Yüksek Öğretime İlişkin ilke ve Görüşler

Yüksek Öğretime İlişkin ilke ve Görüşler

Yükseköğretim Kanunu’nun 20 yılı aşan uygulamasından sonra Milli Eğitim Bakanlığı tarafından üniversitelerden konuya ilişkin görüş istenmesi üzerine kamuoyundaki farklı değerlendirmeleri de dikkate alan Ankara Üniversitesi Senatosu; yükseköğretimin temel ilkeleri ile akademik ve idari yapılanma konusundaki görüşlerini saptamıştır. Üniversitemiz, yükseköğretime ilişkin temel ilkeleri belirlerken ilk ve orta öğretimi de kapsayan “Türk Eğitim Sistemi ve Uygulamaları” konusundaki görüşlerini de ortaya koymayı kaçınılmaz görmüştür. Senatomuz, Türk eğitim sistemi ve uygulamalarına ilişkin önerilerini, Eğitim Bilimleri Fakültemiz tarafından hazırlanmış olan konuya ilişkin raporu tümüyle benimseyerek oluşturmuştur. Yüksek öğretime ilişkin görüşler bu temel ilkeler doğrultusunda belirlenmiştir. Bu nedenle, öncelikle Türk eğitim sistemine, arkasından yükseköğretimin temel ilkelerine ilişkin görüşlerimizi Milli Eğitim Bakanlığı’na, Yükseköğretim Kurulu’na ve Kamuoyuna sunuyoruz. Türk eğitim sistemine, özellikle Yükseköğretime ilişkin kanun tasarısı hazırlanması durumunda, konuya ilişkin ayrıntılı görüşlerimizi katılmak istediğimiz hazırlık aşamasında veya taslağın katılımımız dışında hazırlanması halinde bu taslağa ilişkin görüşlerimizi ayrıca açıklayacağız.

I. TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ VE UYGULAMALARINA İLİŞKİN ÖNERİLER

Milli Eğitim Temel Kanunu’nda belirtilen genel amaç ve ilkeler doğrultusunda ve Avrupa Birliği’ne hazırlık çalışmalarını da içine alan çağdaş gelişmeler ışığında, eğitim sistemimizde yeniden düzenleme, geliştirme ve iyileştirme hedeflerine yönelik olarak Üniversitemiz görüşünün belirlenmesine temel oluşturabilecek nitelikteki bazı öneriler Eğitim Bilimleri Fakültesi “Fakülte Kurulu”nun 30.12.2002 tarihli toplantısında, aşağıdaki biçimiyle kabul edilerek Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’ne sunulmasına karar verilmiştir:

  • Tüm eğitim uygulamalarımızda; “Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, demokrat ve laik, ulusal ve uluslararası değerleri benimsemiş, eleştirel düşünme gücü gelişmiş öğrenciler yetiştirmeyi hedefleyen “Ulusal Eğitim Politikaları” uygulamalarına önem verilmelidir. Bu çerçevede, tüm eğitim kademelerinde yürütülen eğitim programlarının içeriği çağdaş ve bilimsel olmalı; laik ve demokratik bir toplumun temelini oluşturan sorumluluk bilincine sahip ve eleştirel düşünme gücü gelişmiş bireyler yetiştirmeyi hedeflemelidir.
  • Eğitim sistemimizdeki tüm yeniden düzenleme, geliştirme ve iyileştirme çalışmaları bir “sistem yaklaşımı” çerçevesinde, bilimin ve özellikle eğitim bilimlerinin ışığı altında; Milli Eğitim Bakanlığı ve Üniversiteler başta olmak üzere bütün ilgili tarafların etkili bir işbirliği’ne dayalı olarak ele alınmalıdır.
  • Avrupa Birliği’ne tam anlamıyla hazır; ilk sekiz yılı kesintisiz olmak üzere, aday olduğumuz Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda ve gelişmiş ülkelerdekine benzer bir biçimde, zorunlu eğitim süresinin 9-12 yıl olduğu, ülke genelinde kız ve erkeklerde ilköğretim düzeyinde okullaşma sorununun çözüldüğü, her türlü bilgi teknolojilerinin sınıf ortamında ve sınıf dışında öğrenci ve öğretmenlerce kullanıldığı, yönlendirme uygulamalarının uzman elemanlarca ve psikolojik ölçme araçlarından yararlanılarak yapıldığı bir eğitim sistemi hedeflenmelidir.
  • Zorunlu eğitim süresinin uzatılması; ortaöğretimde mesleki ve teknik programlara yönelmenin lisenin son yıllarına çekilmesine, hatta ortaöğretime entegre kısa dönemli yükseköğretim programlarına (tertiary education) yönelmeyi gerekli kılacaktır. Günümüzde birçok OECD ülkesinde bu model geliştirilmekte ve uygulamaya konulmaktadır. Avrupa Birliği üyesi olacak Türkiye’nin benzer modellere geçişi kaçınılmaz olacaktır. Bu yöndeki uluslararası çalışma ve araştırma projelerine katılma başta olmak üzere, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, YÖK ile eşgüdüm de sağlanarak, gerekli hazırlıklara başlanmalıdır.
  • Tüm eğitim kademelerinde; maddi olanaksızlıklar nedeniyle eğitimini devam ettirmekte zorlanan veya engellerle karşılaşan öğrencilerin sistemden kopmadan öğrenimlerini sürdürmelerini olanaklı kılan “destekleme programları” geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.
  • Tüm eğitim kademelerinde okullaşma oranlarının artırılması, eğitim-öğretim hizmetlerinde kalitenin yükseltilmesi gerekliliklerinin bir sonucu olarak; eğitime ayrılan kaynakların artırılması sağlanmalıdır.
  • İlköğretime hazırlık sağlamak, üst öğretim düzeylerinde başarıyı artırmak ve öğrenciler arasında giriş düzeyindeki büyük farklılıkları azaltarak “öğrenmeye hazır olarak” okula başlayabilmelerini sağlayabilmek için okulöncesi eğitim kurumlarının yaygınlaştırılması; halen okulöncesi eğitimde yaklaşık % 10 olan okullaşma oranının gelişmiş ülkelerde olduğu gibi % 100′lere yükseltilmesi gerekmektedir. Üniversitelerimizin mevcut okulöncesi öğretmenliği programları bu alandaki ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. Üniversitelerimizin bu alana öğretmen yetiştirme programlarının sayı ve kapasitesini artırma yanında, öğretim elemanı yetiştirmeye önem verilmelidir. Devletin yükünü azaltması bakımından özel sektör kuruluşlarının okulöncesi eğitim kurumları açmaları teşvik edilmelidir.
  • Orta vadede Avrupa Birliği normlarında bir temel eğitim ve orta eğitimi gerçekleştirmemiz halinde, temel eğitim döneminden itibaren etkili bir biçimde yürütülecek “Rehberlik ve Danışmanlık” ve “Yönlendirme” hizmetleri çerçevesinde öğrencilerin yetenekleri, ilgileri ve diğer psikolojik özellikleri doğrultusunda yükseköğretime geçişi mümkün olabilecektir. Bunun için yükseköğretim kurumlarımızın da gelişmiş ülkeler standartlarına ulaşması gereklidir. Böylece öğrenci istediği bir yükseköğretim programına yetenekleri, ilgileri ve akademik performansına göre başvurabilirken, üniversiteler de istedikleri nitelikteki öğrencileri kendi belirleyecekleri ölçütlere göre seçerek alabileceklerdir. Böyle bir model hem çağdaş, hem de dershane-üniversite giriş sınavı kısır döngüsünü ortadan kaldıracak bir model olarak düşünülebilir. Belirtilen modelin işlerlik kazanabilmesi için; eğitim sistemimizdeki “öğrenci başarı gelişimini değerlendirme” ve tüm “yönlendirme” etkinliklerinin; “MEB Ölçme ve Değerlendirme Sistemi Özel İhtisas Komisyonu Raporu-1990”daki ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilmesi uygun olur.
  • Eğitimin her kademesinde öğrencilerin rehberlik (Eğitsel, Mesleki ve Kişisel) gereksinimlerini karşılamak üzere Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri’ne (Öğrenci Kişilik Hizmetleri’ne) yer verilmeli, bu konudaki eksiklikler giderilmeli; bu hizmetlerin profesyonel elemanlarca (Rehberlik ve Psikolojik Danışma Uzmanları’nca) yürütülmesi sağlanmalıdır.
  • Yönlendirmede ve yükseköğretime girişte; Öğrencinin mezun olduğu ortaöğretim programına paralel bir yükseköğretim programına yönlenmesinde özendirici yöntemler geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.
  • Yönlendirme esaslarına ve uygulamalarına göre oluşturulan ortaöğretim kurumu genel olarak, çok amaçlı ve programlı bir okul (lise) olmalıdır. Bu çerçevede, ortaöğretim sistemimizde ortaya çıkan ve son yıllardaki Milli Eğitim Şuraları’nda da büyük eleştirilere neden olan ve sayıları çağdaş eğitim sistemlerinde görülmeyen ölçüde artmış bulunan lise türü karmaşasına da son verilmelidir.
  • Mesleki ve teknik lise (program) mezunlarının kendi alanlarında yükseköğretim kurumlarına devam edebilmelerine, özendirme yöntemleri ile, işlerlik kazandırılmalı; bunlardan üniversiteye girmek isteyenlerin hazırlanacak “lise fark programı”na katılmaları ve başarmaları sağlanmalıdır.
  • Ortaöğretim, çağdaş toplumlarda olduğu gibi, mesleki ve teknik eğitime ağırlık verilmek üzere yeniden yapılandırılmalıdır. Ortaöğretimden (liseden) sonra yükseköğretime devam edemeyenler için, iş hayatına hazırlayıcı beceriler kazandıran programlar geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.
  • Üniversiteye Giriş; “iki Aşamalı Sınav Sistemi” biçiminde yeniden ele alınmalı; bu sınav sistemi ile birlikte, bazı yükseköğretim kurumlarına (Tıp programları, Öğretmen Yetiştirme Programları vb.) ek sınav-mülakat yapma olanağı sağlanmalıdır.
  • Milli Eğitim Bakanlığı’nın merkez ve taşra örgütlerinde, eğitim bilimlerinin çeşitli dallarında (Rehberlik ve Psikolojik Danışma, Ölçme ve Değerlendirme, Program Geliştirme, Eğitim Yönetimi ve Teftişi, Özel Eğitim, Halk Eğitimi v.b.) uzman elemanlar çalıştırma ihtiyacının olduğu bilinmektedir. Bunun için eğitim sistemimizde, XI. Milli Eğitim Şurası kararları çerçevesinde tanımlanan eğitim uzmanlarının yer alması ve hizmetlerinden etkili bir biçimde yararlanılması sağlanmalıdır. Bu çerçevede; a. Eğitim uzmanlarının yetiştirilmesi, görev tanımları ve istihdamı gibi hususların yasal bir çerçeveye oturtulması gerekli görülmektedir. b. Eğitim uzmanlığı, sistemde gerçek yerini almalı, “atamalı uzmanlık” değil, bir yetiştirme programından (tercihen Yüksek Lisans) geçmeye dayanan, diğer bir anlatımla “yeterliliğe dayalı uzmanlık” esas alınmalıdır.
  • Bazı eğitim kurumlarının ve elemanların (uzmanların) teftişi – denetimi özel bir yetiştirme programından geçmeyi gerektirmektedir (Özel Eğitim Kurumlarında, Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde, Okul Rehberlik Servislerinde v.b. çalışan uzman elemanların teftişi gibi). Bu çerçevede, başta Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi olmak üzere, ilgili üniversite ve fakültelerle işbirliği yapılarak eğitim sistemimizdeki denetim elemanları (müfettişler) yetiştirme konusundaki eksiklikler giderilmelidir. Bu eksikliklerin giderilmesinde tezli ve tezsiz yüksek lisans programlarından yararlanılabilir.
  • • Eğitimin tüm kademelerinde ve uygulamalarda eğitim-öğretim; “öğretmen merkezli” ya da “program merkezli” değil, “ÖĞRENCİ MERKEZLİ” olmalı; öğretim programları bireyselleştirmeye uygun olarak hazırlanmalı, sınıf ortamları “öğretimin bireyselleştirilmesi’ne uygun hale getirilmelidir (Sınıf mevcutları azaltılmalı; eğitim ortamlarında ders araç-gereçleri, materyaller, bilgisayar donanımları vb. sağlanmalıdır).
  • Çağımızın çok önemli bir gelişmesi olan “Bilgisayar Destekli Eğitim-Öğretim programları”ndan etkili bir biçimde yararlanma ve bunu yaygınlaştırma uygulamalarına hız verilmelidir.
  • Eğitimde fırsat eşitliği ilkesi, demokratik toplumların temel koşullarından birisidir. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde yaşayan “tüm özel eğitime gereksinimi olan bireyler”in(engelliler, üstün yetenekliler, kültürel farklılığı olanlar, sınıfta öğrenme riski oluşturanlar vb.) gereksinimleri doğrultusunda eğitim almaları sağlanmalı ve bu eğitimin en az kısıtlayıcı ortamda (kaynaştırma) sürdürülmesi hedeflenmelidir.
  • Eğitimde kaliteyi olumsuz yönde etkileyen, öğrencileri atalete ve disiplinsizliğe iten, öğreten (öğretmen) ve öğrenci arasındaki ilişkileri zedeleyen; çağdaş eğitim sistemi ve uygulamalarında hiç yeri olmayan “ÖĞRENCİ AFFI” vb. uygulamalar gündeme getirilmemelidir.
  • Tüm eğitim kademelerimizde okul-aile işbirliği istenilen düzeyde değildir. Bu işbirliğini geliştirmek amacıyla ailelerin okul etkinliklerine ve okul yönetimine daha aktif olarak katılmalarını sağlayacak sistemler geliştirilmeli, düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Öğretmenler ve yöneticiler başta olmak üzere, eğitim personelinin; çağdaş gelişmeleri ve yeni bilgileri takip edebilme ve özellikle çağdaş öğretim yöntem ve teknikleri izleyebilme çerçevesinde, üniversitelerle de işbirliği yapılarak, “Hizmet-içi Eğitim Programları”na önem verilmeli ve bu programların uygulanmasına süreklilik kazandırılmalıdır.
  • Öğretmenlerin ve diğer eğitim personelinin lisansüstü eğitim programlarına katılmaları özendirilmelidir. Bu özendirici önlemler çerçevesinde, lisansüstü eğitim gören öğretmenlere ek puan, ücret artışı ve tayin kolaylıkları sağlanmalı ve meslekte ilerlemeleri kolaylaştırılmalıdır.
  • 1997 yılında yürürlüğe konmuş olup, düzeltilmeye muhtaç yönleriyle ve bazı önemli sınırlılıklarıyla, halen uygulamada olan “Öğretmen Yetiştirme Programları”nın tümü, özellikle öğretmenlik formasyonu kazandıran dersler ve içerikleri bakımından; Türkiye’nin dünyaca da örnek gösterilen deneyim ve birikimlerinden de yararlanılarak, eğitim bilimlerinin temel gerekliliklerini de karşılayan bir biçimde yeniden ele alınarak düzenlenmelidir. Ayrıca, Öğretmen yetiştirmede niceliğin yanında “NİTELİK” konusu ön plana çıkarılmalıdır.
  • Son yıllarda yükseköğretime çağ nüfusunun yaklaşık % 25’ine okullaşma olanağı sağlanmış olmasına karşılık Avrupa Birliği ve gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında bu oran çok düşüktür. Bu oranın ilk aşamada % 50’lere, ikinci aşamada da % 60-75’lere çıkarılması hedeflenmelidir. Halen birçok yeni üniversitemizde yeter sayıda ve nitelikli öğretim elemanı bulmada güçlük çekilmekte, yasal olarak kuruluşu gerçekleşmiş kurumlarımız faaliyete geçirilememektedir. Bu nedenle, başta yurt içinde gelişmiş üniversitelerimiz olmak üzere, yurt dışında gelişmiş saygın üniversitelerde öğretim üyesi yetiştirme politikaları ve uygulamalarına devam edilmelidir. Özellikle yurt dışında yetiştirme programlarında yerli üniversiteler ve öğretim üyelerini de işin içine katacak “Ortak Danışmanlık”, “Ortak Lisansüstü Eğitim Programı” gibi hem maliyeti düşürecek, hem ihtiyaçlara dönük, hem de Türk Üniversitelerini de dışa açabilecek yaklaşımlara gidilmesi önemli görülmektedir. Ayrıca TÜBA’nın yurt içi-yurt dışı bütünleştirilmiş doktora programları uygulamalarına bu çerçevede önem verilerek süreklilik kazandırılmalıdır. Yapılacak yükseköğretim planlaması çerçevesinde öğretim üyesi yetiştirilmesi kısa, orta ve uzun vadede yapılması gerekenler biçiminde planlanmalı, “yıllık programlar” şeklinde uygulanmalıdır. Yurt içindeki üniversitelerimizden sadece belirli bir kaliteye ulaşmış olanların lisansüstü eğitim yapmasına izin verilmelidir. Mevcut öğretim elemanlarımızın kendilerini yenilemeleri için gerekli olanaklar yaratılmalıdır.
  • Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra örgütlerinde “öğretmenlik”i esas alan yapılanma yerine “eğitim uzmanlığı”nı esas alan bir yapılanmaya gidilmelidir. Avrupa Birliği’ne aday bir ülke olarak bu husus daha da önemli görülmektedir. Bugünkü yapılanmanın yerine eğitimin çeşitli kademeleri ile ilgili (Temel eğitim, orta ve yüksek eğitim, yaygın eğitim, hizmetiçi eğitim vb) alanlarda araştırma-geliştirıne misyonunu yerine getirebilecek, uluslar arası gelişmeleri izleyebilecek uzmanlardan oluşan “bölüm” yapısına gidilmelidir. Bu bölümler bürokratik yapılanmadan arındırılmalı ve yetki ile çalışabilmelidir (UNESCO, OECD ve Dünya Bankası Modellerinde olduğu gibi).
  • Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu yeniden yapılandırılarak batılı örneklerinde olduğu gibi (Board of Education) eğitimde devlet politikalarının belirlendiği ve eğitim programları başta olmak üzere, çeşitli uzmanlık alanlarında AR-GE çalışmalarının yapıldığı yarı özerk bir kuruluş haline getirilmeli, üyelikleri için yabancı dil bilme ve lisansüstü derece koşulu getirilmelidir.
  • Milli Eğitim Bakanlığı yurt dışı teşkilatı yeniden yapılandırılmalı; görev alacak personelin asgari yüksek lisans eğitim almış olmasına ve yabancı dil bilmesine özen gösterilmelidir. Bu konuda üniversite öğretim üyelerinden de yararlanma yoluna gidilmelidir.
  • Avrupa Birliği eğitim verilerinin yer aldığı internetteki “Eurobase” veri bankasında yer almayan Avrupa Birliğine üye ya da aday tek ülke Türkiye’dir. Bu eksiklik süratle giderilmelidir. Aynı şekilde birliğe üye ülkelerle aday ülkelerin birçoğunun okullarının yer aldığı ve eğitim deneyimlerinin paylaşıldığı “European School Net”e Türk okullarının da dahil edilmesi için gerekenler yapılmalıdır.
  • Başta kırsal kesimde görev yapan öğretmen ve yöneticilerin hizmet-içi eğitimi olmak üzere, yazışmalarda internet olanaklarından yararlanılmalıdır.

II. YÜKSEKÖĞRETİMDE TEMEL İLKELER

  1. Eğitim, cumhuriyetimizin temel ilkelerine ve bilimin evrensel gereklerine uygun olmalıdır.
  2. Bilimsel rekabet ortamında temel akademik standartları sağlamak koşuluyla çeşitlilik esas olmalı, üniversiteler bilimsel olarak kendi güçlü yönlerini belirleyip öne çıkarabilmelidir.
  3. Yapılacak düzenlemeler eğitimin kalitesini arttırmaya ve üniversitelerin özgün bilim ve teknoloji üretme işlevlerini ön plana çıkarmaya yönelik olmalıdır.
  4. Üniversiteler kalite güvencesi, özdenetim ve ‘Akreditasyon’ sürecinde olmalı; bu süreç uluslararası standartlara göre oluşturulup işletilmelidir. Yurt dışından alınan üniversite diplomalarının denkliği de bu çerçeve içinde ele alınmalıdır.
  5. ‘Bilimsel Etik’ kavramı ön plana çıkarılarak, akreditasyon ve bilimsel etik değerlerinin yerleşmesi sağlanmalıdır.
  6. Öğretim üyeliğini cazip hale getirecek ve araştırmacı insan gücünü üniversitelere çekecek ortam ve olanaklar yaratılmalıdır.
  7. Merkeziyetçi bir yönetim anlayışı yerine, kişilerden çok kurumlara ve bunların kurullarına yetki veren yaklaşım benimsenmelidir.
  8. Üniversitelerin belli bilim alanlarına göre bölünmesi, evrensel üniversite anlayışı ile bağdaşmaz. Akademik çeşitlilik; çok disiplinli etkileşim ve bilgi üretimi için üniversiteye anlam katan önemli bir kavram olarak korunmalıdır.
  9. Türkçenin eğitim ve bilim dili olarak kullanılması ilkesi esastır. Ancak gereksinim ve koşullar nesnel biçimde belirlenmek koşuluyla yabancı dille eğitime de olanak tanınabilir.
  10. Bilimsel özerklik yanında idari ve mali özerklik açısından da üniversitelerin güçlendirilmesi, buna olanak sağlayacak kaynakların tahsisi zorunludur.
  11. Vakıf üniversitelerinin kuruluşuna, mali öz kaynak ve nitelikli akademik kadro sağlamış olmaları koşuluyla ve devlet üniversitelerinde geçerli ilkelerle çalışmak üzere izin verilmelidir.
  12. Haklı gerekçeler olmaksızın gündeme gelen öğrenci ve öğretim elemanları affının üniversitelerde kaliteyi düşüren ve beraberinde pek çok olumsuzluk getiren bir uygulama olduğu dikkate alınmalı ve bu yöndeki öneriler kabul edilmemelidir.
  13. ÖSYM nin kamuoyunda oluşturduğu haklı güvenin korunması için, mevcut statüsünde herhangi bir değişiklik yapılmamalıdır.
  14. Türk eğitim sistemine yön verecek yeni düzenleme çalışmaları yapılırken, -başta Ankara Üniversitesi olmak üzere- üniversitelerin aktif katılımı sağlanmalıdır. Bu çalışmalardan sağlıklı sonuç alınabilmesi uygun bir sürenin ayrılması zorunludur. Ankara Üniversitesi, bu temel ilkeleri belirtilmekle birlikte, yükseköğretimi düzenleyecek kanun taslağının katılımı dışında hazırlanması halinde, bu taslağa ilişkin görüş ve uyarılarını ayrıca belirtecektir.