-month-old White Leghorn chickens. A bacterial suspension of 1 ml, 0,1 ml and 0,05 ml was used for each group. After the inoculation, the animals were euthanasied on the twelveth day expect for the already dead ones. The animals were clinically, macroscopically, microscopically and immunohistochemically examined. The distribution of the morbidity and the mortality ratios with the lesions and the antigen were made according to the organs. Mortality rate figures for one-day-old and 2-week-old, one-month-old, 2-month-old groups were 95%, 86% and 43%, respectively. In one-day-old chicks lateral deviation and torticollis, diarrhea, depression, labored gasping were observed clinically. Lesions occurred showed variation depending on the age of affected birds and the dosage of agent. Macroscopically, it was observed gray white foci in the lungs and hemorrhages in the liver and the intestines of one-day-old chicks. It was also found hemorrhages in the thigh and pectoral muscles and involution of the bursa of Fabricius in chickens 2-week-old of age and one-month-old of age. Hemorrhages were usually present in the liver, lungs and the proventriculus of the 2-month-old chickens. The spleen was blackish in some groups while in some animals was light color. Gray white miliary foci were seen in the liver. Microscopically, pneumonia, lipidosis and passive congestion in the liver with haemorrhagic enteritis in the intestines and severe hemorrhages in the bursa of Fabricius were observed in chicks while pericarditis, diffuse parenchymatous hepatitis, necrotic enteritis were observed in adults. With immunoperoxidase staining strongly positive reaction were observed in the lungs and the intestines of one-day-old, whereas were observed in the bursa of Fabricius, the liver and spleen of the other groups.

Key words : Chick, chicken, fowl typhoid, immunohistochemical, Salmonella gallinarum 9

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 229-231, 2003

 

 

Bir kedide unilateral hidronefrozis

 

Rıfkı HAZIROĞLU1, Mehmet ŞAHAL2, Latife BEYAZ3, Ali Haydar KIRMIZIGÜL2

 

1Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara; 2Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara; 3Erciyes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kayseri

 

 

Özet: On bir yaşlı, erkek yerli bir kedideki unilateral hidronefrozis olgusu tanımlandı. Klinik incelemede dehidrasyon, koordinasyon bozukluğu, kaslarda zayıflık, titreme, derin solunum ve abdominal palpasyonda duyarlılık tespit edildi. Vücut ısısı düşüktü. Serum üre  nitrojen değeri 337 mg/dl, keratinin 15,2 mg/dl olarak belirlendi. Ortalama eritrosit hacmi (mean corpuscular volume=MCV) ve hematokrit (packed cell volume=PCV) değerlerinde artış kaydedildi. Abdominal ultrasonografi sonucunda sol böbrekte pelvis renalisin genişlemiş olduğu görüldü. Nekropside ve histopatolojik incelemede sol üreterde göze çarpıcı stenotik lumen ve mukozada fibrozis gözlendi. Sol böbrekte kronik glomerulonefritis dikkati çekti. Sağ böbrek ve üreterde herhangi bir değişikliğe rastlanmadı.     

Anahtar kelimeler: Hidronefrozis, kedi, üriner yetmezlik

 

Unilateral hydronephrosis in a cat

 

Summary: In this study, unilateral hydronephrosis was described in a 11 year-old domestic male cat. Dehydration, trembling, incoordination, and weakness of the muscle were observed clinically. Hypersensitivity to abdominal palpation and deep respiration were another clinical findings. Body temperature was low. An examination of the blood serum urea nitrogen and creatine were 337 mg/dl, 15,2 mg/dl, respectively. High values for MCV (65 fl), PCV (52%) were found in the serum biochemical analysis. Hydronephrosis of left the kidney was seen at the abdominal ultrasonography. Marked stenotic lumen and massive fibrosis of the mucosa in the left ureter were observed. In the left kidney, chronic glomerulonephritis was detected. The right kidney and ureter were normal in appearance at necropsy and histological examination.

Key words: Cat, hydronephrosis, urinary incompetence

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 233-238, 2003

 

 

Mısır ve soya küspesine dayalı bıldırcın rasyonlarına enzim ve probiyotik katılmasının besi performansı ve bazı kan değerleri

üzerine etkisi*

 

Zeynep ERDOĞAN1, Şule KAYA2, Suat ERDOĞAN3

 

1Mustafa Kemal Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı, Hatay; 2Mustafa Kemal Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, Hatay; 3Mustafa Kemal Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Hatay

 

 

Özet: Bu araştırma, mısır ve soya küspesine dayalı rasyona değişik oranlarda enzim ve probiyotik katılmasının Japon bıldırcınlarında canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, karkas randımanı ile serum biyokimyasal parametreleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada toplam 225 adet 1 haftalık Japon bıldırcın civcivi (Coturnix coturnix japonica) kullanılmıştır. Her birinde 45’er hayvan bulunan bir kontrol ve dört deneme grubu düzenlenmiştir. Kontrol grubu katkısız temel yemle beslenmiş, deneme grupları 1, 2, 3 ve ’ün yemlerine sırasıyla, 100 ve 200 ppm enzim, 1000 ve 2000 ppm probiyotik katılmıştır. Araştırma 5 hafta devam etmiştir. Araştırma sonunda mısır ve soya küspesine dayalı rasyona enzim ve probiyotik katkısı bıldırcınlarda canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı ve karkas randımanında gruplar arasında istatistiksel bir fark oluşturmamıştır (p>0.05). Enzim ve probiyotik katkısı serum glukoz, kolesterol ve total protein seviyelerini düşürmüş (p<0.001), trigliserid ve albumin seviyelerini ise etkilememiştir (p>0.05). Mısır ve soya küspesine dayalı rasyona enzim ve probiyotik ilavesi bıldırcınlarda besi performansı üzerine bir etki oluşturmamış, serum glukoz, kolesterol ve total protein seviyelerini düşürmüştür.

Anahtar kelimeler: Bıldırcın, besi performansı, enzim, kan parametreleri, probiyotik

 

The effect of the enzyme and probiotic supplementation to the maize and soybean meal based quail diets on fattening performance and some blood parameters

 

Summary: The aim of this study was to determine the effects of different levels of enzyme and probiotic supplementation to the maize and soybean meal based diet on the live weight gain, feed intake, feed efficiency, carcass yield, and some serum biochemical parameters of Japanese quail. In this experiment, a total of 225 one-week-old Japanese quail chicks (Coturnix coturnix japonica) were used. They were allocated into one control group and four treatment groups each containing 45 quail chicks. Control group was fed with unsupplemented basal diet. 100 and 200 ppm enzyme and 1000 and 2000 ppm probiotic were added to diets of treatment groups 1, 2, 3 and 4, respectively. The experiment was continued for 5 weeks. At the end of the experiment, the effects of enzyme and probiotic supplementation to the maize-soybean meal diet on the live weight gain, feed intake, feed efficiency and carcass yield of quail were not statistically significant between the groups (p>0.05). Enzyme and probiotic supplementation significantly reduced the serum glucose and cholesterol levels of the treatment groups (p<0.01). However, serum triglyceride and albumin levels were not affected. Enzyme and probiotic supplementation to the maize-soybean meal based diet did not affect the fattening performance of quails but decreased serum glucose, cholesterol and protein levels.

Key words: Blood parameters, enzyme, fattening performance, probiotic, quail

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 239-244, 2003

 

 

Broyler rasyonlarına humat ve probiyotik ilavesinin performans üzerine etkileri

 

Sakine YALÇIN1, Adnan ŞEHU1, E. Ebru ONBAŞILAR2, Tarkan ŞAHİN3

 

1Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara; 2Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Zootekni Anabilim Dalı, Ankara; 3Kafkas Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı, Kars

 

 

Özet: Bu araştırma, rasyonlarda humat (farmagülatör dryTM)  ve probiyotik (proteksinTM)  kullanımının broylerlerde canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı ve karkas randımanı üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada toplam 285 adet günlük ticari Ross PM3 erkek broyler civciv kullanılmıştır. Araştırma her biri 95 adet civcivden oluşan 1 kontrol, 2 deneme olmak üzere toplam 3 grup halinde yürütülmüştür. Grupların her biri 19 adet civciv içeren beş alt gruba ayrılmıştır. Birinci ve ikinci deneme grupları rasyonlarına sırasıyla 2.5 g/kg farmagülatör dryTM ve 1.5 g/kg proteksinTM ilave edilmiştir.  Araştırma 42 gün sürdürülmüştür. Araştırma sonunda gruplar arasında canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı ve karkas randımanı bakımından istatistik açıdan bir farklılık görülmemiştir. Kırk iki günlük araştırma süresince kontrol, 1. ve 2. deneme gruplarında ortalama canlı ağırlık artışları sırasıyla 2152.8, 2098.1 ve 2100.8 g, bir kg canlı ağırlık artışı için tüketilen yem miktarları ise sırasıyla 1.80, 1.80 ve 1.81 kg olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, broyler rasyonlarına farmagülatör dryTM  ve proteksinTM  ilavesinin canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı ve karkas randımanı üzerine olumsuz bir etkisi gözlenmemiştir.

Anahtar kelimeler: Broyler, humat, karkas randımanı, performans, probiyotik

 

The effects of dietary humate and probiotic supplementation on performance of broiler

 

Summary: This experiment was carried out to determine the effects of the usage of humate (farmagulator  dryTM) and probiotic (protexinTM) in broiler rations on live weight gain, feed consumption, feed efficiency and carcass yield of broilers. A total of 285 daily Ross PM3 broiler male chicks were used in this experiment. They were divided into one control group and two treatment groups each containing 95 chicks. Each group was divided into five subgroups each containing 19 chicks. The rations of the first and second treatment groups were supplemented with 2.5 g/kg farmagulator  dryTM and 1.5 g/kg protexinTM, respectively. The experimental period lasted 42 days. At the end of the study there were no statistically differences among the groups in live weight, live weight gain, feed consumption, feed efficiency and carcass yield. Live weight gain of control group, the first and second treatment groups were found as 2152.8, 2098.1 and 2100.8 g, respectively during 42 days trial period. Feed consumption per one kg live weight gain of groups during trial were determined as 1.80, 1.80 and 1.81 kg, respectively. It is concluded that the supplementation of farmagulator  dryTM and protexinTM to the rations had no adverse effects on live weight gain, feed consumption, feed efficiency and carcass yield of broilers.

Key words: Broiler, carcass  yield, humate, performance, probiotic

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Üniv Vet Fak Derg, 50, 245, 2003

 

 

Kısa Bilimsel Çalışma / Short Communication

 

Bir köpekte yalancı erkek hermafrodizm olgusu

 

Ayhan BAŞTAN1, Örsan GÜNGÖR2, Yunus ÇETİN3

 

1Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara; 2Kafkas Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Kars; 3Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Van

 

 

Özet: Bu gözlemin materyalini, sahibi tarafından, vulva dudakları arasından dışarıya çıkıntı yapan bir kitlenin görülmesi şikayetiyle Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı kliniğine getirilen 6 aylık boxer ırkı bir köpek oluşturdu. Yapılan klinik ve histolojik muayenelere göre olgunun, köpeklerde nadir görülen yalancı erkek hermafrodizm olduğu anlaşıldı.

Anahtar kelimeler: Köpek, yalancı erkek hermafrodizm