Ankara
Üniv Vet Fak Derg, 51, 1-6, 2004
Horoz, erkek ördek ve güvercinde aorta descendens'in seyri ve dallanması üzerinde karşılaştırmalı makroanatomik araştırmalar*
İbrahim KÜRTÜL1,
R. Merih HAZIROĞLU2
1Kafkas Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Kars; 2Ankara
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi,
Anatomi Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu araştırmada üç farklı kanatlı türüne ait olan
horoz, erkek ördek ve güvercinde aorta descendens’in seyri ve dağılımı
karşılaştırmalı olarak incelendi. Çalışmada
Ankara yöresinden temin edilen ve erişkin olmak üzere 10 adet Leghorn
ırkı horoz, 10 adet yerli ördek ve 10
adet yabani güvercin kullanıldı. Materyaller damar içi latex enjeksiyonu ve
korozyon kast yöntemleri ile doldurularak diseksiyonları yapıldı. Araştırmada
üç farklı türe ait horoz, erkek ördek ve güvercinde aorta descendens’in seyri
ve vermiş olduğu dallar ortaya kondu.
Anahtar sözcükler: Aorta
descendens, güvercin, horoz, ördek
Comparative macroanatomical investigations on the pattern and branches of the descending aorta among the rooster, drake and pigeon
Summary: This research was conducted to observe
comparatively pattern of branching and distribution of the descending aorta in
rooster, drake and pigeon, each of which belongs to three different avian
orders. A number of 10 Leghorn roosters, 10 domestic drakes, and 10 pigeons,
all being mature and provided from Ankara region, were used in the study. The
materials were either injected with red-colored latex through the left
ventricule or corrosion casted with mono-
and polymethylmethacrylate (takilon). Pattern of branching and
distribution of the descending aorta in rooster, drake and pigeon, each of
which belongs to three different avian orders were documented comparatively.
Key Words: Descending aorta,
drake, pigeon, rooster
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 7-11, 2004
Gebe ineklerde uygulanan aşıların kolostrum ve buzağıda IgG konsantrasyonu üzerine etkileri*,**
1Kafkas Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Kars; 2Ankara
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu çalışmada, ineklerde gebeliğin ileri
dönemlerinde uygulanan aşıların kolostrum ve buzağı kan serumundaki IgG
seviyesi üzerine etkisi araştırıldı. Araştırmada hayvan materyalini 40 baş
Holstein ırkı inek ve bunlara ait 40 baş buzağı oluşturdu. Seçilen hayvanlar 20
baş uygulama ve 20 baş kontrol olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Uygulama grubundaki
inekler, inaktif Rota ve Coronavirus antijenleri ile E. coli bakteri toksoidini
içeren aşı (ScourGuard 3(K)) ile, gebeliğin son 1,5 ayında, 2 hafta arayla 2
kez kas içi yolla aşılandı. Doğum yapan ineklerden, doğumdan hemen sonra 5 ml
olmak üzere kolostrum alındı. Yeni doğan buzağıların ise yeterli kolostrum
alması sağlandı ve doğumdan 24 saat sonra vena jugularisten 10 ml kan toplandı.
Kan örnekleri 3000 devir/dakika hızında 10 dakika süresince santrifüj edildi ve
serumları çıkarıldı. Kolostrum ve serum örneklerinin IgG miktarı Single Radial
Immunodiffusion (SRID) yöntemi ile belirlendi. Buzağıların immun yapısının ortaya
konulması amacıyla, serum IgG seviyesine göre; IgG seviyesi 800 mg/dl veya daha
az olanlar, 800 mg/dl ile 1600 mg/dl arasında bulunanlar ve 1600 mg/dl’den
yüksek olanlar şeklinde 3 gruba ayrıldı. İneklerin kolostrumları ise
içerdikleri IgG konsantrasyonuna göre 3200 mg/dl’den altında, 3200-4800 mg/dl
arasında ve 4800 mg/dl’den fazla olmak üzere yine 3 grupta değerlendirildi.
Araştırma sonucunda, kontrol ve uygulama grubundaki ineklerin ortalama
kolostrum IgG düzeyleri sırasıyla 3542±1368 mg/dl ve 5500±1204,3 mg/dl idi
(P<0,0001). Ortalama IgG düzeyi, kontrol ve uygulama grubundaki buzağıların
serumunda sırasıyla 1495,5±556,3 mg/dl ve 2375±664,8 mg/dl olarak bulundu
(P<0,0001). Araştırma bulgularına göre, gebeliğin son 1/3’lük döneminde
yapılan aşı uygulamalarının kolostrum ve buzağı kan serumundaki IgG seviyesini
artırdığı sonucu ortaya çıkmıştır. Kolostrum antikor seviyesindeki artışın,
buzağının kan serumundaki antikor seviyesindeki artışla büyük ölçüde ilişkili
oduğu göze çarpmıştır.
Anahtar kelimeler: Aşılama,
buzağı, gebe inek, IgG, kolostrum, serum
Summary: In this study, the effects of vaccination on the
level of IgG in colostrum and calf blood was investigated when administered
late periods of pregnancy in cows. The study materials consisted of 40 cows and
40 calves belonging to their. The cows were selected among clinically healty
Holstein cows. Selected animals divided in to 2 groups; 20 cows and their calves
control group and 20 cows and their calves study group. Cows were
intramuscularly vaccinated with vaccines (ScourGuard 3(K)) containing inactive
Rota and Coronavirus antigens and E. coli bacterin toxoid twice in 2 weeks on
the last 1,5 month of pregnancy. Five ml of colostrum was collected,
immediately after the cows gave birth. The calves were made sure they had
enough colostrum and 10 ml of blood was collected from jugular vein after 24
hours from birth. Blood samples were santrifuged for 10 minutes with a speed of
3000 rpm and the serumen was separated. Later on, IgG level in serum and
colostrum was determined with Single Radial Immunodiffusion (SRID) method.
Calves were divided into 3 groups according to the serum IgG levels as follows;
The IgG level less then 800 mg/dl, between 800-1600 mg/dl and more than 1600
mg/dl. Cows were divided into 3 groups according to the colostrum IgG levels as
follows; Less than 3200 mg/dl, between
3200-4800 mg/dl and more than 4800 mg/dl. At the end of the study, the mean
colostrum IgG levels in control and study groups were 3542±1368 mg/dl and
5500±1204,3 mg/dl, respectively (P<0,0001). The mean serum IgG level in
control and study groups calves were 1495,5±556,3 mg/dl and 2375±664,8 mg/dl,
respectively (P<0,0001). According to the results, when vaccine is
administered in the last 1/3 of the pregnancy, it rises the IgG level in
colostrum and calf blood. It’s
remarkable that rise in colostrum antibody level is widely related to the rise
of antibody levels in blood of calves.
Key words: Calves, colostrum,
IgG, pregnant cow, serum, vaccination
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 13-17, 2004
İneklerde değişik yollardan ve farklı dozlarda uygulanan PGF2a’nın (Dalmazinâ) fertiliteye etkisi*
Abuzer K.
ZONTURLU1, Hakkı İZGÜR2
1Harran Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Şanlıurfa; 2Ankara
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Sunulan çalışmanın amacı ineklerde değişik
yollardan ve farklı dozlarda uygulanan PGF2a’nın fertilite parametrelerine etkisini ve uygulanan PGF2a programlarının pratikte kullanılabilirliliğini araştırmaktır. Çalışma
materyalini, Ankara Bala Tarım İşletmesi’ne ait postpartum 45-60. günler
arasında bulunan toplam 50 Holstein inek oluşturdu. Çalışmaya alınan grup
I’deki (n:10) ineklere intramusküler (im) yolla 0,150 mg, III. gruptaki (n:10)
ineklere ise 0,075 mg dozda intravulvosubmukozal (İVSM) yolla D-Cloprostenol
(PGF2a) enjekte edildi . Her iki
grupta da enjeksiyon sonrası gözlenen östruslarda sun’i tohumlama (ST) yapıldı.
Östrus göstermeyen ineklere ise ilk enjeksiyondan 14 gün sonra ikinci defa aynı
dozda ve aynı yolla PGF2a enjekte edilerek 48-72.
saatlerde ST yapıldı. Grup II’deki ineklere (n:10) 0,150 mg dozda im yolla,
Grup IV’deki (n:10) ineklere ise 0,075 mg dozda İVSM yolla 14 gün ara ile çift
PGF2a enjeksiyonu izleyen 48-72.
saatlerde östruslar izlenmeden ST yapıldı. Grup V ise kontrol (n:10) grubu
olarak ayrıldı. Çalışma gruplarındaki ineklerden PGF2a uygulamalarından hemen önce ve ST zamanında progesteron tayini için
kan alındı ve EIA ile nicel ölçümler yaptırıldı. İkinci PGF2a enjeksiyonundan sonra oluşan luteolizis oranı grup I ve II’de %100,
grup III ve IV’de ise %80 olarak bulundu. Uygulamadan sonra grup I’de %40, grup
III’de %50 oranında hayvanın östrusa
geldiği tespit edildi. Uygulama bitimi-östrusların görülme zamanı I ve III gruplar
için sırasıyla 3,25±1,25, 5,20±3,42 gün olarak saptandı. Bu östruslarda yapılan
ST’de %75 ve %40 oranında gebelik saptandı. Toplam gebelik oranı ise grup I ve
III’de %60, grup II ve IV’de %70 ve kontrol grubunda ise %50 olarak belirlendi.
Doğum gebe kalma aralığı en kısa I. grupta (68,66±14,33 gün) saptanırken, en
uzun kontrol grubunda (89,00±17,05 gün)
saptandı. Gebelik indeksleri grup I ve III’de 1,3., grup IV ve kontrol
grubunda 1,8 ve grup II’de ise 1,4 olarak saptandı. Yapılan çalışma sonucunda
hem im hemde İVSM enjeksiyonların seksüel senkronizasyon amacıyla
kullanılabileceği ve pratikte uygulama bakımından II ve IV. grupların daha
başarılı olduğu kanısına varılmıştır.
Anahtar sözcükler: Fertilite,
İnek, PGF2a uygulama programları, östrus
senkronizasyonu
Effects of PGF2a (Dalmazinâ) administered in different routes and various doses on fertility in cows
Summary: The aim of study was to evaluate the effect of administration of PGF2a different routes and various
doses on fertility parameters in cows and usebility of these PGF2a programs in practice. Material of the study was fifty Holstein cows
between days 45-60 pospartum belongs to Ankara Bala Tarım işletmesi. Cows in
grup I (n:10) were administered 0.150 mg PGF2a intramuscularly, cows in grup
III were (n:10) administrated reduced 0.075 mg doses of PGF2a intravulvosubmukozal (İVSM)
artificially inseminated at detected oestrus. Cows in which oestrus was not
detected were administered a second PGF2a same route and doses, 14 days after the first injection and
artificially inseminated at 48 and 72th
hours following the second administration. Cows in grup II (n:10) were
injected 0.150 mg, Cows in grup IV
(n:10) reduced 0.075 mg doses of PGF2a IVSM 14 days apart and artificially inseminated at 48 and 72th hours
following the without detetion of oestrus behaviors. The remaining cows (n:10)
were used as control grup. Blood samples of each animal were taken prior to PGF2a administrations and at the time of artificial insemination for P4
assays. The rates of luteolizis following the second PGF2a injection were 100% for I and II. grups, 80% for grups III and IV.
Oestrus detection rates following the treatments were 40% and 50% for grups I
and II, respectively. Intervals between the end of treatment and detection of
oestrus were found to be 3.25±1.25 days in grup I and 5.20±3.42 days for grup
III. These results did not reveal a statistically important difference
(p>0,05). Pregnancy rates achived by inseminations at detected oestrus were
75% and 40% for I and III grups, respectively. Total pregnancy rate were 60% in
grups I and III, 70% in grups II and IV and 50% in control grup. The
calving-pregnancy intervals were 68.66±14.33, 74.57±16.49, 69.50±20.21,
83.42±18.98 and 89.00±17.05 days for the grups I, II, III, IV and the control
grup, respectively. Pregnancy index were calculated as 1.3 in grups I and III,
1.8 in control grup and grup IV and 1.4 in grup II. It was found that, both im
and İVSM injections of PGF2a in the aim of sexuel
synchronization could be used and the fertility parameters obtained are close
to each other. In addition, treatments in grup II and IV are found to be more
profitable in practice.
Key words: Cows, Estrus
synchronization, Fertility, PGF2a administration programmes.
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 19-23, 2004
İneklerde geç
postpartum dönemde PRID ve CIDR-B ile PGF2a (İlirenâ) kombinasyonunun fertilite parametrelerine etkisi*
Cihan KAÇAR1,
Selim ASLAN2
1Kafkas Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Kars; 2Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Sunulan çalışmada, geç
postpartum dönemde bulunan ineklere
uygulanan PRID Spirali ve CIDR-B’nin fertilite parametrelerine olan etkileri ve
hormonal düzey (P4) farklılıklarının ortaya konması amaçlandı. Çalışma
materyalini Ankara Bala Tarım İşletmesinde postpartum 45-55. günler arasında
bulunan, Holstein ırkı 45 adet inek oluşturdu. İneklere PRID (Progesterone-
Releasing-Intravaginal-Device; 1,55 g Progesteron ve 10 mg Östradiolbenzoat )
ve CIDR-B (Controlled Internal Drug Release; 1,9 g Progesteron) intravaginal yolla uygulandı. İlk iki
uygulama grubu ve kontrol grubunun herbiri 15’er inekten oluştu. Çalışma ve
kontrol grubundaki ineklerden uygulamanın 0, 4, 8, 12. günleri, östrus ve
ovulasyon zamanında kan alındı. PRID ve CIDR-B’ nin çıkarıldığı gün 3,5 ml PGF2a (İlirenâ) i.v. yolla uygulandı. Östrus semptomu gösteren ineklerde rektal
palpasyon ile graaf follikülü tespit edilerek sun’i tohumlama yapıldı ve üçüncü
tohumlama sonrasına kadar alınan sonuçlar değerlendirildi. PRID uygulanan
ineklerin %53,3’ünde, CIDR-B uygulanan ineklerin %66,6’sında vaginal
suppurasyon saptandı. PRID ve CIDR-B gruplarında östrus semptomları %93,3
oranında gözlenirken, kontrol grubunda bu oran %66,6 olarak belirlendi.
Uygulama bitimi-östrus görülme zamanının PRID grubunda 2,5±1,3 gün, CIDR-B
grubunda 3,9±2,0 gün olduğu tespit edildi. Her iki grup arasındaki fark
istatistiksel yönden önemli bulundu (p<0,03). PRID, CIDR-B ve kontrol
grubunda gebelik oranları sırasıyla %66,6, %73,3 ve %40,0 olarak belirlendi.
Uygulama bitimi-gebe kalma aralığı PRID uygulananlarda 12,7±18,1 gün, CIDR-B
uygulananlarda 27,7±21,0 gün ve kontrol grubunda 23,0±11,3 gün olarak
belirlendi. Her iki grup arasındaki fark istatistiksel yönden önemli bulundu
(p<0.05). Gebelik indeksleri PRID, CIDR-B ve kontrol grubunda sırasıyla 1,3;
1,8 ve 1,7 olarak saptandı. Progesteron konsantrasyonu bakımından yapılan
değerlendirmede çalışma grubunda uygulamanın 0. gününden 12. gününe kadar belirlenen progesteron artışı istatistiksel
yönden önemsiz bulundu (p>0,05). Yapılan çalışma sonucunda her iki
uygulamanın seksüel senkronizasyon amacıyla kullanılabileceği ve elde edilen
fertilite parametrelerinin birbirine yakın olduğu saptandı.
Anahtar Sözcükler: CIDR-B, fertilite
parametreleri, inek, PGF2a, PRID
Effect of PRID
and CIDR-B in combination with PGF2a (İlirenâ) on fertility parameters of
cows in late postpartum period*
Summary: The aim of the study
was to evaluate the effects of PRID and CIDR-B on fertility parameters of cows
in late postpartum period and to find out the differences in hormone (P4)
levels. Forty-five Holstein cows, between days 45-55 postpartum from Ankara
Bala Tarım İşletmesi were used as material of the study. Cows were inserted
PRID (Progesterone- Releasing- Intravaginal- Device; 1.55 g Progesteron ve 10
mg Östradiolbenzoat ) or CIDR-B (Controlled Internal Drug Release; 1.9 g
Progesteron) intravaginally. Each group involved 15 cows. Blood samples were
taken on days; 0, 4, 8, 12, at oestrus and
immediately after ovulation from all cows. At the time of PRID and CIDR-B
removal, 3.5 ml PGF2a administered i.v. Cows
observed in behavioral oestrus were artificially inseminated and results until
after third inseminations were evaluated in all groups. Vaginal suppuration was
observed in 53.3% of cows in which PRID Spirals were inserted and 66.6% of cows
in which CIDR-B were inserted. While the percentage of oestrus detection was
93.3% for PRID and CIDR-B groups together, it was 66.6% in for control group.
It is found that intervals between the end of the treatment and time of
behavioral oestrus were 2.5±1.3 and 3.9±2.0 days in PRID and CIDR-B groups,
respectively. The difference between these two groups was statistically
important (p<0.03). Pregnancy rates obtained in PRID, CIDR-B and control
groups were 66.6%, 73.3% and 40.0%, respectively. Intervals between the end of
administration and conception were
12.7±18.1, 27.7±21.0 and 23.0±11.3 days for PRID, CIDR-B and control groups,
respectively. Pregnancy index were calculated as 1.3, 1.8 and 1.7 for PRID,
CIDR-B and control groups, respectively.
The increasing progesterone values from day 0 to 12 for PRID and CIDR-B
groups revealed a difference (p>0.05). In conclusion, both of PRID and
CIDR-B treatments could be used for sexual syncronization and their effects on
obtained fertility parameters are similar.
Key words: CIDR-B, cows,
fertility parameters, PGF2a, PRID
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 25-28, 2004
Afyon bölgesi kuyu sularında nitrat ve nitrit düzeylerinin belirlenmesi
Afyon Kocatepe Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı, Afyon
Özet: Bu çalışma, Afyon bölgesinden temin edilen 142 kuyu
suyu örneğinde nitrat ve nitrit düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Su
örneklerindeki nitrat ve nitrit düzeyleri spektrofotometrik yöntemle ölçüldü.
Kuyu sularında belirlenen ortalama nitrat düzeyi 243.61 ppm, nitrit düzeyi ise
0.63 ppm olarak belirlendi. Çalışma sonucunda, Afyon bölgesinde kullanılan kuyu
sularındaki nitrat ve nitrit düzeylerinin sağlık açısından sakınca
oluşturabilecek düzeylerde olduğu görülmüştür.
Anahtar kelimeler: Afyon,
kuyu suyu, nitrat, nitrit
Summary: This study was conducted to investigate the levels
of nitrate and nitrite in the 142 well water samples obtained from Afyon
region. Nitrate and nitrite levels in the samples were analysed by a spectrophotometric
method. The average nitrate and nitrite levels in the well water samples were
determined as 243.61 ppm and 0.63 ppm, respectively. In conclusion, it can be
shown that nitrate and nitrite levels can produce side effects in well water
samples used in Afyon region.
Key words: Afyon, nitrate,
nitrite, well water
Ankara
Üniv Vet Fak Derg, 51, 29-34, 2004
Sığır mastitislerinde Gram-pozitif ve Gram-negatif bakterilerin filtrasyon-boyama yöntemi ile çabuk tanısı
Adnan Menderes Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Aydın
Özet: Bu çalışmada, filtrasyon-boyama yönteminin klinik
ve subklinik mastitisli sütlerde Gram pozitif ve Gram negatif bakteri varlığını
belirlemedeki etkinliği incelendi. Filtrasyon tekniğinde, ayıraçla karıştırılan
sütler filtrasyon işlemlerinden geçirildikten sonra boyandı ve sonuçlar
değerlendirildi. Yöntemin minimal tanı limitlerini belirlemek için deneysel
olarak inokule edilen normal süt örneklerinde, filtrasyon yöntemi ile Gram
pozitif bakterilerin 8.96 x 105-3.80 x 106/ml ve Gram
negatif bakterilerin 6.56 x 105-8.40 x 105/ml miktarları
saptanabildi. İncelenen tüm bakteri türleri, filtrasyon yöntemi ile referens
Gram reaksiyonuna uygun sonuçlar verdi ve bakteri inokule edilmeyen kontrol süt
örneklerinde filtrasyon ile hatalı pozitif sonuç alınmadı. Yöntemin saha
performansını belirlemek için klinik mastitisli 66 ve subklinik mastitisli 52
süt örneği filtrasyon yöntemi ile ve bakteriyolojik olarak incelendi. İncelenen
klinik mastitis vakalarının %95.5’inde ve subklinik mastitis vakalarının
%86.5’inde kültür ile uyumlu sonuçlar alındı. Filtrasyon yöntemindeki hatalı
bulgular bakteri varlığının saptanamamasından veya boyanmadan kaynaklandı. Mastitis
belirtisi bulunmayan hayvanlara ait 30 süt örneğinden hatalı sonuç alınmadı.
Yöntemin klinik mastitislerdeki sensitivite ve spesifitesi, bakteri varlığını
saptama yönünden %96 ve %100, Gram pozitif-negatif ayırma yönünden %98-100;
aynı değerler için subklinik mastitislerde sırasıyla %85 ve %100, ve %93-100
olarak bulundu. Sonuçta, kolayca uygulanabilen ve kısa sürede sonuç veren
filtrasyon yönteminin, saha koşullarında özellikle klinik mastitislerin
etiyolojisi hakkında ön bilgiler verebileceği kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: çabuk
tanı, Gram negatif, Gram pozitif, mastitis, sığır, süt
Summary: In this study, the ability of a filtration-staining
method to detect Gram-positive and –negative bacteria in milk from cows with
mastitis was evaluated. The technique consisted of filtration of milk and
concentration of bacteria on filter, followed by staining and decoloration of
filter. In normal milks inoculated with several bacteria, to determine the
minimal detection limits of method, 8.96
x 105-3.80 x 106/ml of Gram-positive and 6.56 x 105-8.40
x 105/ml of Gram-negative bacteria could be detected. No
false-positive result was observed in uninoculated control milks. To evaluate
the performance of filtration method in mastitic milk, technique was applied to
66 samples from clinical mastitis and 52 samples from subclinical mastitis.
Filtration method correctly showed the presence of bacteria in 95.5% of
culture-positive milks with clinical mastitis, corresponding to a 96%
sensitivity. Bacteria were correctly detected in 86.5% of milk samples from
subclinical mastitis with filtration method, which corresponds to a sensitivity
of 85%. The test correctly identified all milk samples without the presence of
bacteria both in clinical and subclinical mastitis, corresponding to 100%
specificity. Gram-positive and -negative bacteria were correctly identified
with a sensitivity of 98 and 100% and specificity of 100 and 98%, in milk samples
from clinical mastitis. Sensitivity and specificity for predicting Gram
reaction were between 93 and 100 percent in samples from subclinical mastitis.
False-staining reactions were observed only in Gram-positive bacteria,
including two Streptococcus sp. and one Corynebacterium sp.. It was concluded
that filtration method may be used to make a quick decision for gross etiology
and treatment of clinical mastitis and with a lesser extent subclinical
mastitis, in field conditions.
Key words: bovine, Gram-negative,
Gram-positive, mastitis, milk, rapid diagnosis
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 35-40, 2004
Erciyes Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Kayseri
Özet: Bu çalışma, Ankara ve çevresindeki köpeklerde
filarial enfeksiyonların yayılışını tespit etmek amacıyla Kasım 2000-Ocak 2002
tarihleri arasında 0,5-3 yaş grubu 188, 4-6 yaş grubu 95 ve ≥ 7 yaş grubu
17 olmak üzere toplam 300 köpekte yapılmış ve Dirofilaria immitis’in prevalansı % 6,3 olarak saptanırken, diğer
filarial nematod enfeksiyonlarına rastlanmamıştır. Dirofilaria immitis enfeksiyonunun prevalansı en yüksek ≥7
yaş grubunda (% 17,7) görülmüş, bunu % 10,5 ile 4-6 yaş grubu ve % 3,2 ile
0,5-3 yaş grubu izlemiştir. 0,5-3 yaş grubu ile 4-6 ve ≥7 yaş grupları
arasındaki farklılık önemli bulunmuş (p<0,01), 4-6 yaş ve ≥7 yaş
grupları arasında ise istatistiksel bir fark gözlenmemiştir (p>0,05). Dişi
ve erkek köpeklerde enfeksiyon oranı benzer (% 6) bulunmuştur. Mikrofiler
saptanan kan örneklerinin mililitredeki yoğunluğu 6769 ± 2490 bulunmuş,
cinsiyete ve yaş guruplarına göre mikrofiler yoğunluklarında gözlenen farklılık
önemsiz bulunmuştur (p>0,05). Yerleşim yerleri içerisinde en yüksek
enfeksiyon oranı Kazan ilçesinde (% 40) saptanmış, bunu Batıkent (% 25) ve
Akyurt (%21,4) bölgeleri izlemiştir. Perifer kanda mikrofiler saptanması ve
identifikasyonunda membran filtrasyon ve asit fosfataz histokimyasal boyama
yöntemlerinin birarada kullanılmasının en uygun yöntem olduğu belirlenmiştir.
Anahtar Sözcükler:
Filariosis, köpek, mikrofiler, prevalans
Summary: This study was carried out between November
2000-January 2002 to determine the prevalence of filarial infections in dogs in
Ankara and vicinity. Blood samples from 300 dogs were submitted, 188 of which
obtained from 0.6-3 age group, 95 from 4-6 and 17 blood samples from ≥ 7 age group and the prevalence of
Dirofilaria immitis was determined as 6.3% whereas no other filarial species
were found in Ankara and vicinity. The highest prevalence of D.immitis
infections were observed in ≥7 age
group (17.65%), and this prevalence was
followed by 4-6 (10.53%) and 0.5-3 age
groups (3.19%). The difference between 0.5-3 age group and other age groups
(4-6 and ≥7 age groups) were found significant (p<0.01), whereas no
statistically difference was observed
between 4-6 and ≥7 age groups (p>0.05). The infection rates between
male and female groups were found similar (6%). The mean number of microfilariae
per infected dog was 6769±2490 per ml blood and the difference of microfilarial
density according to sex and age groups
were not found significant (p>0.05). Among the controlled regions,
the maximum infection rate was found in Kazan district (40%) followed by
Batıkent (25%) and Akyurt (21.4%). The combination of membrane filtration and
acid phosphatase histochemical staining is considered to be the best available
method for the detection and identification of microfilaria in peripheral
blood.
Key Words: Dog, filariosis,
microfilaria, prevalence
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 41-45, 2004
Kazan mezbahasında kesilen hayvanların kalın bağırsaklarında saptanan helmint türleri
Feride KIRCALI
Afyon Kocatepe Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Afyon
Özet: Bu çalışmada Ankara-Kazan mezbahasında kesilen 50
sığır, 50 koyun, 50 keçi ve 7 mandanın kalınbağırsakları incelenmiş, sığırların
% 42’si, koyunların % 66’sı, keçilerin % 96’sı çeşitli kalınbağırsak nematod
türleriyle enfekte bulunurken, mandalarda herhangi bir parazit türüne
rastlanmamıştır. Çalışmada 7 tür nematod saptanmış ve tür olarak Trichuris ovis, T.skrjabini, T.discolor,
Oesophagostomum radiatum, O.venulosum, Chabertia ovina ve Skrjabinema ovis tespit edilmiştir.
Sığırlarda 4 tür (T.ovis, O.venulosum,
O.radiatum, C.ovina), koyun (T.ovis,
T.skrjabini, T.discolor, O.venulosum, C.ovina) ve keçilerde (S.ovis, T.ovis, T.skrjabini, O.venulosum,
C.ovina) 5 tür nematod saptanmıştır. Toplanan parazit sayısı sığırda 173,
koyunda 727, keçide 10 054 bulunmuştur. Saptanan parazitlerin yayılış oranları
şu şekilde belirlenmiştir; Sığırlarda, T.ovis
% 28, O.venulosum % 12, O.radiatum % 8 ve C.ovina % 12, koyunlarda; T.ovis
% 58, T.skrjabini % 30, T.discolor % 4, O.venulosum % 8 ve C.ovina
% 14, keçilerde; S.ovis % 46, T.ovis % 64, T.skrjabini % 46, O.venulosum % 26 ve C.ovina % 48. Genel olarak
erkek ve dişi hayvanlardaki enfeksiyon oranı benzer bulunurken, sığır ve
koyunların gençlerinde, keçilerin ise yaşlılarında enfeksiyon daha fazla
görülmüştür.
Anahtar Sözcükler: Helmint,
kalınbağırsak, ruminant
Summary: Large intestines of 50 cattle, 50 sheep, 50 goat
and 7 buffalo slaughtered in
Ankara-Kazan abattoir were examined in this study. No, parasite species
were found in buffaloes whereas 42 % of cattle, 66 % of sheep, 96 % of goats
found to be infected with various large intestine nematod species. Trichuris ovis, T.skrjabini, T.discolor,
Oesophagostomum radiatum, O.venulosum, Chabertia ovina and Skrjabinema ovis, totally 7 nematode
species were determined during the study. Four nematod species for cattle T.ovis, O.venulosum, O.radiatum, C.ovina,
5 nematod species for sheep T.ovis,
T.skrjabini, T.discolor, O.venulosum, C.ovina and goat S.ovis, T.ovis, T.skrjabini, O.venulosum, C.ovina were observed.
Total parasite count in cattle, sheep and goat were 173, 727 and 10 054
respectively. The prevalence of parasites detected were found as follows; T.ovis 28 %, O.venulosum 12 %, O.radiatum
8 % and C.ovina 12 % for cattle, T.ovis 58 %, T.skrjabini 30 %, T.discolor
4 %, O.venulosum 8 % and C.ovina 14 % for sheep, S.ovis 46 %, T.ovis 64 %, T.skrjabini 46 %, O.venulosum
26 % and C.ovina 48 % for goat. No
significant difference were found between male and female animals for the
infection rates, whereas the infection rates were at higher levels for young
sheep and cattle and for the older goats detected.
Key words: Helminth, large intestine, ruminant
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 47-53, 2004
Yeni doğan buzağı ishallerine karşı ticari aşı ile aşılanan sığırlardan doğan yavrularda pasif bağışıklık düzeyi
Feray ALKAN1,
İbrahim BURGU1, Kezban CAN-ŞAHNA2, Can ÇOKÇALIŞKAN3
1Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Viroloji Anabilim Dalı, Ankara; 2 Erciyes
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Viroloji Anabilim Dalı, Ankara; 3
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Şap Enstitüsü, Ankara
Özet: Bu çalışmada, bir ticari aşı (ScourGuardâ(K),Pfizer) ile aşılanan sığırlarda BRV ve BCV spesifik bağışıklığın
düzeyi ile yeni doğanların enfeksiyonunda pasif
bağışıklığın rolü incelendi. Bu amaçla gebeliğinin 3. trimesterinde
bulunan 41 sığırdan 2 grup oluşturuldu.
Grup I’de bulunan sığırlara ticari aşı prospektüsüne göre aşı uygulandı.
Grup II ise kontrol grubu olarak değerlendirildi. Her iki gruptaki sığırlardan
aşı uygulamalarına paralel, doğum yaptıkları gün (1.gün) ve sonraki 3, 7, 14,
21 ve 28. günlerde kan, gaita ve kolostrum/süt (aşı uygulama dönemleri hariç)
örnekleri; yeni doğan buzağılardan doğum sonrası 3, 7, 14, 21, 28. günlerde kan
ve gaita örnekleri alındı. Kan
ve kolostrum/süt örnekleri BRV ve BCV spesifik antikorlar yönünden
mikronötralizasyon, gaita örnekleri BRV ve BCV antijeni yönünden ELISA ile
kontrol edildi. Elde edilen verilere göre, aşı uygulanan ve aşı uygulanmayan
sığırlara ait kan serumu ve kolostrum/süt örneklerindeki antikor seviyeleri ile yeni doğan buzağıların
pasif bağışıklık düzeyi ve enfeksiyona
maruz kalma oranları karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Aşı uygulamasını
takiben erişkin sığırlarda aşı etkenlerine spesifik antikor yanıtında belirgin
bir artış saptanamadı. Ancak aşı uygulanan ve aşı uygulanmayan annelerden doğan
buzağılarda enfeksiyona maruz kalma oranlarının
sırasıyla %30.0 ve %54.5 olduğu belirlendi.
Anahtar kelimeler: Aşı, coronavirus, maternal bağışıklık,
rotavirus, sığır.
Summary: In this study, the level of the BRV and BCV
specific immunity in cows which vaccinated with a commercial vaccine
(ScourGuardâ(K),Pfizer) and the role of
the passive immunity in newborns’ infections were investigated. For this aim
two groups were organised from 41 cows in their 3rd trimaster of
pregnancy. Group I cows were vaccinated according to the prosedure of the
commercial vaccine. Group II cows were used as a control . At the time of the
vaccination, at the calving day (1st day) and at 3,7,14,21 and 28th
days after calving, blood, feces and colostrum/milk (except vaccination period)
samples from cows in each group; from newborn calves at 3,7,14,21,28th
days after birth blood and feces samples were collected. Blood and
colostrum/milk samples were controlled for the presence of BRV and BCV
antibodies using microneutralisation technique. Feces were tested for BRV and
BCV antigen by ELISA. The antibody titers in blood sera and colostrum/milk from
cows, levels of the passive immunity of newborn calves and the infection rates
of calves were evaluated comparatively for Group I and II cows, their calves. Data
shown that following the vaccination no remarkable specific antibody increase
against vaccine antigens (BRV and BCV) was detected in cows. However the
infection rate of calves born from vaccinated and unvaccinated cows were 30.0%
and 54.5%, respectively.
Key words: Cattle,
coronavirus, maternal immunity, rotavirus, vaccine.
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 55-62, 2004
Pamuk tohumu
küspesinin tannik asit ve lignosülfonat ile muamelesinin koçlarda bazı besin
maddelerinin sindirilme derecesi ve rumende parçalanma özellikleri üzerine
etkisi*
1Erciyes Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı,
Kayseri; 2Ankara
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme
Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara.
Özet: Araştırma, pamuk tohumu küspesinin farklı düzeylerde tannik asit ve lignosülfonat ile muamele edilmesinin koçlarda bazı besin maddelerinin sindirilme derecesi ve rumende parçalanma özellikleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla iki ayrı deneme halinde yürütülmüştür. Pamuk tohumu küspesi % 3, 6 ve 9 düzeyinde tannik asit, % 5 ve 10 düzeyinde lignosülfonat ile muamele edilmiştir. Birinci denemede, 1.5 yaşlı ortalama 66.5 kg canlı ağırlığında altı baş merinos ırkı koç kullanılarak küspe örneklerinde dışkı toplama yöntemi ile kuru madde, organik madde, ham protein, ham selüloz ve azotsuz öz madde sindirilme dereceleri belirlenmiştir. Pamuk tohumu küspesinin % 3, 6 ve 9 düzeylerinde tannik asit ile muamelesi in vivo ham besin madde sindirilme derecesini olumsuz yönde (p<0.01) etkilemiştir. Küspenin % 5 ve 10 düzeyinde lignosülfonat ile muamelesi de ham protein sindirilme derecesinin azalmasına (p<0.01) yol açmıştır. İkinci denemede, rumen fistülü açılmış 4 baş ergin merinos koçu kullanılarak, küspe örneklerinin rumende kuru madde, organik madde ve ham protein parçalanma özellikleri tespit edilmiştir. Rumende kuru madde, organik madde ve ham protein maksimum potansiyel parçalanma değerleri % 3 ve 6 tannik asit muamelesi ile değişmezken % 9 tannik asit muamelesi ile yükselmiştir. Ham proteinin rumende etkin parçalanma değeri pamuk tohumu küspesinin % 3, 6 ve 9 düzeylerinde tannik asit ve % 5 düzeyinde lignosülfonat muamelesi ile azalmıştır. Sonuç olarak; pamuk tohumu küspesinin % 3, 6 ve 9 düzeylerinde tannik asit ile % 5 ve 10 düzeylerinde lignosülfonat ile muamele edilmesi in vivo ham protein sindirilme derecesini olumsuz yönde etkilediğinden pamuk tohumu küspesinin bu düzeylerde tannik asit ve lignosülfonat ile muamele edilerek kullanılmasının uygun olmayacağı kanısına varılmıştır.
Anahtar kelimeler:
Lignosülfonat, pamuk tohumu küspesi, rumende parçalanma özellikleri, sindirilme
derecesi, tannik asit
The effects of tannic acid and lignosulfonate treatments of cottonseed meal on the digestibility and rumen degradability characteristics of some nutrients in rams
Summary: This study was carried out in two separate experiments to determine the effects of tannic acid and lignosulfonate treatments of cottonseed meal on the digestibility and rumen degradability characteristics of some nutrients in rams. Cottonseed meal was treated with 3, 6 and 9 % tannic acid, 5 and 10 % lignosulfonate. In the first experiment, digestibility coefficients of dry matter, organic matter, crude protein, crude fibre and nitrogen free extract of cottonseed meal samples were determined by a faeces collection method using 6 merino rams aged 1.5 years and weighing 66.5 kg. Tannic acid treatments of cottonseed meal at the level of 3, 6 and 9 % had negative effect on in vivo crude nutrient digestibility. Crude protein digestibility values were decreased (p<0.01) by the treatment of 5 and 10 % lignosulfonate of cottonseed meal. In the second experiment four ruminally cannulated mature merino rams were used to measure the rumen degradability characteristics of dry matter, organic matter and crude protein of meal samples. Maximum potential degradability values of dry matter, organic matter and crude protein were not affected by 3 and 6 % tannic acid but were increased by 9 % tannic acid. Rumen effective crude protein degradability values were decreased by 3, 6 and 9 % tannic acid and 5 % lignosulfonate treatment. As a result, the usage of cottonseed meal treated tannic acid at the level of 3, 6 and 9 % and lignosulfonate at the level 5 and 10 % was not convenient because the treatment of meal with tannic acid and lignosulfonate at these levels had adversely effect on in vivo crude protein digestibility.
Key words: Cottonseed meal,
digestibility, lignosulfonate, rumen degradability characteristics, tannic acid
Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 63-69, 2004
Hande ÖZÇELİK1,
Sakine YALÇIN2
1Mis Tav Ltd Şti, Ankara; 2Ankara
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları
Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu araştırma, rasyonlara L-karnitin ve sodyum
humatın birlikte veya ayrı katılmalarının broylerlerde bazı verim özellikleri
üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada toplam 288 adet günlük Ross 308
erkek broyler civciv kullanılmıştır. Araştırma her biri 72’şer civcivden oluşan
1 kontrol, 3 deneme olmak üzere toplam 4 grup halinde yürütülmüştür. Grupların
her biri 18 adet civciv içeren 4 tekrar grubuna ayrılmıştır. Birinci, ikinci ve
üçüncü deneme grupları rasyonlarına sırasıyla 100 mg/kg L-karnitin, 2.5 g/kg
sodyum humat ve 100 mg/kg L-karnitin+2.5 g/kg sodyum humat ilave edilmiştir.
Araştırma 42 gün sürdürülmüştür. Araştırma sonunda gruplar arasında canlı
ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı,
mortalite, karkas ağırlığı, karkas randımanı, taşlık ağırlığı ve abdominal yağ
ağırlığı bakımından istatistik açıdan bir farklılık görülmemiştir. Rasyonlarda
L-karnitin, sodyum humat ve L-karnitin+sodyum humat bulunması, 42 günlük
araştırma süresince canlı ağırlık artışını kontrol grubuna göre sırasıyla
%5.20, 5.55 ve 3.72 düzeyinde arttırmış, bir kg canlı ağırlık artışı için
tüketilen yem miktarını ise sırasıyla %6.10, 1.41 ve 6.10 düzeyinde azaltmıştır
(p>0.05). Rasyonlarda L-karnitin bulunan grupta karaciğer ve yürek ağırlığı
kontrol grubuna göre daha düşük (p<0.05) bulunmuştur. Sonuç olarak broyler
rasyonlarına L-karnitin ve sodyum humatın birlikte ve ayrı katılmalarının canlı
ağırlık artışı, yemden yararlanma, karkas randımanı ve bazı kesim özellikleri
üzerine olumsuz bir etkisi gözlenmemiştir.
Anahtar kelimeler: Broyler,
sodyum humat, karnitin, verim özellikleri
Summary: This experiment was carried out to determine the
effects of the usage of L-carnitine and sodium humate alone or in combination
in broiler rations on some productive characteristics. A total of 288 daily
Ross 308 broiler male chicks were used in this experiment. They were divided
into one control group and three treatment groups each containing 72 chicks.
Each group was divided into four replicate groups each containing 18 chicks.
The rations of the first, second and third treatment groups were supplemented
with 100 mg/kg L-carnitine, 2.5 g/kg sodium humate and 100 mg/kg
L-carnitine+2.5 g/kg sodium humate, respectively. The experimental period
lasted 42 days. At the end of the study there were no statistically differences
among the groups in live weight, live weight gain, feed consumption, feed
efficiency, mortality, carcass weight, carcass yield, gizzard weight and abdominal
fat weight. However, the inclusion of L-carnitine, sodium humate and
L-carnitine+sodium humate in the rations increased the weight gain by 5.20,
5.55 and 3.72%, and decreased the feed consumption per one kg weight gain by
6.10, 1.41 and 6.10% compared to control group, respectively during 42 days
trial period (p>0.05). The values for liver weight and heart weight of
groups fed rations containing L-carnitine were lower than that of the control
group (p<0.05). As a result, the usage of L-carnitine and sodium humate
alone or in combination in the rations had no adverse effects on live weight
gain, feed efficiency, carcass yield and some slaughtering characteristics.
Key words: Broiler,
carnitine, sodium humate, productive characteristics
Ankara
Üniv Vet Fak Derg, 51, 71-73, 2004
Kısa Bilimsel
Çalışma / Short Communication
Kızıl tilkide
(Vulpes vulpes) os penis'in anatomisi
M. Erdem
GÜLTİKEN, Dinçer YILDIZ, Durmuş BOLAT
Kırıkkale Üniversitesi
Veteriner Fakültesi Morfoloji Anabilim Dalı, Kırıkkale
Özet: Bu araştırma kızıl tilki os penis’inin anatomik
özelliklerini belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışmada Kırıkkale Üniversitesi
Veteriner Fakültesine ölüm nedeninin saptanması amacıyla getirilen iki kızıl
tilkiye ait os penis incelendi. Kızıl tilki os penis’inin anatomik özelliklerinin
takımın diğer üyelerinden olan köpeklerle benzerlik gösterdiği ve özellikle
Alman kurt köpeğinin bir modeli olduğu belirlendi.
Anahtar kelimeler : Anatomi,
kızıl tilki, os penis
The anatomy of os penis in red fox (Vulpes vulpes)
Summary: This study was performed to determine the anatomic
properties of os penis of the red fox. In this study, os penis from two red
foxes that were brought to Kirikkale University Veterinary School to find out
the cause of their death was investigated. It was found that anatomic
properties of os penis of the red fox was similar to that of the dog, which is
also a member of the same genus. Os penis of the red fox can be considered as a
model of that of the German shepherd dog.
Key words: Anatomy, red fox,
os penis