Ankara Üniv Vet Fak Derg, 51, 79-82, 2004

 

 

İngiliz atında arteria ophthalmica externa’nın çıkış, seyir ve dallanması

 

İsmail Önder ORHAN

 

Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Ankara

 

Özet: Araştırma ile İngiliz atında bulbus oculi’nin vaskularizasyonunu sağlayan a. ophthalmica externa’daki farklılıkların tespit edilmesi amaçlandı. Çalışmada erkek dört adet ergin İngiliz atı kullanıldı. Bulbus oculi ekvator kısmından anterior ve posterior olarak ikiye ayrıldığında posterior kısmında anterior kısma kıyasla kan damarlarının daha fazla olduğu gözlendi. A. ophthalmica externa üzerinden ayrılan a. lacrimalis ile a. supraorbitalis’in ortak damar kökünün farklı noktalardan ayrıldığı saptandı. Dördüncü materyalde a. ophthalmica externa ile a. ophthalmica interna arasındaki ramus anastomoticus cum. a. ophthalmica interna’nın sol tarafta bulunmadığı görüldü. A. ciliaris anterior dorsalis genelde ikiye ayrıldığı halde birinci materyalde üçe, dördüncü materyalde de beş ayrı dala ayrılarak bulbus oculi’ye girdiği belirlendi. Kullanılan materyallerde yaş ve cinsiyet farkı olmadığı halde bulbus oculi’nin vaskula-rizasyonunda varyasyonların olduğu tespit edildi.

Anahtar kelimeler: Anatomi, arteria ophthalmica externa, İngiliz atı, vaskularizasyon

 

Origin, course and branching of the external ophthalmic artery in English horse

 

Summary: The aim of this study was to establish the differences of the external ophtalmic artery which provided the vascula-rization of the eyeball in English horse. Four adult male English horse were used in this study. It was found that the common branch of  lacrimal and supraorbital artery exits from different spots on external ophtalmic artery. Anastomatic branch that takes place between internal and external ophtalmic artery was shown in all materials except one samples. In that sample this anastomotic branch could not be observed on the left side. The dorsal anterior ciliar artery  was divided usually into two branches while it was gaven three branches in first material and five branches in fourth material. Although there was no age or gender differences in the samples, variations of vascularization of the eyeball was noted.  

Key words: Anatomy, English horse, external ophthalmic artery, vascularization

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kilis keçilerine ait bazı hematolojik ve biyokimyasal parametreler

 

Mehmet İRİADAM

 

Harran Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, Şanlıurfa

 

Özet: Bu araştırma Şanlıurfa yöresinde yetiştirilen Kilis keçilerinin bazı hematolojik ve biyokimyasal değerlerini belirlemek amacıyla yapıldı. Materyal olarak altı aylık oğlaklardan 71 ve  üç yaşlı  ergin keçilerden 95 olmak üzere toplam 166 Kilis keçisi kullanıldı. Hayvanlar yaş gruplarına ayrılarak kan alındı. Alınan kan örneklerinde alyuvar ve akyuvar sayısı,  hemoglobin miktarı, hematokrit değer ve akyuvar tiplerinin yüzde oranları belirlendi. Ayrıca ortalama alyuvar hacmi, ortalama alyuvar hemoglobini ve ortalama alyuvar hemoglobin derişimleri hesaplanarak bulundu. Bunun yanında, plazma örneklerinde toplam plazma proteinleri, glikoz düzeyi, inorganik fosfor miktarı, sodyum, potasyum ve toplam kalsiyum miktarı tespit edildi. Kilis keçilerinde birim hacimdeki alyuvar sayısının diğer ırklara oranla daha fazla olduğu, ancak  bunun  hücrelerin hacmindeki azalma ile uyumlu olduğu görülmüştür. Bunun Kilis keçilerinin yüksek rakımdaki düşük oksijene karşı adaptasyonuna bağlı olabileceği gibi, ırka bağlı bir özellikten kaynaklanmış olabileceği de düşünülmektedir.  Ayrıca, iki grup karşılaştırıldığında total protein ve glikoz miktarlarının  p<0.05 düzeyinde önemli olduğu belirlendi.

Anahtar kelimeler: Biyokimyasal parametreler, kan,  Kilis keçisi.

 

Some haematological and biochemical parameters  in Kilis goat

 

Summary: The aim of this study is to examine the haematological and biochemical parameters of Kilis goats located in Sanliurfa. The investigation covers 166 healthy goats aged between six months (71 goats) and three years old (95 goats). The blood samples from each group were analysed for erythrocyte and leukocyte counts, haemoglobin concentration, haemotocrit values, and  percentage rates of leukocyte types.  Mean corpuscular volume, mean corpuscular hemoglobin and mean corpuscular haemoglobin concentration were then  calculated for each sample. In addition, total plasma proteins, plasma glucose,  inorganic phosphorus, sodium, potassium and total calcium levels were determined. Compared to other races,  Kilis goat was found to have more red cells per unit volume which, however, is in accord with reduction in cell volume. This may be attributed to adaptation to lower oxygen levels at high altitudes, as well as to a breed-depending feature. In addition, when both groups were compared, total protein and glucose levels were determined to have a statistical significance level of p<0.05. 

Key words: Biochemical parameters, blood,  Kilis goat

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara yöresindeki alabalık çifliklerinde Salmonella varlığı *

 

Göknur TERZİ

 

Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı, Ankara

 

Özet:  Bu çalışmada Ankara İli ve çevresine ait 3 alabalık çiftliğinden temin edilen 105  gökkuşağı alabalığına ait deri, solungaç  ve bağırsak içeriği ile birlikte, 21 yem ve 21 su örneği olmak üzere toplam 357 adet örnek Salmonella spp.’nin varlığı yönünden incelendi. Analiz bulguları sonucunda 105 alabalığa ait bağırsak içeriği örneklerinin ikisinde (% 1,9) Salmonella spp. pozitif bulunurken, 105 deri örneği ve 105 solungaç örneğinde Salmonella spp.’ye rastlanamadı. Çalışmada Salmonella spp.’nin mevsimsel olarak prevalansı incelendiğinde Salmonella spp.’nin Mart ayında izole edildiği görüldü. Yapılan tiplendirme çalışmaları sonucu bağırsaktan izole edilen iki Salmonella serotipinden birinin S. Infantis (6,7:r:1,5) diğerinin de  S. Virchow (6,7:r:1,2) olduğu tespit edildi. Çalışmada alabalık çiftliklerinden temin edilen 21 yem ve 21 su örneğinde Salmonella spp. izole edilemedi. 

Anahtar kelimeler: Alabalık, S. Infantis, S. Virchow.

 

Occurrence of Salmonella in rainbow trout farms in Ankara region

 

Summary: In this study, total of 357 samples including skin, gill and intestine content of 105 rainbow trout, 21 feed and 21 water samples assured from 3 rainbow trout farms in Ankara city and around were analyzed for Salmonella spp. Two of intestine content samples (1,9 %) were found positive for Salmonella spp. whereas no Salmonella spp. were found in skin and gill samples of 105 rainbow trout. Examing the seasonal prevelance of Salmonella it was observed that Salmonella was isolated in March. As a result of serotype determination two Salmonella serotypes were isolated from intestines; one determined as S. Infantis (6,7:r:1,5) and the other one is S. Virchow (6,7:r:1,2). No Salmonella spp. were isolated from  21 feed and  21 water samples assured from rainbow trout farms.

Key words: Rainbow trout, S. Infantis, S. Virchow.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Use of hoof boot for the treatment of foot lesions in dairy cows

 

İbrahim DEMİRKAN

 

Department of Surgery, Faculty of Veterinary Medicine, Afyon Kocatepe University, Afyon

 

Summary: In this study, it was evaluated the effectiveness of hoof boot on the treatment of digital and interdigital dermatitis. A total of 80 Friesian-Holstein cows were divided into two groups, each consisting of 40 cows. Group I (GI) contained cows suffering from digital dermatitis whereas group II (GII) contained cow with interdigital dermatitis. GI was further divided into four subgroups; in GI-a (n=10) feet were sprayed with oxytetracycline and hoof boot was applied; in GI-b (n=10) feet were sprayed with only saline solution and hoof boot was applied. Whereas in GI-c (n=10) lesions were left open and sprayed with oxytetracycline; in GI-d (n=10) lesions were left open and only saline solution was applied. GII (n=40) was also divided into 4 subgroups as for GI. Lameness disappeared in GI-a and GII-a within 3 days and healing of lesions occurred between 9 and 14 days after single application. In GI-b and GII-b lesions persisted and two more applications required. Healing in these groups occurred within 21-29 days. Differences between groups were statistically significant (p<0.01). Therefore, it was concluded that use of hoof boot adjacent to the treatment of digital or interdigital dermatitis has dramatically improved the healing process.

Key words: Cattle, hoof boot, lameness, treatment

 

Süt sığırlarında ayak lezyonlarının sağaltımında ayak çizmesi kullanımı

 

Özet: Bu çalışmada sığırlarda ayak çizmesinin digital ve interdigital dermatitis’in sağaltımındaki etkisi araştırıldı. Toplam 80 adet Friesian-Holstein süt ineği çalışmaya dahil edildi. Herbiri 40 inekten oluşan iki gruba ayrıldı. Grup I’i digital dermatitisli, grup II’yi interdigital dermatitisli inekler oluşturdu. Grup I (GI) tekrar 4 alt gruba ayrıldı; GI-a’da (n=10) bulunanlara ayak çizmesi giydirilip oxytetrasiklin uygulanirken GI-b’dekilere (n=10) ayak cizmesi giydirilip sadece serum fizyolojik tatbik edildi. G-Ic’de (n=10) ise lezyon acık bırakılıp sadece oksitetrasiklin uygulandı, G-Id sadece serum fizyolojik ile muamele edildi. G-II’deki (n=40) ineklerde aynı grup I’dekiler gibi alt gruplara ayrılıp işlem yapıldı. GI-a ve GII-a’da topallık ortalama 3 gun icerisinde duzelirken lezyonların ortalama 9-14 gün içerisinde tek uygulamayı izleyerek iyileştiği görüldü. GI-b ve GII-b’de ise iyileşme 21-29 gün içerisinde 2 uygulamadan sonra gozlendi. Gruplar arası farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.01). Sonuç olarak enfeksiyöz karakterli parmak hastalıklarında yaygın olarak uygulanan oksitetrasiklin sağaltımında ayak çizmelerinin kullanımının lezyonların iyileşmesini dramatik olarak hızlandırdığı gözlendi.

Anahtar kelimeler: Ayak çizmesi, sağaltım, sığır, topallık

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Köpeklerdeki malign meme tümörlerinin operasyona ek olarak uygulanan Baypamun® ile tedavisi

 

Nilgün GÜLTİKEN          Rıfat VURAL

 

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı

 

Özet: Sunulan çalışmada, malign meme tümörü bulunan köpeklerde unilateral mastektomi operasyonuyla birlikte gerçekleşti-rilen immunoterapinin, yeni tümör oluşumu üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Birinci gruptaki 10 hayvana preoperatif 2 gün Baypamun® uygulanıp komple unilateral mastektomi ile kitle uzaklaştırıldı. Postoperatif dönemde ise enjeksiyonlar 1., 3., 5., 8. günlerde, takiben 1., 2., 3., 4., 5., 6. aylarda tekrarlandı. Kontrol grubundaki 10 köpekte ise sadece operasyon uygulanıp tedavi uygulanmadı. Baypamun®  uygulanan 10 olgudan 3'ünde yeni tümör oluşumları ve uzaklaştırılmayan zincirde bulunan tümörlerde büyüme gözlendi. İlk klinik muayenede belirlenen lenf düğümü büyümeleri geriledi. Sadece komple unilateral mastektomi yapılarak tedavi edilen kontrol grubundaki köpeklerde, 10 olgudan altısında yeni tümörler oluştu ve bu 6 hayvandan ikisinde akciğerlerde de odaklar belirlendi. Yapılan çalışmada malign tümörlerde sadece unilateral mastektomi operasyonuyla tedavinin yeni tümör oluşumlarının önlenmesinde ve lenf  düğümündeki büyümelerin gerilemesinde etkili bir yöntem olmadığı, yeni tümörlerin oluşumunun engellenmesinde immun sistemi uyarıcı bir ilaç olan Baypamun® 'un etkili olduğu gözlenmiştir.

Anahtar kelimeler :  İmmunoterapi, köpek, meme tümörü

     

The use of Baypamun® together with operation for the treatment of malign mammary tumours in bitches

 

Summary: The objective of the present study was to research the effects of immunotherapeotic treatment applied together with the operation on the formation of new masses in dogs with malign mammary tumours. In the 1st group, Baypamun®  solution has been applied for two days before the operation, then comple unilateral mastectomy has been performed, the injections were repeated at the 1st, 3rd, 5th, 8th days and 1st, 2nd, 3rd, 4th, 5th, 6th months of postoperative period. In the control group, only comple unilateral mastectomy has been carried out. In the Baypamun® group, the new tumour formations have been determined on 3 cases of 10 animals. The masses on the other chain of mammary glands that has not been extirpated have become bigger. The lymph node involvements observed on the first examination were regresssed. In the control group in which the dogs were treated only with comple unilateral mastectomy the new tumour formations have been observed in 6 cases of 10 dogs and the lung metastasis were determined in 2 cases. In the study, it has been concluded that only unilateral mastectomy is not a sufficient treatment for the prevention of new tumour formations and for the regression of lymph node involvment. On the other hand Baypamun applied with the operation was found to be effective for the treatment of malign mammary tumours in the bitch.

Key words : Canine, immunotherapy, mammary tumours

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İshalli buzağılarda metabolik asidozisin ve sağaltımda kullanılacak sodyum bikarbonat miktarının mikro CO2 sistemi ve kan gazı analizörü  ile saptanması*

 

Arif KURTDEDE, M. Kazım BÖRKÜ, A. Arda SANCAK, Selçuk PEKKAYA,

 

Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Ankara

 

Özet: İshalli 21 buzağıda mikro CO2 sistemi ve kan gazı analizörü kullanılarak sırasıyla venöz kan serumu total karbondioksit ve venöz kan bikarbonat değerleri ile metabolik asidozisin şekillenip şekillenmediği saptandı. Buzağılara verilecek sodyum bikarbonat miktarı her iki yöntem kullanılarak hesaplandı. Mikro CO2 sistemi ve kan gazı analizörü ile ölçülen bikarbonat değerleri arasında istatistiksel bir fark belirlenmedi ve %75 korelasyon saptandı (r= 0,758). Sonuç olarak, ishalli buzağılara verilecek sdyum bikarbonat miktarının mikro CO2 sistemi ile hesaplanmasının basit ve güvenilir bir yöntem olduğu kanısına varıldı.

Anahtar kelimeler: Buzağı, ishal, kan gazı analizörü, mikro CO2 sistemi

 

Determination of metabolic acidosis and sodium bicarbonate requirement by a micro CO2  system  and a blood gase analyser in diarrheic calves

 

Summary: Blood serum total carbondioxide and venous blood bicarbonate values and the presence of metabolic acidosis were determined by a micro CO2 system and a blood gase analyser respectively in 21 diarrheic calves. The requirement of sodium bicarbonate given to diarrheic calves was calculated by using both methods. There were no statistically significant differences and 75 % correlation (r=0.758) for the values of bicarbonate between the micro CO2 system and blood gase analyser. As a result, it was concluded that micro CO2 system was a simple and a safe method for estimating the requirement of sodium bicarbonate for diarrheic calves.

Key words: Blood gase analyser, calf, diarrhea,  micro CO2 system

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kedi ve köpeklerde sistitis’in tanısında çift kontrast sistografi tekniğinin kullanımı ve tedavide enrofloksasin’in etkinliğinin araştırılması

 

Aslan KALINBACAK1, Öznur ATALAY2, Ali Haydar KIRMIZIGÜL3, Didem NOYAN4, M. Çağrı KARAKURUM5

 

1Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Ankara;  2Erciyes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Kayseri;  3Kafkas Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Kars;  4Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Radyoloji Bilim Dalı, Ankara;  5Akdeniz Üniversitesi , Veteriner Fakültesi, İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Burdur

 

Özet: Bu çalışmada sistitisin tanısında çift kontrast sistografinin yararlılığı ve tedavisinde enrofloksasinin etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıklar Anabilim Dalı Kliniği’ne idrar yapma düzensizlikleri ile getirilen 6’sı kedi, 8‘i köpek toplam 14 hayvan araştırmanın materyalini oluşturdu. Anamnez bilgileri, klinik ve bazı laboratuvar bulguları sonucu sistitis tanısı konulan olguların çift kontrast sistografi tekniği ile  radyogramları alındı. Bu teknik ile idrar kesesindeki lokal veya yaygın duvar kalınlaşmaları ve dolma defektleri belirlendi. Sistosentez ile alınan idrar örneklerinin uygun besi yerlerinde kültürleri yapıldı. Sekiz köpeğin 5’inde (%62) E.coli, 2’sinde (%25) Proteus spp ve 1’inde (%12) Klebsiella spp. üredi. Altı kediden 4’ünde (%66), E.coli ürerken 2’sinde üreme olmadı. Antibiyogram sonuçları doğrultusunda tüm hayvanlar enrofloksasin ile antibiyotik tedavisine alındı. Ayrıca tedavi C vitamini ile desteklendi. Yapılan tedavi sonucu 6 kedinin tümü (%100) ve 8 köpekten 5’i, 7 gün, 1’i, 11 gün ve 2’si 14 gün süren tedavi sonucu tamamen iyileşti. Tedavinin bitirilmesinden iki hafta sonra tekrarlanan kültür sonuçlarında herhangi bir bakteri üremesinin olmaması tedavinin etkinliği ortaya koydu. Sonuç olarak, kedi ve köpeklerde çift kontrast sistografi tekniği ile sistitislerin tanılarının kolaylıkla yapılabileceği belirlendi. Ayrıca sistitis olaylarında en fazla E.coli’nin üremesi, bu ve diğer etkenlerin enrofloksasine duyarlılık göstermeleri nedeniyle kültür ve antibiyogram yapılma olanağı bulunmayan sistitis olgularında antibiyotik olarak enrofloksasinin öncelikle tercih edilmesinin yararlı olacağı kanısına varıldı.

Anahtar kelimeler: Çift kontrast sistografi, enrofloksasin, kedi, köpek, sistitis,

 

The use of the double contrast cystography technique in the diagnosis of cystitis in cats and dogs and the efficacy of treatment with enrofloxacin

 

Summary: The aim of this study was to assess the usefulness of the double contrast cystography technique in the diagnosis of cystitis and the efficacy of enrofloxacin in treatment. A total of 14 animals, namely 6 cats and 8 dogs, brought to the clinic of The Department of Internal Medicine, Faculty of Veterinary Medicine, Ankara University, constituted the material of this research. Radiograms taken by the double contrast cystography technique were examined in cases in which cystitis was diagnosed according to anamnesis together with clinical and laboratory signs. By means of this technique, local and diffused thickening of the wall of the urinary bladder and defects related to filling of the urinary bladder were able to be determined. Urine samples collected by cystosynthesis were cultured in appropriate mediums. Culture results revealed the proliferation of E. coli in 5 (62%), Proteus spp. in 2 (25%) and Klebsiella spp. in 1 (12%) of 8 dogs. On the other hand, among the samples collected from 6 cats, 4 (66%) displayed proliferation of E. coli whereas no proliferation was observed in 2. All animals were administered antibiotic therapy with enrofloxacin according to antibiogram results. Therapy was enhanced by means of Vitamin C administration. Following treatment, all 6 cats (100%) and 5 of the 8 dogs recovered on the fifth day whereas 1 dog and 2 other dogs recovered on the eleventh and fourteenth days, respectively. The observation of no bacterial proliferation in cultures prepared from urine samples collected two weeks after the treatment programme was accomplished, provided evidence for the efficacy of the treatment method. In conclusion, it has been assessed that cystitis could be easily diagnosed in cats and dogs by use of the double contrast cystography technique. Due to the proliferation of mainly E.coli in cystitis cases and the sensitivity of other causative agents to enrofloxacin, under circumstances in which culture and antibiogram consultation is not possible, it has been concluded that the preference of enrofloxacin for antibiotic therapy would be beneficial.

Key words: Cat, cystitis, dog, double contrast cystography, enrofloxacin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dirofilaria immitis ile enfekte köpeklerde mikrofiler periodisitesinin kantitatif analizi

 

Ayşe BURGU1, Mehmet ŞAHAL2, Alparslan YILDIRIM3, Serkal GAZYAĞCI4, Ramazan ADANIR5, Safa GÜRCAN6

 

1Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Helmintoloji Bilim Dalı, Ankara;  2Ankara Üniversitesi,Veteriner Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara;  3Erciyes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Kayseri;  4Kırıkkale Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Kırıkkale;  5Akdeniz Üniversitesi , Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Burdur;  6Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Biyometri Anabilim Dalı, Ankara

 

Özet: Dirofilaria immitis ile enfekte köpeklerde, perifer kandaki mikrofiler periodisitesi, trigonometrik metot kullanılarak 4 sayım yöntemine göre analiz edilmiş ve yöntemler arasındaki farklılıklar istatiksel olarak araştırılmıştır. Enfekte iki köpekten, yirmi dört saat süresince 2 saat aralıklarla kan alınmış,aynı zamanda köpeklerin vücut ısısı ile kalp frekansı ve solunum sayıları kaydedilmiştir. Bu işlemler 2 gün arayla tekrarlanmıştır. İstatistiksel olarak, gözlenen ve teorik olarak beklenen mikrofiler yoğunlukları arasındaki en iyi uyum membran filtrasyon testi ile yapılan sayım sonucu elde edilmiştir. Bu yönteme göre her iki köpek için saptanan periodisite indeksi 42.9=45.3, maksimum mikrofiler yoğunluğunun beklenen saati (K) 20.6-21.2 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlarla D. immitis enfeksiyonunda mikrofiler periodisitesi geceye yönelik (nokturnal) subperiodik form olarak belirlenmiştir. Aynı zaman di-limlerinde kanda gözlenen mikrofiler yoğunluğu ile kalp frekansı arasında köpek no 1’de r=0.17 (p>0.05) pozitif yönlü ancak zayıf bir ilişki, köpek no 2’de r= -0.62 (p<0.05) negatif yönlü kuvvetli sayılabilecek bir ilişki saptanmıştır. Her iki köpekte mikrofiler yoğunluğu ile vücut ısısı, solunum sayıları arasında istatistiksel anlamda önemli bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05).

Anahtar kelimeler: Dirofilaria immitis, köpek, mikrofiler, periodisite

 

Quantitative analysis of microfilarial periodicity of Dirofilaria immitis in dogs

 

Summary: Microfilarial periodicity of Dirofilaria immitis in the venous blood of infected dogs was analyzed according to four counting methods by using trigonometric model and, the differences among the counting techniques were examined statistically. The blood was collected from infected dogs every 2h during 24h period beginning at 6.00h, at the same time body temperature, pulsation and breathing  frequency of dogs were recorded. Procedures explained above were repeated two times. Statistically, the highest correlation between the observed and expected microfilarial densities was determined by the membrane filtration technique. According to this technique, calculated periodicity index was 42.9-45.3 and the estimated hour of peak (K) microfilarial density was ranged from 20.6-21.2h in these two dogs. Thus the periodicity of microfilaria of D. immitis was characterized as nocturnally sub-periodic In the dog no 1, the correlation between the observed microfilarial densities and pulsation at the same time periods was r=0.17 (p>0.05) and in the dog no 2 was r= -0.62 (p<0.05). No statistically differences were found (p>0.05) among microfilarial densities, body temperature and breathing frequeny in both dogs

Key words: Dirofilaria immitis, dog, microfilaria, periodicity

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Köpeklerde Taenia hydatigena enfeksiyonunun indirekt floresan antikor testi (İFAT) ve enzyme linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemi ile teşhisi*

 

Esma KOZAN1, Ayşe BURGU2

 

1 Afyon Kocatepe Üniversitesi,Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Afyon

2 Ankara Üniversitesi,Veteriner Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Ankara

 

Özet: Bu çalışmada Taenia hydatigena olgunlarından hazırlanan antijenler kullanılarak köpeklerde T. hydatigena enfeksi-yonunun erken teşhisinde IFAT ve ELISA yöntemlerinin geçerliliğinin araştırılması amaçlanmıştır. İki aylık köpeklerden enfeksiyon (6 köpek) ve kontrol (3 köpek) olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Enfeksiyon grubundaki köpekler, Cysticercus tenuicollis kistleri (5-7adet) yedirilerek enfekte edilmiştir. Her iki gruptan çalışma öncesinden başlanarak, çalışma süresince her hafta kan ve dışkı örnekleri alınmıştır. Enfeksiyon grubunda köpeklerin tümü dışkılarında halkalar görüldükten sonra, nekropsi yapılarak bağırsaklarında bulunan T.hydatigena’lar toplanmıştır. IFAT için T. hydatigena halkalarından kesit antijeni, ELISA için somatik antijen hazırlanarak serum örnekleri iki yöntemle test edilmiştir. IFAT’da, ilk pozitif reaksiyonlar enfeksiyondan 2 hafta sonra gözlenmiş, en yüksek antikor titreleri 8-12. haftalarda tespit edilmiş, enfeksiyon grubundaki köpeklerin serumlarının yüksek sulandırmalarda bile pozitif reaksiyon verdiği, ancak düşük sulandırmalarda kontrol grubundaki köpeklerin serumlarının da yanlış pozitif reaksi-yonlar verdiği gözlenmiştir. ELISA’da ilk pozitif reaksiyonlar, enfeksiyondan 3 hafta sonra gözlenmiştir. Genelde antikor titreleri düşük düzeylerde tespit edilmiştir. Enfeksiyon ve kontrol grubundan elde edilen verilerin, istatistiksel analizinde, gruplar arasındaki farklılığın istatistiksel açıdan önemli olduğu saptanmıştır (p<0,05). Kontrol grubunda köpeklerin hiçbirinde yanlış pozitif reaksiyon gözlenmemiştir. Köpeklerde T. hydatigena enfeksiyonunun teşhisinde, IFAT’ın daha spesifik testlerle desteklenmesi, ELISA için purifiye antijenlerin kullanılması gerektiği belirlenmiştir.

Anahtar kelimeler: ELISA, IFAT, köpek, Taenia hydatigena, teşhis

 

Diagnosis of Taenia hydatigena in dogs with indirect fluorescence antibody test (IFAT) and enzyme linked immunosorbent assay (ELISA)

 

Summary: In this study, it was  aimed to research the validity of IFAT and ELISA methods on dogs for early diagnosis of Taenia hydatigena infection by using mature T. hydatigena antigens. From two month-old puppies, two groups of dogs were established as an infection (6 dogs) and control (3 dogs) groups. The dogs, in infection group, were infected with Cysticercus tenuicollis cysts (with 5-7) by oral route. Before and during the study, blood and fecal samples were collected every week from both groups. After T. hydatigena proglottid had been seen in the faeces of all dogs, in the infection group, T. hydatigena parasites were collected from small intestines of these  dogs necropsied. Cross-section antigen of T. hydatigena proglottid was prepared for IFAT, and soma-tic antigen was prepared for ELISA, and all serum samples were tested by both methods.  By IFAT method, first positive reactions were observed two weeks after the infection. The highest antibody titres were found in 8th-12th week, blood sera of the dogs in infection group have given positive reaction at even high dilutions, but at low dilutions, blood sera of the dogs in control groups have given false positive reactions. By ELISA method, first positive reactions were observed after 3 weeks from the infection. In general, although antibody titres were found at low levels, in the datum obtained from the infection and the control groups, the difference between in two groups were found to be statistically significant (p<0.05). False positive reaction has not been observed in the dogs of control groups. It has been found that IFAT should be supported with more specified tests in the diagnosis of T. hydatigena in dogs and for ELISA, prufied antibody should be used.

Key words: Diagnosis, Dog, ELISA, IFAT, Taenia hydatigena

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kobaylarda deneysel Candida albicans enfeksiyonunda patolojik bulgular*

 

Recai TUNCA1, Rıfkı HAZIROĞLU2

 

1Kafkas Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kars; 2Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi,

Patoloji Anabilim Dalı, Ankara

 

Özet: Çalışmada, dekzametazon ve siklofosfamid ile bağışıklık sistemi baskılanan erkek kobaylara farklı yollarla C. albicans serotip A (ATCC 26555) suşu verilerek deneysel kandidiazis oluşturuldu. Hayvanlar intravenöz (Grup 1, n:12), intraperitoneal (Grup 2, n:12) ve oral (Grup 3, n:12) yolla enfekte edildi. Kontrol olarak (Grup 4, n:12) her deney grubu için 4 kobaya aynı yollarla fiz-yolojik tuzlu su verildi. İnokülasyon sonrası kobayların Grup 1’de % 58,3’ü, Grup 2’de % 41,6’sı öldü. Buna karşın Grup 3’teki kobaylarda ölüm şekillenmedi. Enfeksiyonda şekillenen lezyonların dağılımı  etkenin veriliş yoluna göre farklılık gösterdi. Makroskobik olarak Grup 1’de çoğunlukla akciğer, karaciğer, kalp, dalak ve böbrekte çok sayıda boz beyaz renkte odaklar şekillendi. Grup 2’de makroskobik lezyonlara çoğunlukla karın boşluğu organları ve testislerde rastlandı. Grup 3’te ise lezyonlar çoğunlukla üst sindirim sisteminde dikkati çekti.  Histopatolojik olarak Grup 1 ve 2’de çeşitli organlarda pyogranülomatöz lezyonlarla karakteri-ze sistemik enfeksiyon oluştu. Ayrıca, Grup 2’de testislerde de lezyonlara rastlandı. Grup 3’te ise çoğunlukla üst sindirim sisteminde keratinize epitelde keratin fazlalaşması ve üzeri yalancı membranla örtülü ülserlerle karakterize yersel enfeksiyon gözlendi. Histokimyasal olarak tüm lezyonlarda, blastospor, yalancı ve gerçek hifalar saptandı.

Anahtar sözcükler: Candida albicans, deneysel kandidiazis, kobay, patoloji.

 

Pathological findings of experimental Candida albicans infection in guinea pigs

 

Summary: Experimental candidiasis was performed via different routes in guinea pigs immunosuppressed with cylophosphamide and dexamethasone by administrating C. albicans ATCC 26555 serotype A strain. Three experimental groups were constituted by administrating agent through intravenous (Group 1, n:12), intraperitoneal (Group 2, n:12) and oral (group 3, n:12) routes. Four guinea pigs for each group were used to set up control (Group 4, n:12) and physiologic saline solution was injected same routes as experimental groups. The guinea pigs have died  in Group 1 and Group 2, at the percent of 58,3  % and  41,6 %,  respectively. However, mortality was not observed in Group 3. The lesions were different in location depending on the inoculation routes. Macroscopically, multifocal gray to white foci were observed intensively in the lung, liver, heart, spleen and kidney in Group 1. In Group 2, the macroscopical lesions were generally seen in the abdominal cavity organs and testicles. However, in Group 3, the lesions were observed usually on the upper digestive tracts. Microscopically, systemic infection characterized by pyogranulomatous lesions was observed in Group 1 and Group 2. In addition the similar lesions were seen in the testicles of Group 2. In Group 3, local infection characterized by hyperkeratosis of the squamous epithelium and ulcers covered with pseudomembranes was occurred. Histochemically, blastospores, pseudohyphae and hyphae were seen in the all lesions.

Key words: Candida albicans, experimental candidiasis, guinea pig, pathology.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ticari koşullarda üretilen etçi piliçlerde mevsim ve yörenin verim özellikleri üzerine etkileri*

 

Şükrü GÜRLER1, Öznur POYRAZ2, Mehmet Nurullah ORMAN3

 

1Orman Bakanlığı MP ve Av-Yaban Hayatı Gen. Müd., Ankara; 2 Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Zootekni Anabilim Dalı, 3 Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Biyometri  Anabilim Dalı, Ankara

 

Özet: Bu araştırma ticari koşullarda üretilen etlik piliçlerde büyütme mevsimi ve yörenin verim özellikleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Nisan 1999 – Ekim 2000 tarihleri arasında 298 kümeste üretilen 1430 sürü üzerinde yürütülmüştür. Broiler verimliliğinin ölçüsü olarak yaşama gücü (YG), yemden yararlanma oranı (YYO), canlı ağırlık (CA) ve broi-ler verimlilik indeksi (BVİ) kullanılmıştır. Tüm sürüler için hesaplanan ortalama YG (%), CA(g), YYO (kg/kg) ve BVİ değerleri sırasıyla 89.71; 1762.70; 1.907 ve 193.73 olarak hesaplanmıştır. Verim özellikleri açısından benzer genetik potansiyele sahip olmalarına karşın, sürü performansları arasında önemli (p<0.01) farklılıklar belirlenmiştir. Ortalama BVİ değerleri büyütme mevsimlerine göre kış, ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimleri için sırasıyla 194.1; 196.3; 185.1 ve 202.6 (p<0.01), üretim yörelerine göre ise Mudurnu, Bolu, Dörtdivan, Sakarya, Ankara ve Eskişehir yöreleri için sırasıyla 181.4; 218.3; 208.5; 217.7; 224.7 ve 216.3 (p<0.01) olarak bulunmuştur. İncelenen tüm verim özelliklerinde en düşük değerler yaz mevsiminde büyütülen sürülerden elde edilmiştir. Araştırma sonucunda büyütme mevsimi ve yörenin verim özellikleri üzerine önemli bir etkisinin olduğu sonucuna varılmıştır.

Anahtar kelimeler: Broiler, broiler verimlilik indeksi, canlı ağırlık, mevsim, yaşama gücü, yemden yararlanma oranı, yöre.

 

The effects of season and region on performance of commercial broilers

     

Summary: The objective of this research was to determine the effects of rearing season and region on performance of commercial broilers. Data coming from 1430 commercial broiler flocks kept on 298 broiler production units were collected in  sixteen months of time from April 1999 to October 2000. Liveability (L), feed conversion ratio (FCR), live weight (LW) and European Efficiency Factor (EEF) were used as a quantitative measure of the flock performance. The mean L (%), LW (g), FCR (kg/kg), and EEF figures for all flocks were 89.71; 1762.70; 1.907 and 193.73 respectively. Despite very similar genetic backgrounds, there were statistically significant differences between flock performances (p<0.01). The mean EEF values for different rearing seasons; winter, spring, summer and autumn were 194.1; 196.3; 185.1 and 202.6 respectively (p<0.01). The mean EEF values for different geographical regions; Mudurnu, Bolu, Dörtdivan, Sakarya, Ankara and Eskişehir were 181.4; 218.3; 208.5; 217.7; 224.7 and 216.3 respectively (p<0.01). Those flocks raised in summer season had the least production figures. As the result of this investigation it can be stated that effects of rearing season and region on performance of commercial broiler were important.

Key words: Broiler, european efficiency factor, feed conversion ratio, liveability, live-weight, region, season.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Broiler verimlilik indeksi ile hijyen değişkenleri arasındaki ilişkiler*

 

Şükrü GÜRLER1, Öznur POYRAZ2, Mehmet Nurullah ORMAN3

 

1 Orman Bakanlığı MP ve Av-Yaban Hayatı Gen. Müd., Ankara; 2 Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Zootekni Anabilim Dalı, 3 Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Biyometri  Anabilim Dalı, Ankara

 

Özet: Bu araştırma bazı hijyen değişkenlerinin broiler verimliliğini ne ölçüde etkilediğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Nisan 1999 – Ekim 2000 tarihleri arasında 298 kümeste üretilen 1430 sürü üzerinde yürütülmüştür. Broiler verimliliğinin ölçüsü olarak Broiler Verimlilik İndeksi (BVİ), hijyen koşullarının ölçüsü olarak da iki sonuçlu olarak tanımlanan 37 değişken kullanılmıştır. Hijyen değişkenleri ile BVİ arasında bir bilgisayar paket programda, adım adım regresyon analizi uygulanarak her sürünün içinde bulunduğu hijyen koşullarının ölçüsü olacak bir hijyen indeksi (Hİ)  geliştirilmiştir. Regresyon analizi sonucunda salgın hastalık, ölen hayvanların uzaklaştırılması, kümes yapısı, kümesin çevre kümeslerden uzaklığı, üretim dönemi sonunda altlık materyalinin uzaklaştırılması, kümes girişinde dezenfeksiyon, kümesin yaşı, kümes kapasitesi, kümes havalandırması, üretim çiftliğinde başka tür ya da yaş grubundan kanatlı hayvanların varlığı ve ısıtma değişkenleri hijyen indeksinde yer almıştır. Seçilen regresyon modelinin belirtme katsayısı (R2)  modelin, broiler verimlilik indeksi açısından sürüler arasında gözlenen farklılığın % 49’unu açıklayabildiğini göstermiştir. BVİ ile Hİ arasında pozitif ve önemli (p<0.01) bir ilişki (r=0.703) bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, broiler verimliliğinin hijyen değişkenlerinden önemli ölçüde etkilendiği ve kümes, ekipman, sürü idaresi ve sağlık koruma ile ilgili hijyen değişkenlerinde yapılacak bazı iyileştirmeler ile verimlilikte önemli artışların sağlanabileceği söylenebilir.

Anahtar kelimeler: Broiler, broiler verimlilik indeksi, hijyen, sağlık koruma

 

Relationship between broiler performance and hygiene variables

 

Abstract: The objective of this research was to determine the effects of some hygiene variables on performance of commercial broilers. Investigation data coming from 1430 commercial broiler flocks kept on 298 broiler production units were collected in  sixteen months of time from April 1999 to October 2000. European Efficiency Factor (EEF: dependent variable) was used as a quantitative measure of the flock performance. Thirty seven hygiene variables (independent variables) with two responses were defined. The stepwise regressions were performed using of a software program. An index for hygiene (HI) variables associated with EEF was developed at the end of analysis. In the final regression model, the following hygiene variables were found to be significantly (p<0.01) associated with broiler performance: epidemic diseases, dead-bird management, structure of the house, distance to the nearest poultry house, removal of litter in the end of rearing period, disinfection of the footwear at the entrance of broiler house, age of broiler house, flock size, type of ventilation system, presence of different age groups or other poultry in the farm, and heating system. The coefficient of determination (R2) showed that the model could explain 49% of the differences in flock performance. HI was positively and significantly (p<0.01) correlated with EEF (r=0.703). As the result of this investigation it can be stated that efficiency of broiler flocks can be improved by means of improving the hygiene variables related with house, equipment, management and bio-security.

Key words: Broiler, european efficiency factor, hygiene, Bio-security

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kısa Bilimsel Çalışma / Short Communication

 

Bir kedide meme hipertrofisi olgusu

 

Ayhan BAŞTAN, Erhan ÖZENÇ, İlknur PİR YAĞCI, Hakkı Bülent BECERİKLİSOY

 

Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Ankara

 

Özet: Bu olgu takdiminin amacı, kedilerde nadiren rastlanan meme hipertrofisine dikkat çekmekti. Bu çalışmanın materyalini memelerinde kitleler bulunduğu şikayetiyle getirilen 5 aylık dişi Tekir bir kedi oluşturdu. Bu kitleler sağ kaudo-abdominal, sağ kraniyo-abdominal, sağ torakal, sol kaudo-abdominal, sol kraniyo-abdominal ve sol torakal meme bezlerinde hızlı (1-2 hafta içinde) diffuz bir büyüme ile karakterizeydi ve bu kitlelerin çapları sırası ile 6x5x3.5, 7x5x3, 1.5x1x0.6, 2x2x1.5, 1.5x1x0.8 ve 4x3x2.5 cm olarak ölçüldü. Sağ ve sol inguinal meme lobları normal yapıdaydı. Etkilenen meme loblarında süt sekresyonu vardı, nekroz veya yangı belirtisi yoktu. Yapılan klinik muayene ve  vaginal sitoloji ile olgunun meme hipertrofisi olduğuna karar verildi. Tedavi amaçlı ovariohisterektomi (OHE) yapıldı. Operasyondan sonra Corpus luteum'un (CL) saptanması ile de tanı doğrulandı. Operasyondan 7 gün sonra hipertrofinin ilk başladığı sağ kaudo-abdominal meme bezi dışındaki meme lobları kendiliğinden normale dönerken, bu meme bezi operasyonu takip eden 14 gün içinde normal durumuna döndü. Sonuç olarak meme hipertrofisine genellikle luteal progesteron altındaki genç kedilerde rastlandığı ve OHE'nin etkili bir tedavi yöntemi olabileceği kanısına varıldı.

Anahtar kelimeler: Kedi, meme hipertrofisi, ovariohisterektomi

 

A case of mammary hypertrophy in a female cat

 

Summary: The aim of this case report was to attract attention to the mammary hypertrophy which occurs rarely in the young female cats. A 5 month-old the Tekir female cat suffering from mammary gland nodules brought to the clinics was the material of this case. These nodules were charecterized by rapid (over 1 to 2 weeks) diffuse enlargement of right caudo-abdominal, right cranio-abdominal, right thoracal, left caudo-abdominal, left cranio-abdominal and left thoracal mammary glands and the size of these nodules ranged from 6x5x3.5; 7x5xz3; 1.5x1x0.6; 2x2x1.5; 1.5x1x0.8 and 4x3x2.5 cm, respectively. Right and left inguinal mammary glands were normal in appearence. The milk secretion in affected mammary glands was found. However, necrosis and inflammation were not found. According to the clinical examinations and vaginal cytology, the case was diagnosed as mammary hypertrophy. Ovariohysterectomy was performed for the treatment of mammary hypertrophy. There was a CL on one of the ovaries that confirmed the diagnosis. After the operation, mammary glands involuted spontaneously 7 days following except for right caudo-abdominal mammary gland which regressed 14 days following. In conclusion, mammary hypertrophy usually occurs in young cats under the influence of luteal progesterone, and OHE may be considered as an effective treatment method.

Key words: Cat, mammary hypertrophy, ovariohysterectomy

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kısa Bilimsel Çalışma / Short Communication

 

Bir kedinin alt göz kapağında yassı hücreli karsinom olgusu ve rotasyonal deri grefti ile sağaltımı

 

F. Eser ÖZGENCİL, Rıfkı HAZIROĞLU1, Kamuran PAMUK2, Recai TUNCA3

&nb