Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 79-82, 2004
İngiliz atında arteria ophthalmica externa’nın çıkış, seyir ve dallanması
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Araştırma ile İngiliz atında bulbus oculi’nin vaskularizasyonunu sağlayan a. ophthalmica externa’daki farklılıkların tespit edilmesi amaçlandı. Çalışmada erkek dört adet ergin İngiliz atı kullanıldı. Bulbus oculi ekvator kısmından anterior ve posterior olarak ikiye ayrıldığında posterior kısmında anterior kısma kıyasla kan damarlarının daha fazla olduğu gözlendi. A. ophthalmica externa üzerinden ayrılan a. lacrimalis ile a. supraorbitalis’in ortak damar kökünün farklı noktalardan ayrıldığı saptandı. Dördüncü materyalde a. ophthalmica externa ile a. ophthalmica interna arasındaki ramus anastomoticus cum. a. ophthalmica interna’nın sol tarafta bulunmadığı görüldü. A. ciliaris anterior dorsalis genelde ikiye ayrıldığı halde birinci materyalde üçe, dördüncü materyalde de beş ayrı dala ayrılarak bulbus oculi’ye girdiği belirlendi. Kullanılan materyallerde yaş ve cinsiyet farkı olmadığı halde bulbus oculi’nin vaskula-rizasyonunda varyasyonların olduğu tespit edildi.
Anahtar kelimeler: Anatomi,
arteria ophthalmica externa, İngiliz atı, vaskularizasyon
Summary: The aim of this study was to establish the
differences of the external ophtalmic artery which provided the
vascula-rization of the eyeball in English horse. Four adult male English horse
were used in this study. It was found that the common branch of lacrimal and supraorbital artery exits from
different spots on external ophtalmic artery. Anastomatic branch that takes
place between internal and external ophtalmic artery was shown in all materials
except one samples. In that sample this anastomotic branch could not be
observed on the left side. The dorsal anterior ciliar artery was divided usually into two branches while
it was gaven three branches in first material and five branches in fourth
material. Although there was no age or gender differences in the samples,
variations of vascularization of the eyeball was noted.
Key words: Anatomy, English
horse, external ophthalmic artery, vascularization
Harran Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, Şanlıurfa
Özet: Bu araştırma Şanlıurfa yöresinde yetiştirilen Kilis
keçilerinin bazı hematolojik ve biyokimyasal değerlerini belirlemek amacıyla
yapıldı. Materyal olarak altı aylık oğlaklardan 71 ve üç yaşlı
ergin keçilerden 95 olmak üzere toplam 166 Kilis keçisi kullanıldı.
Hayvanlar yaş gruplarına ayrılarak kan alındı. Alınan kan örneklerinde alyuvar
ve akyuvar sayısı, hemoglobin miktarı,
hematokrit değer ve akyuvar tiplerinin yüzde oranları belirlendi. Ayrıca
ortalama alyuvar hacmi, ortalama alyuvar hemoglobini ve ortalama alyuvar
hemoglobin derişimleri hesaplanarak bulundu. Bunun yanında, plazma örneklerinde
toplam plazma proteinleri, glikoz düzeyi, inorganik fosfor miktarı, sodyum,
potasyum ve toplam kalsiyum miktarı tespit edildi. Kilis keçilerinde birim
hacimdeki alyuvar sayısının diğer ırklara oranla daha fazla olduğu, ancak bunun hücrelerin hacmindeki azalma ile uyumlu olduğu
görülmüştür. Bunun Kilis keçilerinin yüksek rakımdaki düşük oksijene karşı
adaptasyonuna bağlı olabileceği gibi, ırka bağlı bir özellikten kaynaklanmış
olabileceği de düşünülmektedir. Ayrıca,
iki grup karşılaştırıldığında total protein ve glikoz miktarlarının p<0.05 düzeyinde önemli olduğu belirlendi.
Anahtar kelimeler:
Biyokimyasal parametreler, kan, Kilis
keçisi.
Summary: The aim of this study is to examine the
haematological and biochemical parameters of Kilis goats located in Sanliurfa.
The investigation covers 166 healthy goats aged between six months (71 goats)
and three years old (95 goats). The blood samples from each group were analysed
for erythrocyte and leukocyte counts, haemoglobin concentration, haemotocrit
values, and percentage rates of
leukocyte types. Mean corpuscular
volume, mean corpuscular hemoglobin and mean corpuscular haemoglobin
concentration were then calculated for
each sample. In addition, total plasma proteins, plasma glucose, inorganic phosphorus, sodium, potassium and
total calcium levels were determined. Compared to other races, Kilis goat was found to have more red cells
per unit volume which, however, is in accord with reduction in cell volume.
This may be attributed to adaptation to lower oxygen levels at high altitudes,
as well as to a breed-depending feature. In addition, when both groups were
compared, total protein and glucose levels were determined to have a
statistical significance level of p<0.05.
Key words: Biochemical
parameters, blood, Kilis goat
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu çalışmada
Ankara İli ve çevresine ait 3 alabalık çiftliğinden temin edilen 105 gökkuşağı alabalığına ait deri, solungaç ve bağırsak içeriği ile birlikte, 21 yem ve
21 su örneği olmak üzere toplam 357 adet örnek Salmonella spp.’nin varlığı
yönünden incelendi. Analiz bulguları sonucunda 105 alabalığa ait bağırsak
içeriği örneklerinin ikisinde (% 1,9) Salmonella spp. pozitif bulunurken, 105
deri örneği ve 105 solungaç örneğinde Salmonella spp.’ye rastlanamadı.
Çalışmada Salmonella spp.’nin mevsimsel olarak prevalansı incelendiğinde
Salmonella spp.’nin Mart ayında izole edildiği görüldü. Yapılan tiplendirme
çalışmaları sonucu bağırsaktan izole edilen iki Salmonella serotipinden birinin
S. Infantis (6,7:r:1,5) diğerinin de S.
Virchow (6,7:r:1,2) olduğu tespit edildi. Çalışmada alabalık çiftliklerinden
temin edilen 21 yem ve 21 su örneğinde Salmonella spp. izole edilemedi.
Anahtar kelimeler: Alabalık,
S. Infantis, S. Virchow.
Summary: In this study, total of 357 samples including skin,
gill and intestine content of 105 rainbow trout, 21 feed and 21 water samples
assured from 3 rainbow trout farms in Ankara city and around were analyzed for
Salmonella spp. Two of intestine content samples (1,9 %) were found positive
for Salmonella spp. whereas no Salmonella spp. were found in skin and gill
samples of 105 rainbow trout. Examing the seasonal prevelance of Salmonella it
was observed that Salmonella was isolated in March. As a result of serotype
determination two Salmonella serotypes were isolated from intestines; one
determined as S. Infantis (6,7:r:1,5) and the other one is S. Virchow
(6,7:r:1,2). No Salmonella spp. were isolated from 21 feed and
21 water samples assured from rainbow trout farms.
Key words: Rainbow trout, S. Infantis, S. Virchow.
Department of Surgery,
Faculty of Veterinary Medicine, Afyon Kocatepe University, Afyon
Summary: In this study, it was evaluated the effectiveness
of hoof boot on the treatment of digital and interdigital dermatitis. A total
of 80 Friesian-Holstein cows were divided into two groups, each consisting of
40 cows. Group I (GI) contained cows suffering from digital dermatitis whereas
group II (GII) contained cow with interdigital dermatitis. GI was further
divided into four subgroups; in GI-a (n=10) feet were sprayed with oxytetracycline
and hoof boot was applied; in GI-b (n=10) feet were sprayed with only saline
solution and hoof boot was applied. Whereas in GI-c (n=10) lesions were left
open and sprayed with oxytetracycline; in GI-d (n=10) lesions were left open
and only saline solution was applied. GII (n=40) was also divided into 4
subgroups as for GI. Lameness disappeared in GI-a and GII-a within 3 days and
healing of lesions occurred between 9 and 14 days after single application. In
GI-b and GII-b lesions persisted and two more applications required. Healing in
these groups occurred within 21-29 days. Differences between groups were
statistically significant (p<0.01). Therefore, it was concluded that use of
hoof boot adjacent to the treatment of digital or interdigital dermatitis has
dramatically improved the healing process.
Key words: Cattle, hoof boot,
lameness, treatment
Özet: Bu çalışmada sığırlarda ayak çizmesinin digital ve
interdigital dermatitis’in sağaltımındaki etkisi araştırıldı. Toplam 80 adet
Friesian-Holstein süt ineği çalışmaya dahil edildi. Herbiri 40 inekten oluşan
iki gruba ayrıldı. Grup I’i digital dermatitisli, grup II’yi interdigital
dermatitisli inekler oluşturdu. Grup I (GI) tekrar 4 alt gruba ayrıldı; GI-a’da
(n=10) bulunanlara ayak çizmesi giydirilip oxytetrasiklin uygulanirken
GI-b’dekilere (n=10) ayak cizmesi giydirilip sadece serum fizyolojik tatbik
edildi. G-Ic’de (n=10) ise lezyon acık bırakılıp sadece oksitetrasiklin uygulandı,
G-Id sadece serum fizyolojik ile muamele edildi. G-II’deki (n=40) ineklerde
aynı grup I’dekiler gibi alt gruplara ayrılıp işlem yapıldı. GI-a ve GII-a’da
topallık ortalama 3 gun icerisinde duzelirken lezyonların ortalama 9-14 gün
içerisinde tek uygulamayı izleyerek iyileştiği görüldü. GI-b ve GII-b’de ise
iyileşme 21-29 gün içerisinde 2 uygulamadan sonra gozlendi. Gruplar arası
farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.01). Sonuç olarak
enfeksiyöz karakterli parmak hastalıklarında yaygın olarak uygulanan
oksitetrasiklin sağaltımında ayak çizmelerinin kullanımının lezyonların
iyileşmesini dramatik olarak hızlandırdığı gözlendi.
Anahtar kelimeler: Ayak
çizmesi, sağaltım, sığır, topallık
Köpeklerdeki malign meme tümörlerinin operasyona ek olarak uygulanan Baypamun® ile tedavisi
Ankara Üniversitesi Veteriner
Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı
Özet: Sunulan çalışmada, malign meme tümörü bulunan
köpeklerde unilateral mastektomi operasyonuyla birlikte gerçekleşti-rilen
immunoterapinin, yeni tümör oluşumu üzerine etkisinin araştırılması
amaçlanmıştır. Birinci gruptaki 10 hayvana preoperatif 2 gün Baypamun®
uygulanıp komple unilateral mastektomi ile kitle uzaklaştırıldı. Postoperatif
dönemde ise enjeksiyonlar 1., 3., 5., 8. günlerde, takiben 1., 2., 3., 4., 5.,
6. aylarda tekrarlandı. Kontrol grubundaki 10 köpekte ise sadece operasyon
uygulanıp tedavi uygulanmadı. Baypamun®
uygulanan 10 olgudan 3'ünde yeni tümör oluşumları ve uzaklaştırılmayan
zincirde bulunan tümörlerde büyüme gözlendi. İlk klinik muayenede belirlenen
lenf düğümü büyümeleri geriledi. Sadece komple unilateral mastektomi yapılarak
tedavi edilen kontrol grubundaki köpeklerde, 10 olgudan altısında yeni tümörler
oluştu ve bu 6 hayvandan ikisinde akciğerlerde de odaklar belirlendi. Yapılan
çalışmada malign tümörlerde sadece unilateral mastektomi operasyonuyla
tedavinin yeni tümör oluşumlarının önlenmesinde ve lenf düğümündeki büyümelerin gerilemesinde etkili
bir yöntem olmadığı, yeni tümörlerin oluşumunun engellenmesinde immun sistemi
uyarıcı bir ilaç olan Baypamun® 'un etkili olduğu gözlenmiştir.
Anahtar kelimeler : İmmunoterapi, köpek, meme tümörü
The use of
Baypamun® together with operation for the treatment of malign
mammary tumours in bitches
Summary: The objective of the present study was to research
the effects of immunotherapeotic treatment applied together with the operation
on the formation of new masses in dogs with malign mammary tumours. In the 1st
group, Baypamun® solution has
been applied for two days before the operation, then comple unilateral
mastectomy has been performed, the injections were repeated at the 1st,
3rd, 5th, 8th days and 1st, 2nd,
3rd, 4th, 5th, 6th months of
postoperative period. In the control group, only comple unilateral mastectomy
has been carried out. In the Baypamun® group, the new tumour
formations have been determined on 3 cases of 10 animals. The masses on the
other chain of mammary glands that has not been extirpated have become bigger.
The lymph node involvements observed on the first examination were regresssed.
In the control group in which the dogs were treated only with comple unilateral
mastectomy the new tumour formations have been observed in 6 cases of 10 dogs
and the lung metastasis were determined in 2 cases. In the study, it has been
concluded that only unilateral mastectomy is not a sufficient treatment for the
prevention of new tumour formations and for the regression of lymph node
involvment. On the other hand Baypamun applied with the operation was found to
be effective for the treatment of malign mammary tumours in the bitch.
Key words : Canine,
immunotherapy, mammary tumours
İshalli buzağılarda metabolik asidozisin ve sağaltımda kullanılacak sodyum bikarbonat miktarının mikro CO2 sistemi ve kan gazı analizörü ile saptanması*
Arif KURTDEDE,
M. Kazım BÖRKÜ, A. Arda SANCAK, Selçuk PEKKAYA,
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Ankara
Özet: İshalli 21 buzağıda mikro CO2 sistemi ve
kan gazı analizörü kullanılarak sırasıyla venöz kan serumu total karbondioksit
ve venöz kan bikarbonat değerleri ile metabolik asidozisin şekillenip
şekillenmediği saptandı. Buzağılara verilecek sodyum bikarbonat miktarı her iki
yöntem kullanılarak hesaplandı. Mikro CO2 sistemi ve kan gazı analizörü ile
ölçülen bikarbonat değerleri arasında istatistiksel bir fark belirlenmedi ve
%75 korelasyon saptandı (r= 0,758). Sonuç olarak, ishalli buzağılara verilecek
sdyum bikarbonat miktarının mikro CO2 sistemi ile hesaplanmasının
basit ve güvenilir bir yöntem olduğu kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Buzağı,
ishal, kan gazı analizörü, mikro CO2 sistemi
Determination of metabolic acidosis and sodium bicarbonate requirement by a micro CO2 system and a blood gase analyser in diarrheic calves
Summary: Blood serum total carbondioxide and venous blood
bicarbonate values and the presence of metabolic acidosis were determined by a
micro CO2 system and a blood gase analyser respectively in 21
diarrheic calves. The requirement of sodium bicarbonate given to diarrheic
calves was calculated by using both methods. There were no statistically
significant differences and 75 % correlation (r=0.758) for the values of
bicarbonate between the micro CO2 system and blood gase analyser. As
a result, it was concluded that micro CO2 system was a simple and a
safe method for estimating the requirement of sodium bicarbonate for diarrheic
calves.
Key words: Blood gase
analyser, calf, diarrhea, micro CO2
system
Kedi ve köpeklerde sistitis’in tanısında çift kontrast sistografi tekniğinin kullanımı ve tedavide enrofloksasin’in etkinliğinin araştırılması
Aslan
KALINBACAK1, Öznur ATALAY2, Ali Haydar KIRMIZIGÜL3,
Didem NOYAN4, M. Çağrı KARAKURUM5
1Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Ankara; 2Erciyes Üniversitesi, Veteriner
Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Kayseri; 3Kafkas Üniversitesi, Veteriner
Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Kars;
4Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Radyoloji Bilim
Dalı, Ankara; 5Akdeniz
Üniversitesi , Veteriner Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Burdur
Özet: Bu çalışmada sistitisin tanısında çift kontrast
sistografinin yararlılığı ve tedavisinde enrofloksasinin etkinliğinin
araştırılması amaçlandı. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıklar
Anabilim Dalı Kliniği’ne idrar yapma düzensizlikleri ile getirilen 6’sı kedi,
8‘i köpek toplam 14 hayvan araştırmanın materyalini oluşturdu. Anamnez
bilgileri, klinik ve bazı laboratuvar bulguları sonucu sistitis tanısı konulan
olguların çift kontrast sistografi tekniği ile
radyogramları alındı. Bu teknik ile idrar kesesindeki lokal veya yaygın
duvar kalınlaşmaları ve dolma defektleri belirlendi. Sistosentez ile alınan
idrar örneklerinin uygun besi yerlerinde kültürleri yapıldı. Sekiz köpeğin
5’inde (%62) E.coli, 2’sinde (%25) Proteus spp ve 1’inde (%12) Klebsiella spp.
üredi. Altı kediden 4’ünde (%66), E.coli ürerken 2’sinde üreme olmadı.
Antibiyogram sonuçları doğrultusunda tüm hayvanlar enrofloksasin ile
antibiyotik tedavisine alındı. Ayrıca tedavi C vitamini ile desteklendi.
Yapılan tedavi sonucu 6 kedinin tümü (%100) ve 8 köpekten 5’i, 7 gün, 1’i, 11
gün ve 2’si 14 gün süren tedavi sonucu tamamen iyileşti. Tedavinin
bitirilmesinden iki hafta sonra tekrarlanan kültür sonuçlarında herhangi bir
bakteri üremesinin olmaması tedavinin etkinliği ortaya koydu. Sonuç olarak,
kedi ve köpeklerde çift kontrast sistografi tekniği ile sistitislerin
tanılarının kolaylıkla yapılabileceği belirlendi. Ayrıca sistitis olaylarında
en fazla E.coli’nin üremesi, bu ve diğer etkenlerin enrofloksasine duyarlılık
göstermeleri nedeniyle kültür ve antibiyogram yapılma olanağı bulunmayan
sistitis olgularında antibiyotik olarak enrofloksasinin öncelikle tercih
edilmesinin yararlı olacağı kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Çift
kontrast sistografi, enrofloksasin, kedi, köpek, sistitis,
The use of the double contrast cystography technique in the diagnosis of cystitis in cats and dogs and the efficacy of treatment with enrofloxacin
Summary: The aim of this study was to assess the usefulness
of the double contrast cystography technique in the diagnosis of cystitis and
the efficacy of enrofloxacin in treatment. A total of 14 animals, namely 6 cats
and 8 dogs, brought to the clinic of The Department of Internal Medicine,
Faculty of Veterinary Medicine, Ankara University, constituted the material of
this research. Radiograms taken by the double contrast cystography technique
were examined in cases in which cystitis was diagnosed according to anamnesis
together with clinical and laboratory signs. By means of this technique, local
and diffused thickening of the wall of the urinary bladder and defects related
to filling of the urinary bladder were able to be determined. Urine samples
collected by cystosynthesis were cultured in appropriate mediums. Culture
results revealed the proliferation of E. coli in 5 (62%), Proteus spp. in 2
(25%) and Klebsiella spp. in 1 (12%) of 8 dogs. On the other hand, among the
samples collected from 6 cats, 4 (66%) displayed proliferation of E. coli
whereas no proliferation was observed in 2. All animals were administered
antibiotic therapy with enrofloxacin according to antibiogram results. Therapy
was enhanced by means of Vitamin C administration. Following treatment, all 6
cats (100%) and 5 of the 8 dogs recovered on the fifth day whereas 1 dog and 2
other dogs recovered on the eleventh and fourteenth days, respectively. The
observation of no bacterial proliferation in cultures prepared from urine
samples collected two weeks after the treatment programme was accomplished,
provided evidence for the efficacy of the treatment method. In conclusion, it
has been assessed that cystitis could be easily diagnosed in cats and dogs by
use of the double contrast cystography technique. Due to the proliferation of
mainly E.coli in cystitis cases and the sensitivity of other causative agents
to enrofloxacin, under circumstances in which culture and antibiogram
consultation is not possible, it has been concluded that the preference of
enrofloxacin for antibiotic therapy would be beneficial.
Key words: Cat, cystitis,
dog, double contrast cystography, enrofloxacin
Dirofilaria immitis ile enfekte köpeklerde mikrofiler periodisitesinin kantitatif analizi
Ayşe BURGU1,
Mehmet ŞAHAL2, Alparslan YILDIRIM3, Serkal GAZYAĞCI4,
Ramazan ADANIR5, Safa GÜRCAN6
1Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Helmintoloji Bilim Dalı,
Ankara; 2Ankara
Üniversitesi,Veteriner Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara; 3Erciyes Üniversitesi, Veteriner
Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Kayseri;
4Kırıkkale Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıkları
Anabilim Dalı, Kırıkkale; 5Akdeniz
Üniversitesi , Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Burdur; 6Ankara Üniversitesi, Veteriner
Fakültesi, Biyometri Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Dirofilaria immitis ile enfekte köpeklerde, perifer
kandaki mikrofiler periodisitesi, trigonometrik metot kullanılarak 4 sayım
yöntemine göre analiz edilmiş ve yöntemler arasındaki farklılıklar istatiksel
olarak araştırılmıştır. Enfekte iki köpekten, yirmi dört saat süresince 2 saat
aralıklarla kan alınmış,aynı zamanda köpeklerin vücut ısısı ile kalp frekansı
ve solunum sayıları kaydedilmiştir. Bu işlemler 2 gün arayla tekrarlanmıştır.
İstatistiksel olarak, gözlenen ve teorik olarak beklenen mikrofiler
yoğunlukları arasındaki en iyi uyum membran filtrasyon testi ile yapılan sayım
sonucu elde edilmiştir. Bu yönteme göre her iki köpek için saptanan periodisite
indeksi 42.9=45.3, maksimum mikrofiler yoğunluğunun beklenen saati (K)
20.6-21.2 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlarla D. immitis enfeksiyonunda
mikrofiler periodisitesi geceye yönelik (nokturnal) subperiodik form olarak
belirlenmiştir. Aynı zaman di-limlerinde kanda gözlenen mikrofiler yoğunluğu
ile kalp frekansı arasında köpek no 1’de r=0.17 (p>0.05) pozitif yönlü ancak
zayıf bir ilişki, köpek no 2’de r= -0.62 (p<0.05) negatif yönlü kuvvetli
sayılabilecek bir ilişki saptanmıştır. Her iki köpekte mikrofiler yoğunluğu ile
vücut ısısı, solunum sayıları arasında istatistiksel anlamda önemli bir ilişki
saptanmamıştır (p>0.05).
Anahtar kelimeler:
Dirofilaria immitis, köpek, mikrofiler, periodisite
Summary: Microfilarial periodicity of Dirofilaria immitis in
the venous blood of infected dogs was analyzed according to four counting
methods by using trigonometric model and, the differences among the counting
techniques were examined statistically. The blood was collected from infected
dogs every 2h during 24h period beginning at 6.00h, at the same time body
temperature, pulsation and breathing
frequency of dogs were recorded. Procedures explained above were
repeated two times. Statistically, the highest correlation between the observed
and expected microfilarial densities was determined by the membrane filtration
technique. According to this technique, calculated periodicity index was
42.9-45.3 and the estimated hour of peak (K) microfilarial density was ranged
from 20.6-21.2h in these two dogs. Thus the periodicity of microfilaria of D.
immitis was characterized as nocturnally sub-periodic In the dog no 1, the
correlation between the observed microfilarial densities and pulsation at the
same time periods was r=0.17 (p>0.05) and in the dog no 2 was r= -0.62
(p<0.05). No statistically differences were found (p>0.05) among
microfilarial densities, body temperature and breathing frequeny in both dogs
Key words: Dirofilaria
immitis, dog, microfilaria, periodicity
Köpeklerde Taenia hydatigena enfeksiyonunun indirekt floresan antikor testi (İFAT) ve enzyme linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemi ile teşhisi*
1 Afyon Kocatepe
Üniversitesi,Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Afyon
2 Ankara
Üniversitesi,Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu çalışmada Taenia hydatigena olgunlarından hazırlanan
antijenler kullanılarak köpeklerde T. hydatigena enfeksi-yonunun erken
teşhisinde IFAT ve ELISA yöntemlerinin geçerliliğinin araştırılması
amaçlanmıştır. İki aylık köpeklerden enfeksiyon (6 köpek) ve kontrol (3 köpek)
olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Enfeksiyon grubundaki köpekler,
Cysticercus tenuicollis kistleri (5-7adet) yedirilerek enfekte edilmiştir. Her
iki gruptan çalışma öncesinden başlanarak, çalışma süresince her hafta kan ve
dışkı örnekleri alınmıştır. Enfeksiyon grubunda köpeklerin tümü dışkılarında
halkalar görüldükten sonra, nekropsi yapılarak bağırsaklarında bulunan
T.hydatigena’lar toplanmıştır. IFAT için T. hydatigena halkalarından kesit
antijeni, ELISA için somatik antijen hazırlanarak serum örnekleri iki yöntemle
test edilmiştir. IFAT’da, ilk pozitif reaksiyonlar enfeksiyondan 2 hafta sonra
gözlenmiş, en yüksek antikor titreleri 8-12. haftalarda tespit edilmiş,
enfeksiyon grubundaki köpeklerin serumlarının yüksek sulandırmalarda bile
pozitif reaksiyon verdiği, ancak düşük sulandırmalarda kontrol grubundaki
köpeklerin serumlarının da yanlış pozitif reaksi-yonlar verdiği gözlenmiştir.
ELISA’da ilk pozitif reaksiyonlar, enfeksiyondan 3 hafta sonra gözlenmiştir.
Genelde antikor titreleri düşük düzeylerde tespit edilmiştir. Enfeksiyon ve
kontrol grubundan elde edilen verilerin, istatistiksel analizinde, gruplar
arasındaki farklılığın istatistiksel açıdan önemli olduğu saptanmıştır
(p<0,05). Kontrol grubunda köpeklerin hiçbirinde yanlış pozitif reaksiyon
gözlenmemiştir. Köpeklerde T. hydatigena enfeksiyonunun teşhisinde, IFAT’ın
daha spesifik testlerle desteklenmesi, ELISA için purifiye antijenlerin
kullanılması gerektiği belirlenmiştir.
Anahtar kelimeler: ELISA,
IFAT, köpek, Taenia hydatigena, teşhis
Diagnosis of Taenia hydatigena in dogs with indirect
fluorescence antibody test (IFAT) and enzyme linked immunosorbent assay (ELISA)
Summary: In this study, it was aimed to research the validity of IFAT and
ELISA methods on dogs for early diagnosis of Taenia hydatigena infection by
using mature T. hydatigena antigens. From two month-old puppies, two groups of
dogs were established as an infection (6 dogs) and control (3 dogs) groups. The
dogs, in infection group, were infected with Cysticercus tenuicollis cysts
(with 5-7) by oral route. Before and during the study, blood and fecal samples
were collected every week from both groups. After T. hydatigena proglottid had
been seen in the faeces of all dogs, in the infection group, T. hydatigena
parasites were collected from small intestines of these dogs necropsied. Cross-section antigen of T.
hydatigena proglottid was prepared for IFAT, and soma-tic antigen was prepared
for ELISA, and all serum samples were tested by both methods. By IFAT method, first positive reactions were
observed two weeks after the infection. The highest antibody titres were found
in 8th-12th week, blood sera of the dogs in infection group have given positive
reaction at even high dilutions, but at low dilutions, blood sera of the dogs
in control groups have given false positive reactions. By ELISA method, first
positive reactions were observed after 3 weeks from the infection. In general,
although antibody titres were found at low levels, in the datum obtained from
the infection and the control groups, the difference between in two groups were
found to be statistically significant (p<0.05). False positive reaction has
not been observed in the dogs of control groups. It has been found that IFAT
should be supported with more specified tests in the diagnosis of T. hydatigena
in dogs and for ELISA, prufied antibody should be used.
Key words: Diagnosis, Dog,
ELISA, IFAT, Taenia hydatigena
Kobaylarda deneysel Candida albicans enfeksiyonunda patolojik bulgular*
Recai TUNCA1,
Rıfkı HAZIROĞLU2
1Kafkas Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kars; 2Ankara
Üniversitesi, Veteriner Fakültesi,
Patoloji Anabilim Dalı,
Ankara
Özet: Çalışmada, dekzametazon ve siklofosfamid ile
bağışıklık sistemi baskılanan erkek kobaylara farklı yollarla C. albicans serotip
A (ATCC 26555) suşu verilerek deneysel kandidiazis oluşturuldu. Hayvanlar
intravenöz (Grup 1, n:12), intraperitoneal (Grup 2, n:12) ve oral (Grup 3,
n:12) yolla enfekte edildi. Kontrol olarak (Grup 4, n:12) her deney grubu için
4 kobaya aynı yollarla fiz-yolojik tuzlu su verildi. İnokülasyon sonrası
kobayların Grup 1’de % 58,3’ü, Grup 2’de % 41,6’sı öldü. Buna karşın Grup
3’teki kobaylarda ölüm şekillenmedi. Enfeksiyonda şekillenen lezyonların
dağılımı etkenin veriliş yoluna göre
farklılık gösterdi. Makroskobik olarak Grup 1’de çoğunlukla akciğer, karaciğer,
kalp, dalak ve böbrekte çok sayıda boz beyaz renkte odaklar şekillendi. Grup
2’de makroskobik lezyonlara çoğunlukla karın boşluğu organları ve testislerde
rastlandı. Grup 3’te ise lezyonlar çoğunlukla üst sindirim sisteminde dikkati
çekti. Histopatolojik olarak Grup 1 ve
2’de çeşitli organlarda pyogranülomatöz lezyonlarla karakteri-ze sistemik
enfeksiyon oluştu. Ayrıca, Grup 2’de testislerde de lezyonlara rastlandı. Grup
3’te ise çoğunlukla üst sindirim sisteminde keratinize epitelde keratin
fazlalaşması ve üzeri yalancı membranla örtülü ülserlerle karakterize yersel
enfeksiyon gözlendi. Histokimyasal olarak tüm lezyonlarda, blastospor, yalancı
ve gerçek hifalar saptandı.
Anahtar sözcükler: Candida
albicans, deneysel kandidiazis, kobay, patoloji.
Summary: Experimental candidiasis was performed via
different routes in guinea pigs immunosuppressed with cylophosphamide and
dexamethasone by administrating C. albicans ATCC 26555 serotype A strain. Three
experimental groups were constituted by administrating agent through
intravenous (Group 1, n:12), intraperitoneal (Group 2, n:12) and oral (group 3,
n:12) routes. Four guinea pigs for each group were used to set up control
(Group 4, n:12) and physiologic saline solution was injected same routes as
experimental groups. The guinea pigs have died
in Group 1 and Group 2, at the percent of 58,3 % and
41,6 %, respectively. However,
mortality was not observed in Group 3. The lesions were different in location
depending on the inoculation routes. Macroscopically, multifocal gray to white
foci were observed intensively in the lung, liver, heart, spleen and kidney in
Group 1. In Group 2, the macroscopical lesions were generally seen in the
abdominal cavity organs and testicles. However, in Group 3, the lesions were
observed usually on the upper digestive tracts. Microscopically, systemic
infection characterized by pyogranulomatous lesions was observed in Group 1 and
Group 2. In addition the similar lesions were seen in the testicles of Group 2.
In Group 3, local infection characterized by hyperkeratosis of the squamous
epithelium and ulcers covered with pseudomembranes was occurred.
Histochemically, blastospores, pseudohyphae and hyphae were seen in the all
lesions.
Key words: Candida albicans,
experimental candidiasis, guinea pig, pathology.
Ticari koşullarda üretilen etçi piliçlerde mevsim ve yörenin verim özellikleri üzerine etkileri*
1Orman Bakanlığı MP ve
Av-Yaban Hayatı Gen. Müd., Ankara; 2 Ankara Üniversitesi, Veteriner
Fakültesi, Zootekni Anabilim Dalı, 3 Ankara Üniversitesi, Veteriner
Fakültesi, Biyometri Anabilim Dalı,
Ankara
Özet: Bu araştırma ticari koşullarda üretilen etlik
piliçlerde büyütme mevsimi ve yörenin verim özellikleri üzerine etkilerini
belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Nisan 1999 – Ekim 2000 tarihleri
arasında 298 kümeste üretilen 1430 sürü üzerinde yürütülmüştür. Broiler
verimliliğinin ölçüsü olarak yaşama gücü (YG), yemden yararlanma oranı (YYO),
canlı ağırlık (CA) ve broi-ler verimlilik indeksi (BVİ) kullanılmıştır. Tüm
sürüler için hesaplanan ortalama YG (%), CA(g), YYO (kg/kg) ve BVİ değerleri
sırasıyla 89.71; 1762.70; 1.907 ve 193.73 olarak hesaplanmıştır. Verim
özellikleri açısından benzer genetik potansiyele sahip olmalarına karşın, sürü
performansları arasında önemli (p<0.01) farklılıklar belirlenmiştir. Ortalama
BVİ değerleri büyütme mevsimlerine göre kış, ilkbahar, yaz ve sonbahar
mevsimleri için sırasıyla 194.1; 196.3; 185.1 ve 202.6 (p<0.01), üretim
yörelerine göre ise Mudurnu, Bolu, Dörtdivan, Sakarya, Ankara ve Eskişehir
yöreleri için sırasıyla 181.4; 218.3; 208.5; 217.7; 224.7 ve 216.3 (p<0.01)
olarak bulunmuştur. İncelenen tüm verim özelliklerinde en düşük değerler yaz
mevsiminde büyütülen sürülerden elde edilmiştir. Araştırma sonucunda büyütme
mevsimi ve yörenin verim özellikleri üzerine önemli bir etkisinin olduğu
sonucuna varılmıştır.
Anahtar kelimeler: Broiler,
broiler verimlilik indeksi, canlı ağırlık, mevsim, yaşama gücü, yemden
yararlanma oranı, yöre.
Summary: The objective of this research was to determine the
effects of rearing season and region on performance of commercial broilers.
Data coming from 1430 commercial broiler flocks kept on 298 broiler production
units were collected in sixteen months
of time from April 1999 to October 2000. Liveability (L), feed conversion ratio
(FCR), live weight (LW) and European Efficiency Factor (EEF) were used as a
quantitative measure of the flock performance. The mean L (%), LW (g), FCR
(kg/kg), and EEF figures for all flocks were 89.71; 1762.70; 1.907 and 193.73
respectively. Despite very similar genetic backgrounds, there were
statistically significant differences between flock performances (p<0.01).
The mean EEF values for different rearing seasons; winter, spring, summer and
autumn were 194.1; 196.3; 185.1 and 202.6 respectively (p<0.01). The mean
EEF values for different geographical regions; Mudurnu, Bolu, Dörtdivan,
Sakarya, Ankara and Eskişehir were 181.4; 218.3; 208.5; 217.7; 224.7 and 216.3
respectively (p<0.01). Those flocks raised in summer season had the least
production figures. As the result of this investigation it can be stated that
effects of rearing season and region on performance of commercial broiler were
important.
Key words: Broiler, european
efficiency factor, feed conversion ratio, liveability, live-weight, region,
season.
Broiler verimlilik indeksi ile hijyen değişkenleri arasındaki ilişkiler*
1 Orman Bakanlığı MP ve
Av-Yaban Hayatı Gen. Müd., Ankara; 2 Ankara Üniversitesi, Veteriner
Fakültesi, Zootekni Anabilim Dalı, 3 Ankara Üniversitesi, Veteriner
Fakültesi, Biyometri Anabilim Dalı,
Ankara
Özet: Bu araştırma bazı hijyen değişkenlerinin broiler
verimliliğini ne ölçüde etkilediğini belirlemek amacıyla yapılmıştır.
Araştırma, Nisan 1999 – Ekim 2000 tarihleri arasında 298 kümeste üretilen 1430
sürü üzerinde yürütülmüştür. Broiler verimliliğinin ölçüsü olarak Broiler
Verimlilik İndeksi (BVİ), hijyen koşullarının ölçüsü olarak da iki sonuçlu
olarak tanımlanan 37 değişken kullanılmıştır. Hijyen değişkenleri ile BVİ
arasında bir bilgisayar paket programda, adım adım regresyon analizi
uygulanarak her sürünün içinde bulunduğu hijyen koşullarının ölçüsü olacak bir
hijyen indeksi (Hİ) geliştirilmiştir.
Regresyon analizi sonucunda salgın hastalık, ölen hayvanların uzaklaştırılması,
kümes yapısı, kümesin çevre kümeslerden uzaklığı, üretim dönemi sonunda altlık
materyalinin uzaklaştırılması, kümes girişinde dezenfeksiyon, kümesin yaşı,
kümes kapasitesi, kümes havalandırması, üretim çiftliğinde başka tür ya da yaş
grubundan kanatlı hayvanların varlığı ve ısıtma değişkenleri hijyen indeksinde
yer almıştır. Seçilen regresyon modelinin belirtme katsayısı (R2) modelin, broiler verimlilik indeksi açısından
sürüler arasında gözlenen farklılığın % 49’unu açıklayabildiğini göstermiştir.
BVİ ile Hİ arasında pozitif ve önemli (p<0.01) bir ilişki (r=0.703)
bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, broiler verimliliğinin hijyen
değişkenlerinden önemli ölçüde etkilendiği ve kümes, ekipman, sürü idaresi ve
sağlık koruma ile ilgili hijyen değişkenlerinde yapılacak bazı iyileştirmeler
ile verimlilikte önemli artışların sağlanabileceği söylenebilir.
Anahtar kelimeler: Broiler,
broiler verimlilik indeksi, hijyen, sağlık koruma
Abstract: The objective of this research was to determine the
effects of some hygiene variables on performance of commercial broilers.
Investigation data coming from 1430 commercial broiler flocks kept on 298
broiler production units were collected in
sixteen months of time from April 1999 to October 2000. European
Efficiency Factor (EEF: dependent variable) was used as a quantitative measure
of the flock performance. Thirty seven hygiene variables (independent
variables) with two responses were defined. The stepwise regressions were
performed using of a software program. An index for hygiene (HI) variables
associated with EEF was developed at the end of analysis. In the final regression
model, the following hygiene variables were found to be significantly
(p<0.01) associated with broiler performance: epidemic diseases, dead-bird
management, structure of the house, distance to the nearest poultry house,
removal of litter in the end of rearing period, disinfection of the footwear at
the entrance of broiler house, age of broiler house, flock size, type of
ventilation system, presence of different age groups or other poultry in the
farm, and heating system. The coefficient of determination (R2) showed that the
model could explain 49% of the differences in flock performance. HI was
positively and significantly (p<0.01) correlated with EEF (r=0.703). As the
result of this investigation it can be stated that efficiency of broiler flocks
can be improved by means of improving the hygiene variables related with house,
equipment, management and bio-security.
Key words: Broiler, european
efficiency factor, hygiene, Bio-security
Ayhan BAŞTAN, Erhan
ÖZENÇ, İlknur PİR YAĞCI, Hakkı Bülent BECERİKLİSOY
Ankara Üniversitesi,
Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara
Özet: Bu olgu takdiminin amacı, kedilerde nadiren
rastlanan meme hipertrofisine dikkat çekmekti. Bu çalışmanın materyalini
memelerinde kitleler bulunduğu şikayetiyle getirilen 5 aylık dişi Tekir bir
kedi oluşturdu. Bu kitleler sağ kaudo-abdominal, sağ kraniyo-abdominal, sağ
torakal, sol kaudo-abdominal, sol kraniyo-abdominal ve sol torakal meme
bezlerinde hızlı (1-2 hafta içinde) diffuz bir büyüme ile karakterizeydi ve bu
kitlelerin çapları sırası ile 6x5x3.5, 7x5x3, 1.5x1x0.6, 2x2x1.5, 1.5x1x0.8 ve
4x3x2.5 cm olarak ölçüldü. Sağ ve sol inguinal meme lobları normal yapıdaydı.
Etkilenen meme loblarında süt sekresyonu vardı, nekroz veya yangı belirtisi
yoktu. Yapılan klinik muayene ve vaginal
sitoloji ile olgunun meme hipertrofisi olduğuna karar verildi. Tedavi amaçlı
ovariohisterektomi (OHE) yapıldı. Operasyondan sonra Corpus luteum'un (CL)
saptanması ile de tanı doğrulandı. Operasyondan 7 gün sonra hipertrofinin ilk
başladığı sağ kaudo-abdominal meme bezi dışındaki meme lobları kendiliğinden
normale dönerken, bu meme bezi operasyonu takip eden 14 gün içinde normal durumuna
döndü. Sonuç olarak meme hipertrofisine genellikle luteal progesteron altındaki
genç kedilerde rastlandığı ve OHE'nin etkili bir tedavi yöntemi olabileceği
kanısına varıldı.
Anahtar kelimeler: Kedi, meme
hipertrofisi, ovariohisterektomi
Summary: The aim of this case report was to attract
attention to the mammary hypertrophy which occurs rarely in the young female
cats. A 5 month-old the Tekir female cat suffering from mammary gland nodules
brought to the clinics was the material of this case. These nodules were
charecterized by rapid (over 1 to 2 weeks) diffuse enlargement of right
caudo-abdominal, right cranio-abdominal, right thoracal, left caudo-abdominal,
left cranio-abdominal and left thoracal mammary glands and the size of these
nodules ranged from 6x5x3.5; 7x5xz3; 1.5x1x0.6; 2x2x1.5; 1.5x1x0.8 and 4x3x2.5
cm, respectively. Right and left inguinal mammary glands were normal in
appearence. The milk secretion in affected mammary glands was found. However,
necrosis and inflammation were not found. According to the clinical
examinations and vaginal cytology, the case was diagnosed as mammary
hypertrophy. Ovariohysterectomy was performed for the treatment of mammary
hypertrophy. There was a CL on one of the ovaries that confirmed the diagnosis.
After the operation, mammary glands involuted spontaneously 7 days following
except for right caudo-abdominal mammary gland which regressed 14 days
following. In conclusion, mammary hypertrophy usually occurs in young cats
under the influence of luteal progesterone, and OHE may be considered as an
effective treatment method.
Key words: Cat, mammary
hypertrophy, ovariohysterectomy
Bir kedinin alt göz kapağında yassı hücreli karsinom olgusu ve rotasyonal deri grefti ile sağaltımı